Ödipus Karmaşası(Ödipus Kompleksi) Nedir Ve Psikanalizdeki Yeri Nerededir?
Ödipus karmaşası, psikanalitik kuramın merkezinde yer alan; insan zihninin yapısal organizasyonunu, kişilik örgütlenmesini ve nevrotik çatışmaların kökenini açıklayan en stratejik kuramsal kavrayışlardan biridir. Sigmund Freud'un insan ruhsal aygıtını anlamlandırma yolculuğunda kurduğu bu çerçevenin temelinde, bireyin doğuştan getirdiği libidinal ve agresif dürtülerin toplumsal ve ailevi gerçeklikle çelişmesi yatar. Zihnin id, ego ve süperego olarak üçlü yapısal katmana ayrışması ve bilincin topografik katmanlarının (bilinç, bilinçöncesi, bilinçdışı) şekillenmesi doğrudan ödipal evrede yaşanan çatışmalar ve bu çatışmaların kaderiyle ilintilidir. Çocukluk döneminde arzu, yasak, rekabet ve suçluluk ekseninde biçimlenen bu dinamik süreç, bireyin hem içsel nesne ilişkilerini hem de ruhsal cinsiyet kimliğini ve vicdan yapısını kalıcı olarak örgütler.
1.1. Kavramsal Tanım Ve Sofokles Tragedyasından Kuramsal Zemin
Sigmund Freud, kuramsal modelini inşa ederken Klasik Yunan edebiyatının Sofokles tarafından kaleme alınan Oedipus Rex (Kral Oedipus) tragedyasından esinlenmiştir. Tragedyada farkında olmaksızın babasını öldürüp annesiyle evlenen Kral Oedipus'un mitolojik öyküsü, Freud'un zihninde insan bilinçdışının en derin ve evrensel arzularını simgeleyen bir mite dönüşür. Freud'a göre medeniyetin inşası ve toplumsal düzenin kurulabilmesi, birincil dürtülerin denetim altına alınması ve aile yapısının sarsılmaz kurallarla korunması zorunluluğundan doğmuştur.
Ailenin medeniyete dönüşebilmesi için koyulan ilk ve en temel kural ensest yasağıdır (incest taboo). Çocuk, birincil nesnesi olan ebeveyniyle cinsel ilişkiye giremez ve ondan çocuk yapamaz. Dürtü kuramı çerçevesinde değerlendirildiğinde; insan nesnesi doğuştan itibaren libidinal (cinsel, birleştirici, sahip olma) ve agresif (yıkıcı, öfkeli, ortadan kaldırıcı) dürtü birimleriyle yüklüdür. Bu dürtüler nesnesine ulaşmak için amansız bir gerilim (tansiyon) üretir. Ancak toplumsal gerçeklik ve Babanın Yasası ile simgelenen ensest yasağı, bu arzuların doğrudan deşarj edilmesini engeller. Böylece bilinçdışı arzular ile dışsal yasa arasındaki gerilim, ruhsal aygıtın ilk majör çatışma odağını oluşturur.
"İnsanoğlu doğuştan itibaren libidinal ve agresif dürtülerini deşarj etmeye programlanmıştır. Ancak medeniyetin kurulabilmesi ve ailenin korunabilmesi için bu dürtülerin kontrol altına alınması şarttır. Kral Oidipus hikayesindeki temel çelişki, arzunun nesnesine doğrudan ulaşma baskısı ile ensest yasağının getirdiği kaçınılmaz ruhsal engel arasındaki şiddetli gerilimden kaynaklanır."
1.2. Psikoseksüel Gelişim Haritası Ve Ödipal Evrenin Konumu
Ruhsal gelişim haritasında ödipal evre, yaklaşık 3 ila 6 yaşlar arasına (özellikle 3.5, 4 ve 5 yaşlarına tekabül eden fallik döneme) denk gelir. Bu dönemden önceki preödipal süreçler (oral ve anal evreler), daha çok çocuk ile bakım veren (genellikle anne) arasındaki ikili (diyadik) ilişki zemininde seyreder. Preödipal dönemde çocuğun dünyası birincil nesneye tam bağımlılık, beden sınırlarının keşfi ve kendilik ile öteki arasındaki ayrışma mücadeleleriyle doludur.
Ödipal evreye geçişle birlikte ilişkisel yapı radikal bir biçimde değişerek ikili yapıdan üçlü (triangüler) ilişkisel yapıya evrilir. Çocuğun ruhsal dünyasına babanın ve diğer üçüncü kişilerin temsilci olarak girmesi, nesne ilişkilerinde rekabet, kıskançlık ve sınır kavramlarını devreye sokar. Zihinsel organizasyon ikili bağımlılıktan üçlü dengelere sıçradıkça, çocuk hem arzulayan hem de nesnesini bir başkasıyla paylaşmak zorunda kalan bir konuma geçer.
| Gelişimsel Evre | İlişki Yapısı | Temel Çatışma / Kaygı | Ruhsal Organizasyon Seviyesi |
| Preödipal Evre (Oral / Anal) | İkili (Diyadik: Çocuk – Anne) | Terk edilme, yutulma, parçalanma, nesne kaybı | Birincil kendilik-nesne ikiliği, ilkel savunmalar (Bölme, Projeksiyon) |
| Ödipal Evre (Fallik / 3-6 Yaş) | Üçlü (Triangüler: Çocuk – Anne – Baba) | Hadım edilme (Kastrasyon), rekabet, ceza ve suçluluk kaygısı | Üçlü nesne ilişkileri, İd-Ego-Süperego ayrışması, bastırma mekanizması |
Bu üçlü ruhsal yapının çocukluktaki gelişimi, erkek ve kız çocuklarında belirgin biçimde farklı gelişimsel patikalar izleyerek ruhsal cinsiyet kimliğinin temellerini atar.
2. Erkek Ve Kız Çocukta Ödipal Çatışmanın Gelişimi
Ödipal çatışmanın seyri, erkek ve kız çocuklarda birincil nesneyle kurulan bağın niteliği ve anatomiye atfedilen ruhsal anlamlar nedeniyle farklı gelişimsel hatlar izler. Her iki cinsiyet de başlangıçta birincil bakım veren olarak anneye bağlı olsa da, ödipal karmaşanın çözümlenme biçimi ve eşlik eden temel kaygılar erkek ve kız çocukta özgün ruhsal mekanizmaları harekete geçirir.
2.1. Erkek Çocukta Ödipal Çatışma Dinamikleri Ve Hadım Edilme Kaygısı
Erkek çocukta ödipal süreç, birincil libidinal arzuların karşı cinsten ebeveyne (anneye) yöneltilmesiyle ivme kazanır. Çocuk, anneyi tamamen kendisine ait kılmak, onun tek arzu nesnesi olmak ister. Ancak bu arzunun karşısında hemcins ebeveyn olan baba dikilmektedir. Baba, hem anneye sahip olan güçlü bir rakip hem de çocuğun agresyon ve kıskançlık duyduğu otorite figürüdür.
Bu rekabet ortamında erkek çocuğun ruhsal aygıtını sarsan temel dinamik Kastrasyon Kaygısı (Hadım Edilme Korkusu) olarak belirir. Çocuk, babaya karşı beslediği düşmanca ve yıkıcı arzuların baba tarafından fark edileceğinden ve babanın misilleme olarak kendisini cezalandıracağından (3.5-4-5 yaş çocuğunun panik ve korkusuyla organını yok edeceğinden) dehşet düzeyinde korkar. Babanın gücü karşısında duyulan bu misilleme korkusu, arzulardan vazgeçilmesini ve çatışmanın bastırılmasını sağlayan ana motor işlevi görür.
- Libidinal Yönelim: Anneyi birincil arzu ve sahip olma nesnesi olarak seçme, onun ilgisini tek başına domine etme çabası.
- Agresif Rekabet: Rakip olarak algılanan babaya karşı bilinçdışı öfke, kıskançlık ve babayı ortadan kaldırırma/yok etme fantezileri.
- Kastrasyon Paniği: Babanın misilleme yapacağı, çocuğun yasak arzuları nedeniyle beden bütünlüğüne zarar vereceği yönündeki gelişimsel kaygının kristalleşmesi.
- Arzudan Vazgeçiş Ve Bastırma: Misilleme korkusunun şiddeti karşısında anneye yönelik cinsel arzuların ve babaya yönelik agresyonun bilinçdışına bastırılması.
2.2. Kız Çocukta Ödipal Yönelim, Penis Hasedi Ve Elektra Karmaşası Tartışmaları
Kız çocuğun ödipal gelişimi, erkek çocuğa kıyasla daha karmaşık bir nesne değişimi sürecini içerir. Kız çocuk da başlangıçta birincil nesne olan anneye bağlıdır; ancak fallik dönemde cinsiyet farklılıklarını algılamasıyla birlikte ruhsal aygıtta bir eksiklik ve kayıp duygusu şekillenir. Freudyen çerçevede "Penis Hasedi" olarak tanımlanan bu durum, kız çocuğun anneyi kendisini eksik yarattığı gerekçesiyle suçlamasına ve birincil nesneden koparak babaya yönelmesine yol açar.
Kız çocuk, babadan arzuladığı nesneyi alma beklentisiyle yönelimini değiştirirken, anne bu kez rekabet edilen rakip konumuna geçer. Carl Gustav Jung'un "Elektra Karmaşası" olarak adlandırdığı, Freud'un ise "elektral ketleme" ve ödipal yönelim bağlamında değerlendirdiği bu süreçte; kız çocuk hem anneyle rekabet eder hem de onun sevgisini kaybetme korkusu yaşar. Kız çocukta hadım edilme kaygısı bir tehdit değil, yaşanmış bir olgu olarak algılandığından, çatışmanın çözümlenmesi erkek çocuğa kıyasla daha esnek ve zamana yayılan bir seyir izleyebilir.
2.3. Birincil Dişillik Ve Erken Dönem Nesne İlişkileri Eleştirileri
Klasik Freudyen görüşün dişiliği "eksiklik" veya "fallik kayıp" üzerinden tanımlaması, sonraki psikanalitik kuramcılar tarafından sert biçimde eleştirilmiştir. Karen Horney, dişilliğin bir eksiklik duygusundan değil, doğuştan gelen Birincil Dişillik yapısından kaynaklandığını vurgulamış; Freud'un penis hasedi kavramının erkek egemen kültürün bir yansıması olduğunu savunmuştur.
Melanie Klein ise ödipal karmaşayı Freud'un aksine 3-6 yaş aralığına değil, yaşamın çok daha erken dönemlerine (oral evreye ve paranoid-şizoid konuma) geri çekmiştir. Klein'a göre bebek, henüz fallik evreye ulaşmadan önceki fantezi dünyasında, birincil nesne olan annenin bedenine, memesine ve annenin bedenindeki deliklere (vajen, makat, ağız) yönelik yoğun bir merak, arzu ve istila fantezisi besler. Bebek, kendi ağız, makat veya vajinal türevli bedensel deliklerini kullanarak annenin beden deliklerine sızma, orayı ele geçirme, içindeki zenginlikleri yağmalama ya da yıkıcı agresif/libidinal dürtülerle orayı işgal etme hayalleri kurar. Klein'ın erken dönem nesne ilişkileri kuramında klasikteki fallik rekabetten çok daha önce, bedensel delikler ve bu deliklere yönelik fantazmatik girmeler/sızmalar üzerinden şekillenen ilkel bir ödipal öncül (pre-ödipal fantezi yapısı) mevcuttur.
| Klasik Freudyen Görüş | Klein / Horney Ve Erken Dönem Nesne İlişkileri Eleştirileri |
| Odak Noktası: Fallik evre (3-6 yaş), genital merkezlilik ve Kastrasyon Kaygısı. | Odak Noktası: Erken oral/anal evreler, beden delikleri (vajen, makat, ağız) ve içsel nesne fantezileri. |
| Gelişim Hattı: Kız çocuk eksiklik algısıyla (penis hasedi) anneyi terk edip babaya yönelir. | Gelişim Hattı: Birincil dişillik doğuştan vardır (Horney); Ödipus erken anne bedeninin işgali ve dengelenmesiyle başlar (Klein). |
| Çözümlenme Motoru: Babanın ceza/hadım etme tehdidiyle arzuların bastırılması. | Çözümlenme Motoru: Suçluluk, onarma (reparation) dürtüsü ve ilkel nesne ilişkilerinin bütünleşmesi. |
Ödipal çatışmanın şiddeti ve katmanları ne olursa olsun, ruhsal dengenin ve olgun bir kişilik organizasyonunun tesis edilmesi ancak çatışmanın başarılı bir çözümlenme sürecinden geçmesiyle mümkündür.
3. Ödipal Çözümlenme Ve Süperego Oluşumu
Ödipal karmaşanın çözümlenmesi, bireyin çocuksu ensestiyöz arzularından ve yıkıcı rekabetçi isteklerinden vazgeçerek dış gerçeklikle ve toplumsal normlarla uzlaşması anlamına gelir. Süpervizyon gözüyle bakıldığında bu süreç, çocukluk zihnindeki çatışmanın sadece bastırılmasıyla kalmaz; vicdan, ahlak ve içselleştirilmiş ebeveyn otoritesinin ruhsal aygıtta kristalleşerek Süperego ve Ego İdeali yapılarını inşa etmesiyle sonuçlanır.
3.1. Çözümlenme Mekanizmaları: Babanın Yasası Ve Ensest Yasağı
Çatışmanın yatışması, çocuğun hemcins ebeveynle girdiği rekabetin imkansızlığını ve hayati riskini kavramasıyla başlar. "Babanın Yasası" ile temsil edilen toplumsal ve ailevi sınırlar, çocuğa arzu nesnesine doğrudan sahip olamayacağını öğretir. Çocuk, ceza kaygısı ve nesne sevgisini kaybetme korkusu nedeniyle dürtülerini bastırmak (repression) zorunda kalır.
Bastırılan bu dürtüler, ruhsal ekonomiklik ilkesi uyarınca tamamen yok olmaz; yön ve nesne değiştirerek toplumsal olarak kabul gören kanallara aktarılır. Burada Yüceltme (Sublimasyon) mekanizması devreye girer. Engellenen ve doğrudan deşarjı yasaklanan birincil cinsel ve saldırgan enerji; spora, entelektüel meraklara, sanata, bilime ve kültürel üretime yönlendirilir. Arzunun engellenmesi ve yüceltilmesi katmanı, medeniyetin ve bireysel yaratıcılığın temel taşıdır. Eğer dürtüler doğrudan deşarj edilseydi, birey toplumsal kurallara uyum sağlayamaz, öğrenme ve keşfetme merakı (güdülenme sistemi) gelişemezdi. Yüceltme sayesinde çocuk, enerjisini dış dünyayı keşfetmeye ve sosyal beceriler kazanmaya kaydırır.
3.2. Hemcins Ebeveynle Özdeşim Ve Süperego’nun Kristalleşmesi
Ödipal çözümlenmenin kalbinde "rekabetten özdeşime" geçiş yatar. Çocuk, yenemediği ve baş edemediği hemcins ebeveynini yok etmek yerine onunla özdeşim (identification) kurma yolunu seçer. Erkek çocuk "Babam gibi olursam, ileride ben de babam gibi bir kadına sahip olabilirim"; kız çocuk ise "Annem gibi olursam, ileride ben de annem gibi bir erkeğe sahip olabilirim" mantığını ruhsal olarak benimser.
Klasik kuram bu özdeşimi yalnızca cezalandırıcı babanın içselleştirilmesi ve cezalandırıcı bir Süperego oluşumu olarak ele alırken, Heinz Kohut'un kendilik psikolojisi perspektifi sürece hayati bir derinlik katar. Kohut'a göre sağlıklı ödipal çözümlenmede çocuk, idealize ettiği ebeveyniyle kurduğu etkileşimde "dönüştürücü içselleştirmeler" (transmuting internalizations) yaşar. Ebeveynin mükemmeliyetinin ve gücünün kademeli olarak içselleştirilmesi, yalnızca cezalandırıcı ve kısıtlayıcı bir Süperego değil, aynı zamanda bireyin kendilik değerini ve duygusal esnekliğini yaşam boyu koruyan dirençli kendilik yapılarını (self-structures) ve Ego İdeali'ni inşa eder.
- Ensest Yasağının İçe Alınması: Dışsal yasağın içsel bir kurala dönüşmesi; idin kuralsız arzularına karşı ilk ruhsal barajın kurulması.
- Ego İdeali Ve Kendilik Yapılarının Şekillenmesi: Hemcins ebeveynin olumlu niteliklerinin ve idealize edilen özelliklerinin dönüştürücü içselleştirme yoluyla bireyin ulaşmak istediği ruhsal hedef ve esnek kendilik yapıları olarak zihne yerleşmesi.
- Vicdan Ve İçsel Denetçinin Doğuşu: Ebeveyn otoritesinin içselleşerek, bireyin kendi davranışlarını, arzularını ve öfkesini yargılayan ahlaki gözlemciye (Süperego) dönüşmesi.
- Bilinçdışı Zindanların Oluşumu: Toplumsal gerçekliğe uymayan yasak arzuların topografik olarak bilinçdışına kilitlenmesi ve egonun gerçeklik ilkesine göre özerkleşmesi.
Çocukluk çağında başarıyla çözümlenemeyen, düğüm olarak kalan ödipal takılmalar ve saplanmalar; ergenlik ve yetişkinlik döneminde seans odasında aktarım dinamikleri olarak yeniden canlanır.
4. Seans Odasında Ödipal Aktarım Ve Rekabet Dinamikleri
Yetişkin psikanalitik psikoterapisinde seans odası, çocuklukta yarım kalmış veya çarpıtılmış ödipal sahnelerin yeniden oynandığı bir tiyatro sahnesine dönüşür. Çocukluktaki üçlü ilişkisel tıkanıklıklar, yetişkin yaşamda semptomlar ve otorite ilişkilerindeki örüntüler şeklinde belirebileceği gibi; seans odasında terapiste yöneltilen aktarım (transference) tezahürleriyle klinik analizin ana malzemesini oluşturur.
4.1. Yetişkin Terapisinde Ödipal Saplanmalar Ve Üçlü İlişkisel Tıkanıklıklar
Ödipal evrede yaşanan aşırı engellenmeler, travmalar veya ebeveynlerin sınır ihlalleri bireyde ödipal saplanmalara (fiksasyon) yol açar. Otto Kernberg'in yapısal tanısal çerçevesinden bakıldığında, ödipal üçgenleme ve saplanmalar nevrotik düzeydeki kişilik örgütlenmeleri ile sınırda (borderline) veya ağır kişilik bozukluklarında radikal niteliksel farklılıklar gösterir. Yüksek düzeyli nevrotik örgütlenmede ego bütünlüğü korunmuştur ve ödipal üçgenleme net bir biçimde id, ego ve süperego arasındaki içsel çatışmalar, suçluluk duyguları ve başarı korkusu etrafında döner. Sınırda (borderline) örgütlenmede ise nesne ilişkileri henüz bütünleşmediğinden ve bölme (splitting) savunması hakim olduğundan, ödipal üçgenleme preödipal nesne kaybı, parçalanma ve ilkel agresyon fantezileriyle karmaşıklaşır; ilişkilerdeki üçüncü kişiler bir rakip olmaktan ziyade ilkel bir tehdit veya yutulma nesnesi olarak algılanır.
- Otoritelerle Bitmeyen Rekabet: İş hayatındaki amirlerle, eğitmenlerle veya güçlü figürlerle (babanın türevleriyle) sürekli çatışma yaşama, onları devirme veya onlardan aşırı korkma.
- İlişkilerde Üçgenleme Ve Üçüncü Kişileri Dışlama: Evli/ilişkisi olan kişilere çekilme, ilişkilere mutlaka üçüncü kişileri dahil etme veya partnerini sürekli başkalarından kıskanarak rekabetçi ortamlara çekme.
- Başarı Korkusu Ve Suçluluk Duyguları: Bir işte başarılı olduğunda (rakip ebeveyni simgesel olarak yendiğinde) yoğun bilinçdışı suçluluk duyma, başarıyı kendi eliyle sabote etme (başarı nevrozu).
- Semptom Üretimi: Bastırılamayan ödipal arzuların ve suçluluk duygularının obsesif-kompulsif bozukluklar, cinsel işlev bozuklukları, yeme bozuklukları veya fobiler şeklinde somutlaşması.
Klinik Ödipal Saplanma Göstergeleri Analiz Listesi:
- Danışanın hayatındaki otorite figürlerini sürekli "alt edilmesi gereken rakipler" veya "cezalandırıcı zalimler" olarak algılaması.
- İkili ilişkilerde kalıcı olamama; partnerini sürekli bir ebeveyn türeviyle kıyaslama veya ilişkiyi üçüncü bir şahıs üzerinden sabote etme.
- Başarı anlarında gelen açıklanamaz panik, çökkünlük ve kendini cezalandırma eğilimleri.
- Cinsellik ve yakınlık anlarında beliren aşırı suçluluk, utanç ve ketlenme durumları.
4.2. Terapistle Rekabet, Baştan Çıkarma Ve Suçluluk Duygularının Analizi
Seans ortamında danışan, geçmişte ebeveynleriyle kurduğu ödipal ilişki kalıplarını terapiste projekte eder. Bu durum seans odasında üç temel aktarım biçimiyle karşılık bulur:
- Rekabetçi Ve Düşmanca Aktarım: Danışan, terapisti alt edilmesi gereken bir rakip (baba figürü) olarak görür. Terapistin müdahalelerini boşa çıkarmaya çalışır, onun mesleki yeterliliğini sorgular ve sezdirmeden bir güç mücadelesine girer.
- Baştan Çıkarıcı (Sedüktif) Aktarım: Danışan, terapisti birincil arzu nesnesi (anne/baba) konumuna oturtur. Terapisti cinsel veya romantik olarak baştan çıkarmaya çalışarak, çocuklukta elde edemediği ödipal zaferi seans odasında kazanmak ve analitik çerçeveyi ihlal ettirmek ister.
- İdealize Edici Aktarım: Terapisti ulaşılmaz, mükemmel ve muktedir bir otorite olarak görüp onun karşısında çocuksu bir itaat ve onay arayışı içine girme.
Klinik süpervizyon açısından en kritik alan karşı-aktarımın (counter-transference) yönetimidir. Özellikle baştan çıkarıcı (sedüktif) aktarım karşısında terapist iki büyük klinik tuzakla karşılaşır: Cezalandırıcı ve reddedici bir baba figürü gibi davranarak hastayı suçlamak (cezalandırıcı misilleme) veya hastanın baştan çıkarma hamlesine narsisistik ya da libidinal olarak yanıt vererek işbirliği yapmak (çerçevenin çökertilmesi). Analist, teknik tarafsızlığını ve nötr duruşunu koruyarak analitik çerçevenin sınırlarını tavizsiz tutmalıdır. Terapötik çerçevenin kendisi, seans odasında "Babanın Yasası"nın yaşayan ve kapsayan canlı bir temsilidir. Analist ne reddedici bir zalim ne de baştan çıkarılabilir bir nesne olmadan, sınırları koruyarak danışanın bu eyleme vurma (acting out) hamlelerini güvenli bir alanda simgeleştirmeli ve söze dökmesini sağlamalıdır.
┌────────────────────────────────────────────────────────────────────────┐
│ 💡 KLİNİK İPUCU KUTUSU: SEANS YÖNETİMİNDE NÖTR DURUŞ VE SINIRLAR │
├────────────────────────────────────────────────────────────────────────┤
│ • Aktarımı Eyleme Vurmaktan Korumak: Danışanın baştan çıkarıcı veya │
│ düşmanca hamlelerini kişisel almadan, birer ruhsal malzeme olarak │
│ seans odasında tutmak ve söze dökmek (simgeleştirmek). │
│ • Karşı-Aktarım Farkındalığı: Terapistin kendi ödipal kalıntılarını, │
│ kışkırtılma veya idealize edilme arzularını süpervizyon süzgecinden │
│ geçirmesi. │
│ • Çerçevenin Korunması: Seans saatleri, ücret ve profesyonel mesafenin │
│ esnetilmeyerek "Babanın Yasası"nı ve güvenli sınırları temsil etmesi.│
└────────────────────────────────────────────────────────────────────────┘
Ödipal aktarımın ve altında yatan çocukluk çatışmalarının seans odasında başarıyla işlenmesi ve yorumlanması, danışanın çocuksu suçluluklarından arınmasını, otoritelerle barışmasını, kendi özerkliğini kazanmasını ve yetişkinlikte olgun nesne ilişkileri kurabilmesini sağlayan nihai iyileşme adımıdır.
5. Referans Kaynakça
- Freud, S. (1913). Totem ve Tabu.
- Freud, S. (1923). Ego ve İd.
- Klein, M. (1945). Ödipal Karmaşanın Erken Evreleri.
- McWilliams, N. (2011). Psikanalitik Teşhis: Klinik Süreçte Kişilik Yapısını Anlamak.
- Kernberg, O. F. (1984). Ağır Kişilik Bozukluklarında Psikanalitik Terapi.

