cinsel-islev-bozukluklari1

Cinsel Tiksinti Bozukluğu

[fruitful_tabs type=”vertical” width=”100%” fit=”false”] [fruitful_tab title=”TANIMI VE TARİHSEL KÖKENLERİ”] Cinsel Tiksinti Bozukluğu nedir?
Bu bozuklukta kadın cinsel ilişki kurmaktan tiksinti duyacak kadar rahatsız olur, çoğunlukla birlikte, cinsel
ilişki kurmamak için gerekçeler bulmak, baş ağrısı, karın ağrısı çekmek gibi cinsel ilişkiden kaçınma
davranışları bulunur.
[/fruitful_tab] [fruitful_tab title=”DSM ÖLÇÜTLERİ”] CinselTiksinti BozukluğuDSM-IV Ölçütleri
A. Sürekli olarak ya da yineleyici bir biçimde, bir cinsel eş ile genital cinsel ilişki kurmaktan
aşırı tiksintiduymave bundan tümüyle (yadahementümüyle) kaçınma.
B. Bubozukluk belirgin bir sıkıntıya yada kişiler arası ilişkilerde zorluklara neden olur.
C. Bu cinsel işlev bozukluğu, başka bir Eksen I bozukluğuyla daha iyi açıklanamaz (başka bir
Cinsel İşlev Bozukluğu dışında). [/fruitful_tab] [fruitful_tab title=”TİPLERİ/ÇEŞİTLERİ”] Tab 1 content place [/fruitful_tab] [fruitful_tab title=”SIKLIK VE YAYGINLIK”] sıklık ve yaygınlık
Kadında cinsel tiksinti bozukluğu diğer cinsel işlev bozukluklarına göre daha az görülür.
[/fruitful_tab] [fruitful_tab title=”BELİRTİLERİ VE NEDENLERİ”] Nedenleri
Cinsel istek bozukluğuna neden olan tüm etkenler aynı zamanda cinsel tiksinti bozukluğuna da neden
olabilirler. Cinsel tiksinti bozukluğunda söz konusu etkenler genellikle daha şiddetlidir ayrıca cinsel taciz
ve travmalara daha sık rastlanır.
Cinsel tiksinti bozukluğunda rol alabilen etkenleri, cinsel istek bozukluğuna neden olabilen etkenlere ek
olarak şöyle sıralayabiliriz
Cinsel korkular
Cinsel travmalar.
Cinsel kimlik ve yönelim sorunları.
Ağır kişilik sorunları.
Cinsel fobiler.
Eş reddi.
[/fruitful_tab] [fruitful_tab title=”AYIRICI TANI VE EKTANILAR”] Ayrıcı tanı
-Ayırıcı tanıda dikkat edilmesi gereken noktaların başında azalmış cinsel istek bozukluğu gelmektedir.
-Cinsel etkinlikten kaçınma davranışları; cinsel fobiler, obsesyonlar, panik bozukluk, posttravmatik stres bozukluğu bulunanlar ile daha önce myokard infarktüsü, serebrovasküler olaylar ya da hipertansiyon atakları yaşayanlarda da görülmektedir.
-Bu nedenle, cinsel tiksinti bozukluğu, bazen cinsel fobiler, obsesyonlar ve hatta panik atak ile karıştırılabilir.
-Ayrıntılı öykü ve değerlendirmenin önemi burada bir kez daha ortaya çıkmaktadır.
-Cinselliğe karşı olumsuz anne baba tutumları, çocuğun cinsel ilgi ve düşüncelerine karşı yeterli duygusal desteğin sağlanamaması, cezalandırıcı ve engelleyici tutum, cinsel kötü davranılma olabilir.
-Tedavide cinsel organlar dışında duyarlı nokta egzersizleri, cinsel paniğe karşı sistematik duyarsızlaştırma yapılmalıdır (elle tutuşma ile başlanıp cinsel temas sona bırakılabilir).
-Fobik yanıt çıkınca egzersiz durdurularak anksiyetenin azalması sağlanır.
-Tedavisi zordur.
Cinsel tiksinti bozukluğuna hangi tür psikiyatrik ve psikolojik hastalıklar eşlik edebilir?
Cinsel tiksinti problemine bazı psikiyatrik sorun ve hastalıklar da eşlik edebilmektedir. Bunlar:
 Obsessif Kompulsif Bozukluk (OKB, titizlik hastalığı veya takıntı- saplantı hastalığı olarak da halk arasında bilinmektedir )
 Anksiyete bozuklukları
 Fobi bozuklukları (korkular)
 Post travmatik stres bozukluğu (Travma sonrası stres bozukluğu)
[/fruitful_tab] [fruitful_tab title=”TEDAVİ”] TEDAVİ
Cinsel istek bozukluğu tedavisi nasıldır?
Cinsel istek bozukluğunda kişiye cinselliği öğreten ve sevdiren bir çeşit cinsel terapi uygulanır. Bu tür cinsel tedaviler “davranışsal- bilişsel cinsel terapiler” olarak geçmektedir. Uygulanan yöntem“sistematik duyarsızlaştırma (sistematik desensitizasyon)” olarak geçer.
Bu şekilde cinsel tiksinti bozukluğu tedavisinde öncelikle cinsellikle ilgili yanlış, eksik ve ön yargılı bilgileri düzeltmek için öncelikle bir cinsel bilgiler verilmektedir.
Daha sonra bir takım cinsel egzersizler ve ev ödevleri ile kişinin cinsel hayata adaptasyonu için çalışmalar yapılır. Bunlar kendi vücudunu ve cinsel organları tanıma, masaj, pelvik taban kas egzersizleri (kegel egzersizleri) ve daha sonra erkek cinsel organlarına adaptasyon çalışmalarıdır.
Tüm cinsel sorunlar gibi hastayla doğru iletişim, güven ortamının sağlanması, bir takım ev ödevleri, erkek eşin desteğinin sağlanması ve kooperasyon bu tür cinsel terapilerde anahtar rol oynamaktadır.
İleri düzey olgularda hipnoz tedavisi (hipnoterapi) ve psikodinamik yaklaşımlar yarar sağlamaktadır.
VAKANIN TEDAVİSİ

  1. Oturum: Çiftle birlikte ve tek tek görüşme yapıldıktan sonra cinsel anatomi ve fizyoloji ile ilgili ayrıntılı bilgiler verildi. Görüşme sırasında hasta veya eşinin cinsel anatomi ve fizyoloji ile ilgili soru­ları yanıtlandı. Cinselliğe karşı tutumları anlaşıl­maya, önyargı ve kalıp düşünceleri uygun bil­gilendirmelerle aşılmaya çalışıldı. Tedavi anlaşması sözel kontrat olarak yapıldı. Tedavinin genel çerçevesi konuşuldu. Sistematik duyarsızlaşmanın nasıl uygulanacağı, bu yöntemin olası etki düzenek­leri anlatıldı. Eş son derece katılımcı ve uyumluydu. Daha sonra hasta ve eşine erotik masaj çizimleri olan bir kitaptan (Dr Andrew Stanway 1989, The

Art of Sensual Loving: A New Approach to Sexual Relationships) bazı resimler gösterilerek rahatsız olup olmadığı soruldu. Hasta çizimlerden beğendiklerini gösterdi. Daha sonra çifte 1 hafta süreyle yapmaları için dokunma egzersizleri, hafta­da en az 3 kez yapılmak üzere verildi ve cinsel ilişkiye girmeleri yasaklandı. Dokunma egzersizleri el-kol, ayak-bacak ve yüz-boyun bölgesiyle sınırlı tutuldu. Bu bölgeler hastanın dokunmayla ilgili kaygılarının olmadığını bildirdiği bölgelerdi. Hastaya sadece kendisini rahat hissettiği noktaya kadar dokunma ve dokunulma özgürlüğü olduğu söylendi ve bu alanların dışına kesinlikle çıkılma- ması gerektiği anlatıldı. Dokunma alanları has­tadan alınan geribildirimler doğrultusunda belir­lendi. Başka bir deyişle üst sınırı terapist alt sınırı hasta belirleyecek şekilde yönlendirme yapıldı. Bacakların iç tarafı ve koltukaltı bölgesi, cinsel organlara ve göğüslere yakınlıkları nedeniyle ve bu bölgelere olan erken uyarımların hastanın kaçınma davranışını şiddetlendirilebileceği düşünüldüğün­den dokunma alanının dışında tutuldu. Ayrıca Bayan T’ye ayna ile cinsel organlarına bakma, kendi kendini uyarma ödevi de verildi ve yapılan­ları yazarak bir sonraki oturuma getirmesi istendi.

  1. Oturum: Çift son derece rahat görünüyordu. Ödevlerini yaptıklarını ifade ettiler. Bayan T’nin notları şu şekildeydi:

12.12.05: “Eşim elimden omzuma kadar çok rahat dokunabildi. Dirseğime kadar farklı bir şey his­setmedim, omuzuma çıktıkça daha hoş şeyler his­settim. Ben de eşimin elinden omuzuna kadar dokunabildim. Çok farklı duygular hissetmedim. Onun bana dokunması daha hoştu.”
“İlk defa organımı gördüm ve hiç beğenmedim. Dokunmam çok zor oldu. Resimde gördükleri­mizin hepsini gördüm. Mastürbasyon sonucu olumsuz.” “Mastürbasyon sonucu olumsuz” ifadesini açması istendiğinde hasta kendine dokun­makta zorlandığını, dokunduktan sonra da zevk almadığını ve dokunmayı fazla sürdüremediğini ifade etti.
15.12.05: “Önce eşim benim ayak ve bacağıma dokundu. Sıcaklıktan başka bir şey hissetmedim. Üst baldırlar biraz daha iyiydi. Daha sonra ben dokundum. Üst iç baldırlara dokunmakta zor­landım. Farklı hisler olmadı.” “Organımı ikinci kez gördüğümde daha rahattım. Yani biraz alışmışım. Rahat dokunabildim. Bir önceki kadar çirkin gelmedi. Mastürbasyon başarısız.”
18.12.05: “Birbirimizin yüzüne ve boynuna dokun­duk. Kol ve bacaklara göre daha güzeldi.”
Bayan T’ye cinsel organlar dışında kalan bütün vücut bölgelerine eşiyle karşılıklı dokunma alıştır­malarına geçip geçemeyeceği sorulduğunda kabul etti. Ayna ve kendi kendine dokunma alıştır­malarını sürdürmesi önerildi. Cinsel ilişki yasağının sürdüğü anımsatıldı.
3.oturum: Çift son derece mutluydu. “Bu kadar kolay olabileceğini hiç düşünmedik. Keşke daha önce bu yöntemi bilseydik Kendi kendimizi tedavi edebilirdik” diyorlardı. Kendilerini tutamayıp cin­sel ilişkiye girdiklerini ve bundan çok hoşnut olduk­larını belirttiler. Evlilikleri boyunca ilk kez böyle bir duygu yaşadıklarını, birbirlerine bedensel ve ruhsal olarak çok yakınlaştıklarını ifade ettiler. Bayan T’ye meniden rahatsız olup olmadığı sorul­duğunda artık böyle bir yakınması olmadığını dile getirdi. Notları şu şekildeydi:
19.12.05: “Önce ben eşime dokundum. Ona hiç bu kadar rahat dokunduğumu hatırlamıyorum. Cinsel bölgeleri hariç her yerine dokundum. Göğüs ve bacaklarının iç kısmına dokunmak daha çok hoşu­ma gitti. Eşim bana dokunduğunda daha mutlu oldum. Her tarafıma dokunabildi ve sonuçta orgazm olduk.”
22.12.05: “Organıma hiç rahatsızlık duymadan bak­tım ve dokundum. Mastürbasyon sonucu orgazm oldum.”
24.12.05: “Eşimin ve benim dokunmamdan hiç etkilenmedim. Çünkü konsantre olamadım.
Bir önceki gibi organımı görmekten rahatsız olmuyorum. Rahatım ve orgazm oldum.”
25.12.05: “Dokunuşlar yine çok güzeldi. Eşime dokunmaktan çok onun bana dokunması hoşuma gidiyor. Dokunmalar yarım kaldı. Çünkü orgazm olduk.”
Bu oturumda uygulanan GRCDÖ ham toplam puan 35, dönüştürülmüş toplam puan 4 olarak bulundu. Alt ölçeklerden alınan dönüştürülmüş puanlar 5 puanın altındaydı. İlk ölçek puanlarıyla kıyaslandığında çok belirgin düzelme olduğu görülüyordu.
Son oturumdan 2 ve 6 ay sonra yapılan telefon görüşmelerinde ilişkinin sorunsuz olarak sürdüğü ifade edildi. (8.2.06 ve 12.6.06). Bayan T kolaylıkla orgazm olduğunu, cinsel isteğinin arttığını ve ilişki sırasında daha önceleri olan ağrı yakınmasının da ortadan kalktığını bildirdi. Çift iyi olduklarını ve uygun zamanları olmadığını ifade ederek kliniğe tekrar başvurmadığı için kontrol ölçeği uygulana­madı. Ancak telefon görüşmelerinden edinilen izlenim iyilik halinin sürdüğü yönündeydi. Telefon görüşmeleri sırasında çiftten kimlikleri gizli tutul­mak kaydıyla eğitim ve araştırma amacıyla hastalık ve tedavi süreciyle ilgili bilgilerin kullanılması için sözlü olarak onay alındı.
Tedavide temel olarak hasta, giderek artan oranlar­da kaçınılan ve kaygı uyandıran cinsel durumlara in vivo olarak maruz bırakılmıştır. Amaç Bayan T’nin rasyonel olmayan cinsel korkularının, yani dokun­ma ve dokunulma korkusunun giderek söndürülmesidir. Bu süreçte hastanın sakin ve destekleyici koşullarda, haz almaya odaklan­masının önemi vurgulanmıştır. Masters ve Johnson tarafından geliştirilen duyumlara odaklanma (sen- sate focus) alıştırmaları cinsel fobi ve kaçınma davranışını en iyi tedavi eden yöntem olarak kabul edildiğinden terapide bu alıştırmalar ev ödevi olarak verilmiştir. Bu alıştırmalar orijinal olarak performans anksiyetesini azaltmak için tasarlanmış olmakla birlikte cinsel korku ve tiksinmeyi söndürmek için de ideal bir çerçeve sağlarlar. CTDB tedavisinde üç aşamalı olarak uygulanması önerilmektedir (Kaplan 1987). Birinci aşamada çifte erotik olmayan, sistematik olarak adım adım arttırılan dokunma ödevleri verilir. Çiftin çıplak olması önerilir, cinsel birleşme ve orgazm yasak­lanır. Dokunmaların anksiyete uyandırmadığı ve haz alınmaya başlandığı noktada duyumlara odak­lanma alıştırmalarının ikinci aşamasına geçilir. İkinci aşamada, birinci aşamada yapılanlara ek olarak cinsel organları uyarma alıştırmaları vardır. Orgazm yine yasaktır. Dokunmaların yumuşak ve okşayıcı tarzda olması önemlidir. Orgazma yol aça­bilecek ritmik ve kuvvetli uyarılar önerilmez. Bu aşamada, cinsel uyarımla ortaya çıkan haz verici duyumlar ve duygular söndürme sürecinin güçlü pekiştiricileridir. Hastanın kendisinin ve eşinin cin­sel organlarına karşı duyduğu korku ve kaçınmayı da azaltır. Hastanın eşiyle karşılıklı olarak cinsel organlara dokunma konusunda korkularının azalıp duyarsızlaştığı ve eşin varlığında cinsel olarak uyarılmaya başladığı noktada, vajinal giriş olmadan orgazm (extravaginal orgasm) olmanın denendiği üçüncü aşamaya geçilir. Bu aşamada hastadan eşinin yanında orgazm oluncaya kadar mastürbas­yon yapması istenir. Hasta mastürbasyonla ilgili aşırı katı ve olumsuz tutumlara sahip ise bu aşama atlanıp eşlerin karşılıklı olarak birbirlerine mastür­basyon yapmaları önerilebilir. Vajina dışında sağlanan orgazm partnerle olan yakınlık düzeyini, partnere güven duymayı arttırır ve iletişimi kolay­laştırır. Bayan T ve eşine birinci aşama alıştırmaları ilk oturumda çok sınırlı bir alanı içerecek şekilde verilmiştir. Örneğin, Bayan T sadece eline dokunulmasına izin veriyor olsaydı dokunma alanı elle sınırlı kalacaktı. Dokunmaların anksiyete uyandırmadığı ve haz alınmaya başlandığı noktada dokunma sınırları genişleyecekti. Burada özetlenen klasik yaklaşımdan farklı olarak, Bayan T’ye eşiyle sınırlı dokunma alıştırmaları yaparken kendini uyarma ve bu şekilde orgazm olabilme ödevi de verildi. Bu yaklaşım, ilk görüşmede yapılan ayrıntılı bilgilendirme ve destekleyici tutum, çiftin yüksek motivasyonu ile birleşince tedavi çok hızlı iler­lemiştir. Kısa zamanda ilk ödevlerini başarıyla yapan çifte, duyumlara odaklanma alıştırmalarının birinci aşamasını tamamlamak üzere cinsel organ­lar dışında kalan bütün vücut bölgelerine eşiyle karşılıklı dokunma alıştırmaları ödev olarak veril­miştir. Bu deneyimler cinsel ilişki ve orgazm sırasında yaşanılması olası kontrol kaybı ile ilgili korkulara duyarsızlaşmayı da sağlamış ve çift yıl­lardır ulaşamadıkları bir cinsel uyarılma düzeyine ulaşmıştır. Sonuçta hala süren orgazm ve cinsel bir­leşme yasağına kendilerini tutamadıkları gerekçe­siyle uymamışlardır. Anksiyete ve kaçınmanın tamamen kaybolmasından sonra orgazmı amaçla­madan kısmi vajinal girişe ve daha sonra da tam vajinal girişe izin verilerek tamamlanması plan­lanan duyarsızlaştırma süreci de kendiliğinden sona ermiştir Böylece ikinci ve üçüncü aşama iç içe geçmiş olarak yapılmış ve sonuç başarılı olmuştur.
[/fruitful_tab] [fruitful_tab title=”VAKA/OLGU ÖRNEĞİ”] OLGU ÖRNEĞİ
Bayan T, 24 yaşında, lise mezunu, ev kadını, 2 yaşında bir oğlu var. 4 yıl önce görücü usülüyle tanışıp severek, isteyerek evlenmiş. Görüşmeye 30 yaşında ve öğretmen olan eşiyle birlikte geldi.
Bayan T’nin evlendiğinden beri eşine dokunmak istememe, kendisine dokunulmasından rahatsız olma yakınmaları vardı. Meninin pis bir şey olduğunu düşünüyor ve rahatsız oluyordu. Çift bugüne değin hiç çıplak olarak sevişmediklerini ifade ettiler. Son iki yıldır her ikisinde de giderek artan cinsel isteksizlik yakınması da vardı. Çift ikin­ci bir çocuk sahibi olmayı planladıklarını ve artık “normal cinsel ilişki” istediklerini söylüyordu.
Sevişmeden cinsel ilişkiye giriyorlardı ve bunu da sadece çocuk istediklerinde yapmışlardı. Hamile kalmak için bir ay boyunca sevişmeden cinsel ilişkiye girmişler ve bu ilişki denemelerinde Bayan T hep ağrı duymuştu.
2 yıldır nadiren cinsel ilişkileri oluyordu. Bayan T sadece adet döneminde cinsel istek duyduğunu ve bu dönemde giyinik olarak üst pozisyonda eşine sürtünerek orgazm olabildiğini söyledi. Bunun dışında cinsellikleri haftada ortalama 2-3 kez eşin Bayan T’yi çıplakken seyrederek mastürbasyon yapması şeklinde tanımlanıyordu ve çift kesinlikle birbirine dokunmuyordu.
Çiftin evlilik öncesi cinsel deneyimi yoktu. Her ikisi de cinsellikle ilgili bilgilerini “kısıtlı” buluyor ve kendilerini “tutucu” olarak değerlendiriyorlardı. Nişanlıyken el ele tutuşma, öpüşme, giyinik olarak sevişme biçiminde cinsel yaşantıları olmuş ve evlendikten sonra böyle sorunları olabileceğini hiç beklemiyorlarmış. Çiftin evlilik uyumları sorgu­landığında birbirlerini çok sevdiklerini, çok iyi anlaştıklarını ve her alanda birbirlerini destekledik­lerini ifade ettiler.
Bayan T, 8-9 yaşlarındayken (ilkokul 3. sınıf) babasıyla yaşıt olan halasının oğlu tarafından cinsel olarak taciz edilmiş. “Gel öpeyim, yanıma yat” dediğini hatırlıyor. Kendisinden 2 yaş büyük ablası da benzer şekilde aynı kişi tarafından taciz edilmiş. Bayan T, taciz olayının sadece bir kez olduğunu, bu konuyla ilgili fazla bir şey hatırlamadığını ve duru­mu eşiyle de paylaşmış olduğunu ifade etti. Çocuk­luk ve erişkinlik döneminde bu olayla ilgili aşırı korku, çaresizlik ya da dehşete düşme şeklinde yaşantılar tanımlamadı. Olayı sık sık hatırlama veya rüyada görme ya da yeniden yaşıyormuş gibi olmay­la ilgili zihinsel ve fizyolojik deneyimleri yoktu. Travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) ile ilgili olabilecek uyku sorunları, irritabilite, aşırı irkilme tepkisi, yabancılaşma, toplumsal eylemlerden kaçınma, duygulanımda kısıtlılık gibi sorunlar da saptanmadı. Travmayla ilişkili olabilecek kaçınma davranışı, çıplak olarak eşinin kendisine ya da ken­disinin eşine dokunmasından kaçınmak şeklindey­di. Bayan T, ilk adetini 13 yaşındayken görmüştü. İkincil cinsel karakterlerin gelişimi ve adet görmeyle ilgili herhangi bir sıkıntısı olmamıştı. Bayan T evlilik öncesi ve sonrası dâhil olmak üzere hiçbir zaman mastürbasyon yapmayı denememişti.
Bayan T’de ve eşinde herhangi bir fiziksel hastalık öyküsü yoktu ve cinsel sorunlar dışında bir psikiyat­rik sorun saptanmadı. Bugüne kadar TSSB dahil olmak üzere herhangi bir başka psikiyatrik sorun nedeniyle başvuru veya tedavi girişimi olmadığını bildirdi.
[/fruitful_tab] [fruitful_tab title=”İLGİLİ VİDEO”] Tab 2 content place [/fruitful_tab] [fruitful_tab title=”KAYNAKLAR”] Tab 3 content place [/fruitful_tab] [/fruitful_tabs]

Bİpolar/iki uçlu Bozukluk

ANIMI VE TARİHSEL KÖKENLERİ”]

  • Çökkünlük şikayetleriyle gelen herkese daha önce birkaç gün boyunca süren, başkalarının yadırgadığı ya da hasta olabileceğini düşündüğü çok para harcama, uyku ihtiyacının az, hareket ihtiyacının fazla olduğu enerjik bir dönem geçirip-geçirmedikleri mutlaka sorulmalıdır. Bu ayırıcı tanı için çok önemlidir.

–Tek uçlu bozukluklarda kullanılan antidepresanlar mani dönemini tetikleyebilir.

DSM ÖLÇÜTLERİ

MANİ DÖNEMİ DSM-5 ÖLÇÜTLERİ

  • A- Kabarmış, taşkın ya da çabuk kızan, olağandışı ve sürekli bir duygu durumunda, amaca yönelik etkinlikte ve içsel güçte sürekli artışın gözlendiği bir dönemin en az bir hafta süreyle, neredeyse her gün, günün büyük bir bölümünde bulunması.
  • B- Duygu durum bozukluğunun olduğu ve içsel güçte ya da etkinlikte artma olduğu dönem boyunca, aşağıdaki belirtilerden en az üçü – çabuk kızan duygu durum varsa dördü belirgin derecede vardır ve bunlar olağan davranışlardan önemli ölçüde farklıdır.
  • B-1. Benlik saygısında abartılı bir artış ya da büyüklük düşünceleri
  • B-2. Uyku gereksiniminde azalma
  • B-3. Her zamankinden daha konuşkan olma ya da konuşmaya tutma
  • B-4. Düşüncelerin uçuşması ya da düşüncelerin sanki birbiriyle yarışıyor gibi birbiri ardı sıra geldiğine ilişkin öznel yaşantı
  • B-5. Dikkatin basit bir dış uyaran tarafından kolayca dağılması
  • B-6. Amaca yönelik etkinlikte artma (toplumsal olarak, işte ya da okulda ya da cinsel bağlamda) ya da psikodevinsel kışkırma (ajitasyon)
  • B-7. Kötü sonuçlar doğurabilecek etkinliklere aşırı katılma (örn. aşırı para harcama, düşüncesiz cinsel girişimlerde bulunma ya da gereksiz iş yatırımları yapma)
  • C- Duygu durum bozukluğu, toplumsal ya da işle ilgili işlevsellikte belirgin bir düşmeye neden olur ya da kişinin kendisine ya da başkalarına kötülüğünün dokunmaması için hastaneye yatırılacak kadar ağırdır ya da psikotik özellikleri vardır.
  • D- Bu dönem, bir maddenin (örn. kötüye kullanılabilen bir madde, bir ilaç, bir başka tedavi) ya da başka bir sağlık durumunun fizyolojisiyle ilgili etkilerine bağlanamaz.

TİPLERİ/ÇEŞİTLERİ

KARMA DÖNEM

  • Sık karşılaşılan bir durum olmamakla birlikte bazı duygu durum dönemlerinde mani ve çökkünlük dönemleri birlikte yaşanır.
  • Bipolar hastaların %40’ı hayatları boyunca en az bir kere karma dönem geçirmektedirler.

–Öfke

–Çabuk sinirlenme

–Panik nöbetleri

–Hızlı ve basınçlı konuşma

–Ajitasyon

–Büyüklük düşünceleri uykusuzluk

–Cinsel istekte artma

  • Karma dönemde, klasik mani dönemine göre genel psikopatoloji daha şiddetlidir.
  • Panik nöbetleri, sosyal bunaltı gibi bunaltı bozuklukları, katatonik belirtiler daha sık görülmekte, özkıyım oranı daha yüksek bulunmakta ve hastalığın gidişi genel olarak daha olumsuz olmaktadır.
  • Psikotik belirtiler eşlik ediyorsa genellikle şizoafektif bozukluk tanısı konur.

Tek uçlu (Unipolar) ve Bipolar Ayrımı

  • DSM ve ICD sınıflandırmalarına göre tek uçlu (unipolar) bozukluk yineleyici çökkünlük ile eş anlamlıdır. Mani dönemleri görülmez.
  • İki uçlu (bipolar) bozuklukta ise; yalnız mani dönemleri ya da mani ve çökkünlük dönemleri görülür.
  • Mani ya da hipomani dönemlerinin türüne göre sınıflandırılmaktadır.
  • Bipolar 1: Tipik mani ya da mani ve çökkünlük dönemleri görülür (en az bir mani dönemi A-D tanı ölçütleri).
  • Bipolar 2: Yineleyen çökkünlük dönemleri arasında zaman zaman hipomani dönemlerinin yaşandığı görülür.
  • Bipolar 3: Kalıtsal nedenlerle ya da ilaç kullanımına bağlı olarak ortaya çıkar.

Hızlı Döngülü Bipolar Bozukluk

  • Bipolar bozuklukta bir yıl içinde en az dört duygu durum dönemi (mani/hipomani ve çökkünlük) geçirilmesi hızlı döngülülük olarak adlandırılr.
  • Bipolar bozukluğu olan hastaların %14-50’ sinde hastalık gidişi içerisinde bir dönem karşılaşılabilinmektedir.
  • Öncesinde siklotomik özellikleri olan kişilerin yatkınlığı daha fazladır.
  • Bipolar 2 bozukluğu olan kadınlarda hastalığın ilarlayan dönemlerinde orta yaşlara doğru ortaya çıkar.
  • Sınırda hipertiroidzm, menepoz, alkol, yatıştırıcı ya da uyarıcı ilaçlar ve kafein kötü kullanımı ile uzun süreli yüksek doz antidepresan kullanmak hızlı döngülülüğe yol açan etkenlerdendir.
  • Hızlı döngülü hastalarda sıklıkla;

–Bunaltı bozuklukları,

–Madde kötüye kullanımı,

–Sınırda kişilik bozukluğu,

–Hipertiroidm ektanıları

Hipomani

  • Belertiler mani dönemi ile özdeş olmakla birlikte çok daha hafif seyreder ve hastane tedavisini gerektirmez, hezeyanlar görülmez.

Siklotimik Bozukluk

  • Duygu durum dalgalanmaları gösteren siklotimik kişilik bozukluğunda görülen, klinik olarak görece hafif ve kısa süren taşkınlık, çökkünlük durumlarıdır (en az 2 yıl).
  • Genellikle 21 yaşından önce başlar.
  • Kişi coşkulu dönemlerinde canlı, devingen, toplumsal ve iş etkinlikleri artmış, aşırı güvenli, fazla dışa dönüktür.
  • Uzun ya da kısa bir süre sonra ortada çok belirgin nedenler yok gibi görünürken kişide sıkıntılı, durgun karamsar, çekingen saatler ya da günler olur.
  • Bazı hastalarda kronik bir seyir izler bazı hastalarda ise eşik altı çökkünlük ve mani dönemleri yaşanır. Duygu durum belirtileri gözlenmez.
  • Coşkulu dönemler durgun dönemler göre daha uzun sürdüğü için genellikle iş yaşamında tanınmış kişilerdir.
  • Birçoklarında dalgalanmalar şiddetlenebilir, süreler uzayabilir, klinik olarak bipolar bozukluk belirginleşebilir. Hatta hızlı döngülülük gelişebilir.
  • Hastaların büyük bir bölümünde sağaltım gerekmez.
  • Ancak, uyum bozulursa lityum, karbamazepin ya da valproik asit gibi ilaçlar ile koruyucu sağaltım en uygun yoldur.

SIKLIK VE YAYGINLIK

Bipolar Bozuklukta Sıklık ve Yaygınlık

  • Majör duygu durum bozukluklarının %20’sinin bipolar bozukluk olduğu söylenebilir.
  • Bipolar bozukluk için yaşam boyu prevelans %0.7-1.6 (ort. %1.2) olarak saptanmıştır.

–Bipolar 1   %0.4-1.6

–Bipolar 2   %0.5

–Siklotimi  %0.4-1

Başlangıç yaşı

–Erkeklerde   18

–Kadınlarda  20

-En sık başlama yaşı     20’lerin ortaları

-İlk belirtilerin ortaya çıkışı      15-19 yaş

-İkinci bir çıkışın yaşandığı       20-24 yaşlar

-İlk belirtilerin ortaya çıkışı ile ilk hastaneye yatış arasında geçen süre 5-10 yıldır.

-15 yaşın altında mani başlaması konusu iyi incelenmemiştir. Ancak 12 yaşın altında nadirdir.

  • Yaşlılarda 60 yaşın üzerinde başlaması nadirdir. Genellikle organik bir nedeni düşündürür.
  • Kadınlarda ve erkeklerde görülme oranında büyük bir farklılık gözlenmemektedir (erkek/kadın: 1/1.2).
  • Ancak kadınlarda hızlı döngülü olgular daha fazladır.
  • Hızlı döngülülük, iki uçlu bozuklukların %5-15’inin kapsamakta ve %70-90’ı kadınlarda görülmektedir.
  • İlk epizod genellikle erkeklerde mani, kadınlarda depresyon ile ortaya çıkar.
  • Suisid oranı %10-15 olarak saptanmıştır.
[/fruitful_tab] [fruitful_tab title=”BELİRTİLERİ VE NEDENLERİ”]

Gözlemlenen Belirtiler

  • Genel Görünüm ve Dışa vuran Davranış:

–Canlı, aşırı güvenli, renkli giyim, bazen yorgun görünüm, iyilik hali (bulaşıcı), öfori

  • Konuşma:

–Basınçlı, fikir uçuşması

  • Duygulanım:

–Coşku, aşırı neşe (öfori), öfke, duygu durumda oynamalar. Bazı hastalarda karma duygulanım

  • Bilişsel Yetiler:

–Bilinç açık, yönelim, bellek, algılama yerinde, dikkat artmış ama odaklanma sorunu var. yanılsamalar fazla, psikotik manide varsanılar (genelde duygu durumla uyumlu büyüklük belirten sesler)

  • Düşünce:

–Çağrışımlar (düşünce süreci)  hızlanmış, artmıştır. Düşüncenin içeriği artan benlik saygısını yansıtır niteliktedir (makromanyak sanrılar)

  • Devinim:

–Atmış ve hızlanmıştır. Zevk veren uğraşlara aşırı ilgi gözlenir. Nadiren çok şiddetli manide katatoni gözlenebilir (kötü prognoz)

  • Bedensel ve fizyolojik belirtiler:

–İki uçlu hastalığı olan kişilerde iyilik döneminde uyku birden bozulur. Fizyolojik ihtiyaçları karşılayamama nedeniyle yorgunluk

Genetik Temeller

  • Birinci derece akrabalarında bipolar 1 bozukluğu bulunan, kişilerde bipolar 1 bozukluğunun görülme olasılığı; bulunmayan kişilere oranla 8-9 kat fazladır.
  • Ebeveynlerden birisinde bipolar bozukluk varsa bozukluğun ortaya çıkma riski: %25
  • Ebeynlerin ikisinde de bipolar bozukluk varsa bozukluğun ortaya çıkma riski: %50-75
  • Tek yumurta ikizlerinin birisinde bipolar bozukluk var ise diğerinde de ortaya çıkma riski: %33-99
  • Çift yumurta ikizlerinin birisinde bipolar bozukluk var ise diğerinde de ortaya çıkma olasılığı: %5-25

Ailesinde unipolar bozukluk bulunan kişilerin hem majör depresyon hem de bipolar bozukluk geliştirme riski bulunmaktadır. Ailesinde unipolar bozukluk bulunan kişilerde ise yalnızca majör depresyon geliştirme riski bulunmaktadır.

Biyokimyasal Temeller

  • Nöradrenerji hipoaktivite, Bipolar 1 neden olur
  • Katekolaminerjik aşırı aktivite
  • Seratonerjik aktivite düşmesi ise Mani   ye  neden  olur.
  • Serotonin hipoaktivitesi genel bir duygu durum bozukluğuna yatkınlığı temsil etmektedir.
  • Noradrenerjik bir aktivite azalması iki uçlu depresyonu ortaya çıkarmakta
  • Kolinerjik ve noradrenerjik aktivitenin artışı ise tek uçlu depresyonu yaratmaktadır.
  • 5-HT hipoaktivitesi sürerken katekolaminerjik (noradrenelin ve dopamin) hiper aktivitenin buna eklenmesi maniyi arttırmaktadır.

Psikosoyal Etkenler

“Duyarlılaşma Modeli”

1.Stres

2.Biyokimyasal etki

3.Beyinde meydana gelen bozukluklar

4.Psikosoayal stresörlere duyarlılık

Psikodinamik Açıklamalar

Mani, altta yatan depresyona karşı bir çeşit savunma

Melani Klein

–Başkalarını idealize etme,

–Agresyon ve yıkıcılığını yadsıma,

–Kayıp sevgi objesini restore etme

Amaçlı bir savunma işleyişi şeklinde açıklanır

GİDİŞAT VE SONLANIM

Bipolar Bozuklukta Gidiş Göstergeleri

Olumlu Göstergeler

  • Mani dönemlerinin baskın olması
  • Hasta ve ailesinin sağaltıma uyum yapması
  • İyilik dönemlerinin uzun olması
  • Aile, iş ve uğraşı koşullarının olumlu olması
  • Ailede düşük duygu dışavurumu

Olumsuz Göstergeler

  • Erken başlangıç
  • İleri yaş
  • Ara dönemde kalıntı depresyon ya da mani dönemlerinin varlığı
  • Eşlik eden başka ruhsal bozukluk bulunması
  • Geçirilmiş mani dönemlerinin sayısının 10’dan fazla olması
  • İlk hastalık döneminin mani ya da karma dönem olması
  • Karma dönemler
  • Alkol, ilaç/madde alışkanlıkları
  • Çökkünlük dönemlerinin uzun sürmesi
  • Hızlı döngülülük
  • Kişilik bozukluğu ek tanısı
  • Ailede madde kullanım öyküsü
  • Ailede duygu dışavurumunun yüksek olması

AYIRICI TANI VE EKTANILAR

Manide Ayırıcı Tanı

Şizofreni de,

  • Şizofrenideki neşe, belirtilen düşüncelerle uygunsuzdur ve anlaşılmazlık tuhaflık vardır.
  • Şizofrenik taşkınlık durumunda davranışlar, sanrılar ve varsanrılar genellikle düzensiz, dağınık ve duygudurumla uyumsuzdur.
  • Schneider belirtileri yoğundur.
  • Dikkat, algılama bozulur.
  • İşitsel ve diğer varsanrılar gözlenir.

mani de ise;

  • Manideki neşe, konuşma ile uyumludur genellikle çevresindekileri de güldürür.
  • Manide sanrılar genellikle, kabarmış benlik duygusuna ve coşkulu duygu duruma uygun büyüklük ve güçlülük sanrılarıdır.
  • Schneider belirtileri nadiren görülür.
  • Dikkat, algılama manide artar.
  • Yalnızca işitme varsanrıları nadiren görülür.
  • Duygu durumla uyumlu olmayan psikotik belirtilerin olduğu maniyi şizofreni ya da şizofreni benzeri bozukluktan ayırmak çok güçtür.

–Psikoz döneminde tanı koymamak,

–Aile öyküsünü almak (yeterli değil),

–Hastalığın uzun dönemdeki gidişi (Bipolar bozuklukta çökkünlük dönemleri ve iyileşme dönemleri görülür; şizofreni süreğendir.)

Şizoaffektif Bozukluk;

  • Şizofreni ve duygu durum bozukluklarının bir arada görüldüğü durumlardır. Hem mani hem de çökkünlük görülür.

mani de ise şizofreniye ait belirtiler gözlenmez

Paranoid Bozukluklar de,

  • Paranoid hasta üstünlük büyüklük nedenleri ile kendisini izleyenler, kendisine karşı komplo kuranlar olduğuna inanır. Kuşkucu, savunucu ve korku içindedir.

mani de ise ; 

  • Manide benlik saygısı yükselen hasta kendisini üstün görür, herkesin bunu kabul ettiğini söyler. Örneğin herkes kendisinin büyüklüğünü bilmektedir, yakında başbakan olacaktır ve bu yüzden insanlar garda onu karşılamak için toplanmıştır.

Yalancı psikoz (Histerik Çılgınlık) da; 

  • Hastanın deliliği oynadığı abarttığı izlenimi edinilir.
  • Birkaç günde yatışır.
  • Fikir uçuşması, coşkulu davranışlar görülse de; büyüklük sanrıları, aşırı para harcama, saldırganlık davranışları görülmez.

Akut ruhsal travma olasılığı

mani de ise ;

  • Manide kişi enerjik, coşkulu algılanır.
  • Mani dönemleri hızlı yatışmaz. Değişmekle birlikte ortalama 4-6 hafta sürer.
  • Manide büyüklük sanrıları, aşırı para harcama, saldırganlık davranışları da görülür.

Toksik-Organik Nedenlere Bağlı Ruhsal Bozukluklar

  • Bilinç , yönelim ve algı bozukluğu baskındır.
  • İlaçlara bağlı olarak ortaya çıkan taşkınlıklarda klinik görünüm maniye çok benzeyebilir. Fakat genellikle ilaç alma öyküsü ile ortaya çıkarılır.

mani de ise ;

  • Bilinç , yönelim ve algı bozukluğu görülmez.

Dikkat Eksikliği Aşırı Hareketlilik yada  Davranım Bozuklukları

  • Ergenlik çağında hatta çocuklarda da mani görülebilir.
  • Dikkat eksikliği, aşırı hareketlilik ya da davranım bozuklukları tanıları konmuş çocukların bir kısmının sonradan mani dönemleri geçirdikleri görülmüştür.
  • Manik dönemde baskın olan uyku gereksinimindeki azalma , kendine güvende artma , büyüklük düşünceleri ayırıcı tanıda yardımcı olmaktadır.

Alkol ve Madde Bağımlılığı

  • Bipolar bozukluk, alkol ve başka maddelerlerin kullanımı ile %50 ya da daha yüksek bir oranda birlikte görülmektedir.
  • Alkol ve madde bağımlılığının bulunuşu klinik görünümü derinden etkileyebilmekte, tanı ve sağaltımı güçleştirmektedir.

Kişilik Bozuklukları

  • Hızlı döngülü duygu durum bozukluğu olan genç kadınlarda sınır kişilik bozukluğu tanısı sık konulmaktadır.
  • Bazen manik dönem sırasındaki haz yönelimli ve riskli davranışlar antisosyal kişilik bozukluğuna yol açabilir.
  • Bipolar bozukluk gösteren hastaların büyük bir çoğunluğunda aynı zamanda başka kişilik bozuklukları da görülmektedir.

–Genel popülasyonda kişilik bozukluklarının %10-20 düzeyinde olduğu bildirilmiştir ve hastanede yatarak tedavi gören veya taburculuk sonrası izlenen psikiyatri hastalarının %50’sinden fazlasında kişilik bozukluğu veya anormal kişilik özellikleri bulunmaktadır.

KOMPLİKASYONLAR-İNTİHAR ve TEDAVİ

Bu sorunları çözmek amacıyla bireysel terapiler olarak;

–Psikodinamik

–BDT

-–Kişilerarası   terapiler uygulanabilir

Ayrıca; evlilik, aile ve grup terapileri de gereksinime göre seçilebilir.

Koruyucu Tedavi

  • Lityum (majör deprasyon ve mani-suisid oranında ciddi düşüş)
  • Karbamazepin ve valproat kombine kullanımı (direnç, yan etki ya da psikotik , karma, hızlı dögülü durumlarda)

–Amaç; şiddet, frekans ve sürenin kısaltılması

  • EKT (Hastada olumlu yanıt veren lityum kesilip tekrar başlandığında direnç gözlenebilmektedir. )

Uyku Düzeni

Psikoterapi

  • Bipolar bozuklukta farmakoterapi temel araçtır. Ancak; özellikle belli olgularda psikoterapötik girişimlerin önemli bir katkısı olabilir.
  • Bu hastalar geçirilmiş epizodların psikososyal sonuçlarıyla karşı karşıyadırlar, bu da onları gelecek epizodlara daha eğilimli kılıyor olabilir.
  • Psikoterapinin hedefleri:

–Huzursuzluğu azaltmak,

–İşbirliğini arttırmak,

–Gelecekteteki epizodların frekansını düşürmek

  • Bipolar bozukluktaki başlıca soru kaynakları:

–Bir majör duygu durum geçirmiş ve kronik bir akıl hastalığı tanısı almış olmanın duygusal tepkileri

–Geçirilmiş epizodların yarattığı gelişimdeki aksamalar

–Etiketlenmeye bağlı sorunlar

–Benlik değeri duygusunun etkilenmesine bağlı sorunlar

–Nüks korkusu ve buna bağlı olarak normal işlevselliğin kısıtlanması

–Kişilerarası ilişki sorunları

–Evlilik, aile, çocuk sahibi olma, analık-babalık rolüne ilişkin sorunlar

–Akademik ve iş yaşamına ilişkin sorunlar

–Epizodlar sırasında sergilenen davranışlarla ilgili diğer yasal, sosyal ve duygusal sorunlar.

Aile Odaklı Terapi

  • Yüksek duygu dışavurumu
  • İlaç tedavisine ek olarak 9 ay süreli 21 oturum
  • Hasta ve bir ya da birden fazla yakını birlikte terapiye alınır
  • Hasta iyileşmeye başlayınca uygulanmaya başlanır

Psikoeğitim

–İletişim becerilerini arttırma

–Problem çözme becerilerini arttırma

  • Manik ve depresif dönemlerin nedenlerinin ve bunları tetikleyen
  • sebeplerin tanınması
  • Mani ve depresyonun erken belirtilerinin saptanması
  • Erken belirtilerin ilerleyip hastalığın ortaya çıkmasına engel olma
  • stratejilerinin geliştirilmesi
  • Durumun gidişinin gösterilmesi için duygudurum günlüklerinin nasıl
  • kullanılacağının öğrenilmesi
  • İlaç tedavisinin uygulanışı
  • Yan etkilerin nasıl anlaşılacağı ve bunlara karşı ne yapılacağının öğrenilmesi
  • Gebelik ve genetik danışmanlık
  • İlaç tedavisinin kesilmesinin riskleri
  • Alkol ve madde kullanımından kaçınmaya yardım etme
  • Günlük yaşam rutinlerinin oluşturulmasına yardım etme
  • Uyku problemleriyle başa çıkılmasına yardım etme-aşırı uyuma ya da
  • yetersiz uyku
  • Stresle nasıl baş edileceği
  • Problem çözmeye yardımcı olma

VAKA/OLGU ÖRNEĞİ

  • 17 yaşında
  • Erkek
  • Lise son sınıf öğrencisi
  • Ailesinin getirme nedeni: Sinirlilik, öfke, yoğun intihar düşünceleri, hayattan zevk almama , derslerine karşı ilgisizlik, sürekli ağlama, uyku ve iştahında azalma şikayetleriyle ailesi tarafından psikiyatri polikliniğine getirildi.
  • Anne ev hanımı, baba ticaretle uğraşıyor ve çocuklarıyla çok ilgililer.
  • Ailesinin ifadesine göre; okulunda sevilen, başarılı, müzikle ilgilenen ve ailesiyle uyumlu bir genç.
  • Üç yıldır psikiyatrik tedavi görüyor. Daha önce kapalı bir koğuşa yatırılarak tedavi edilmiş.
  • Antipsikotik ve antidepresan ilaçlar kullanıyor.
  • Yakınmalar üç yıl önce içe kapanma, odasından dışarı çıkmama,ailesinden uzaklaşma, derslere olan ilgisini yitirme ve uykusuzlukla başlamıştı. Aile bunun geçici bir süreç olduğunu düşünmüştü.
  • Yaklaşık iki ay sonra bir akşam evdeki eşyaları ve camları kırarak saldırganlık göstermiş, çevresindeki insanlarla kavga etmeye başlamış ve bunun üzerine bir yataklı kurumda tedavi altına alınmıştı.
  • Antipsikotik tedavisiyle robotlaştığını ifade etmiş, bir süre sonra yeniden çevresine ilgisini kaybettiği, bedeninin çirkin olmasından dolayı utandığını ve boyunu kısaltacak bir ameliyat istediğini söylediği, sürekli ağladığı ve ölümü düşündüğü yeni bir döneme girmiş, antidepresan ilaçlar kullanıp iyileşmiş.
  • İyilik hali uzun süre devam etmiş. Bir gece yüzünü boyayarak, “I’m the best” yazılı bir tişörtle arkadaş toplantısına gitmiş.
  • Aile bu dönemde davranışlarını tuhaf bulmuş ama kendisine aşırı güven gösterdiği, neşeli ve enerjik olduğu için tedaviyi düşünmediklerini ifade etmişler.
  • Yine bu dönemde zaman zaman huzursuz ve sıkıntılı davranışlar gösteriyor, neşeliyken birden ağlamaya başlayabiliyormuş. Bu döneminde alkollü okula gitmiş ve daha önce hiç yapmadığı halde bir öğretmeniyle bağırarak tartışmış.
  • İlaçsız geçirdiği bu dönemden sonra çok yakınlaştığı bir kız arkadaşı olmuş ve onunla olduğu birkaç ay boyunca kendisini iyi hissetmiş. Bu kız arkadaşı kendisinden ayrıldığında ise, büyük bir sıkıntı içine girmiş (hasta bu dönemde kliniğe gelmiş).
  • Yakınmalarını çok sevdiği kız arkadaşının kendisini terk etmesine bağlıyor ve hayatın artık kendisi için bir anlamı kalmadığını, ölmekle herkesi dertten kurtaracağını söylüyordu.
  • Aile öyküsü sorgulandığında büyükbabasının bir ruhsal rahatsızlık geçirdiği ve hastanede yattığı öğrenildi.
  • Hasta başlanan ilaç tedavisiyle majör depresyon ve mani dönemi arasında geçişler yaşadı. Hastanın duygudurumu bir aylık tedavi sonucunda ötimik duruma geldi. Okuluna başladı, müzik çalışmalarına geri döndü. Üç aylık izlem boyunca duygulanımda herhangi bir dalgalanma olmadı.
  • Hasta düzenli olarak kontrol muayenelerine gelip gitmektedir.

DEPRESYON

[fruitful_tabs type=”vertical” width=”100%” fit=”false”] [fruitful_tab title=”TANIMI VE TARİHSEL KÖKENLERİ”]
  • En tipik belirtisi, günlük etkinlikleri ilgi ve istekle yapma ve yaşamdan zevk almanın yerini üzüntü, keder, mutsuzluk, isteksizlik, karamsarlık, umutsuzluk ve suçluluk gibi duyguların almasıdır.
  • Çoğu kez bir yitime tepki olarak ortaya çıkar. Bir yakını, işi yitirme ya da umut edilen bir şeyin elde edilemediği durumlarda ortaya çıkar.
  • Kalp hastalıklarından sonra yaşam kalitesi ve yeti yitimini etkileyen bozukluktur (Pincus&Pettit, 2001)
[/fruitful_tab] [fruitful_tab title=”DSM ÖLÇÜTLERİ”]

DEPRESYON DSM TANI ÖLÇÜTLERİ

A- İki haftalık bir dönem sırasında, daha önceki işlevsellik düzeyinde bir değişiklik olması ile birlikte aşağıdaki semptomlardan beşinin(ya da daha fazlasının) bulunmuş olması; semptomlardan en az birinin ya (1) depresif duygudurum ya da (2) ilgi kaybı ya da artık zevk alamama, olması gerekir.

Not: Açıkça genel tıbbi bir duruma bağlı olan ya da duyguduruma uygun olmayan hezeyan ya da hallüsinasyon semptomlarını katmayınız.

(1) ya hastanın kendisinin bildirmesi(örn. Kendisini üzgün ya da boşlukta hisseder) ya da başkalarının gözlemesi(örn. Ağlamaklı bir görünümü vardır) ile belirli, hemen her gün, yaklaşık gün boyu süren depresif duygudurum. Not: Çocuklarda ve ergenlerde irritabl duygudurum bulunabilir.

(2) hemen her gün, yaklaşık gün boyu süren, tüm etkinliklere karşı ya da etkinliklerin çoğuna karşı ilgide belirgin azalma yada artık bunlardaqn eskisi gibi zevk alamıyor olma( ya hastanın kendisinin bildirmesi ya da başkalarınca gözleniyor olması belirlendiği üzere)

(3) perhizde değilken önemli derecede kilo kaybı ya da kilo alımının olması(örn. ayda vücut kilosunun %5 inden fazlası olmak üzere) yada hemen her gün iştahın azalmış ya da artmış olması. Not: Çocuklarda, beklenen kilo alımının olmaması.

(4) hemen her gün, insomnia(uykusuzluk) ya da hipersomnianın(aşırı uyku) olması.

(5) hemen her gün, psikomotor ajitasyon ya da retardasyonun olması(sadece huzursuzluk ya da ağırlaştığı duygularının olduğunun bildirmesi yeterli değildir, bunların başkalarınca da gözleniyor olması gerekir)

(6) hemen her gün, yorgunluk- bitkinlik ya da enerji kaybının olması.

(7) hemen her gün, değersizlik, aşırı ya da uygun olmayan suçluluk duygularının(sanrısal olabilir) olması (sadece hasta olmaktan ötürü kendini kınama ya da suçluluk duyma olarak değil)

(8) hemen her gün, düşünme ya da düşüncelerini belirli bir konu üzerinde yoğunlaştırma yetisinde azalma ya da kararsızlık (ya hastanın kendisi söyler ya da başkaları bunu gözlemiştir).

(9) yineleyen ölüm düşünceleri (sadece ölmekten korkma olarak değil), özgül bir tasarı kurmaksızın yineleyen intihar etme düşünceleri, intihar girişimi ya da intihar etmek üzere özgül bir tasarının olması.

 

  1. Bu semptomlar bir mikst epizodun tanı ölçütlerini karşılamamaktadır.
  1. Bu semptomlar klinin açıdan belirgin bir sıkıntı ya da toplumsal, mesleki alanlarda ya da önemli diğer işlevsellik alanlarında bozulmaya neden olur.
  1. Bu semptomlar bir madde kullanımının (ör. Kötüye kullanılabilen bir ilaç, tedavi için kullanılan bir ilaç) ya da genel bir tıbbi durumun (ör. Hipotiroidizm) doğrudan fizyolojik etkilerine bağlı değildir.

E. Bu semptomlar yas’la daha iyi açıklanamaz, yani sevilen birinin yitirilmesinden sonra bu semptomlar 2 aydan daha uzun sürer ya da bu semptomlar, belirgin bir işlevsel bozulma, değersizlik düşünceleriyle hastalık düzeyinde uğraşıp durma, intihar düşünceleri, psikotik semptomlar ya da psikomotor retardasyonla belirlidir [/fruitful_tab] [fruitful_tab title=”TİPLERİ/ÇEŞİTLERİ”]

DEPRESYON TİPLERİ

Psikotik özellikleri olan ağır majör depresif bozukluk(hallüsinasyon, hezeyan)

Katatonik özellikler gösteren majör depresif bozukluk(hareketsizlik-aşırı motor etkinlik, negativizm, istemli davranışlarda acayiplikler, ekolali, ekopraksi)

Melankolik özellikler gösteren majör depresif bozukluk(hiçbir şeyden zevk alamama, iyi hissetmeme, ağır depresif duygudurum ve ajitasyon)

Atipik özellikler gösteren majör depresif bozukluk(aşırı yemek yeme, aşırı uyuma, anksiyete semptomları, reddedilmeye karşı aşırı duyarlılık)

Pospartum başlangıçlı majör depresif bozukluk(Doğumdan sonraki ilk 4 hafta)

Mevsimsel yapı gösteren majör depresif bozukluk(hipersomnia, aşırı yemek yeme, kilo alma ve yorgunluk ile belirlidir.)

[/fruitful_tab] [fruitful_tab title=”SIKLIK VE YAYGINLIK”]

DEPRESYON  YAYGINLIK VE SIKLIK

Depresyon psikiyatrik bozukluklar içerisinde en sık görülen hastalıktır.

Yaşam boyu gelişme olasılığı kadınlar için: %10-25 , erkekler için %5-12 arasında değişmektedir.

Majör depresif bozukluk(tek epizod ya da rekürran), kadınlarda ergen ve erkeklere oranla 1,5 kat daha fazla görülür.

Böyle bir bozukluğu olan kişilerin 1. derece biyolojik akrabalarında genel topluma göre 1.5-3 kat daha fazladır [/fruitful_tab] [fruitful_tab title=”BELİRTİLERİ VE NEDENLERİ”]

DEPRESYON OLUŞ NEDENLERİ

Nörokimyasal Anormallikler(,serotonin,noradrenalin)

Genetik(ikiz- aile çalışmaları)

Psikososyal faktörler

Depresyona yatkı kişilik özellikleri

Aşırı sorumluluk duygusu

Beklentilerin yüsksek olması

Utangaçlık, çekingenlik, içe kapanıklılık

Hep ya da hiç biçiminde düşünme atrzı

Aşırı genellemeler

Kişinin çocuklukta karşılaştığı kayıplar ve acı yaşam olayların bıraktığı genetik, duygusal, bilişsel, davranışsal yatkınlık

Yaşamın sonraki yıllarında biyolojik ve psikososyal uyaranların organizmaya binmesi ve özellikle seratonin ve noradrenalin mekanizması reseptör duyarlılığı

 
Depresyona neden olabilecek düşünce tarzları

Olumsuz üçlü:  Kişinin kendisini, çevresini, geleceğini olumsuz olarak değerlendirmesi

Olumsuz otomatik düşüncelerin ortaya çıkması

Bilgi işleme ve algılamada yapılan sistematik hatalar:

Ya hep ya hiç tarzında düşünme.

Keyfi çıkarsamalarda bulunma

Aşırı genellemelerde bulunma

Seçici Dikkat (Olumsuza Odaklanma, Olumlu Şeyleri gözden kaçırma)

İşlevsel olmayan şemalar: İşlevsel olmayan şemaların temelleri erken dönemde atılmakta, yaşam boyu devam etmektedir.

değersizim , yetersizim , bir işe yaramam , çaresizim, suçluyum, Önemim yok gibi vb.

DEPRESYON KLİNİK  BELİRTİLER

İlgi kaybı ya da zevk alınan etkinliklerden artık zevk alınamıyor olması(anhedoni)

Depresif duygu durum; üzgün, hüzünlü, kederli, umutsuz, acınacak halde, dertli, çaresiz, çökkün ya da değersiz hissetme

Enerji kaybı, yorgunluk, bitkinlik ve istek azlığı

Konuşmada, düşüncelerde ve davranışlarda retardasyon, ajitasyon

Uykuda bozukluklar

İştah değişiklikleri

Anksiyete

Somatik yakınmalar

Dikkati toplamada ve sürdürmede güçlük

Ölüm düşünceleri- intihar girişimleri

Psikomotor  retardasyon , ajitasyon

Giyim, kendilerine bakımları

Genel Görünüm: Çökkün hastada genellikle omuzlar çökük, yüz ve alın çizgileri derinleşmiş, üzüntülü bir yüz, az bakımlı, hareketler yavaş, genel bir durgunluk ön plandadır. Bazen de sıkıntılı, tedirgindirler.

Bilinç: Genellikle herhangi bir bilinç bozukluğu belirtisi göstermezler.

Yönelim: Çoğunlukla kişi, yer ve zamana yönelimleri tamdır.

Bellek: Unutkanlık.

Dikkat ve konsantrasyon: Dikkat ve konsantrasyon güçlüğü

Algı: Ağır depresyonlarda; çeşitli algı bozuklukları görülebilir. (derealizasyon, depersonalizasyon, illüzyon, hallüsinasyon)

 

Düşünce:

Düşünce süreci: Konuşma yavaşlamıştır.

Düşünce içeriği:  *Genellikle olumsuz düşünceler hakim.

*Genellemeler

*Kayıp, pişmanlık, suçluluk, intihar, ölüm düşünceleri

*Dünyayı siyah- beyaz görme, ya hep ya hiç düşünce tarzı

 

Depresyonda görülen ‘ ya hep ya hiç ‘ düşüncesine örnekler:

Tam doğru olmadıktan sonra çaba göstermenin bir anlamı yok

Birini sevmek, ona hiç kızmamaktır.

Herkes beni sevmiyorsa hiç kimse bana aldırmıyor demektir.

Mükemmel olmayacaksa bir anlamı yok.

Ya tam mükemmel olsun ya da hiç olmasın.

Her şey yetişmeyecekse hiç yapmayayım.

Birinden bir şey alırsam kendimi ona tam bağımlı hissederim.

 

Duygu: Depresif duygudurum. (Disforik, elem veren acı veren bir duygudurum)

Davranış: Fizik etkinlikte azalma, toplumdan uzaklaşma, yorgunluk, bitkinlik, laterji ya da ajitasyon

Fizyolojik özellikler: Uyku bozk., iştah değişiklikleri, cinsel istek azlığı vb. [/fruitful_tab] [fruitful_tab title=”GİDİŞAT VE SONLANIM”]

DEPRESYON GİDİŞ VE PROGNOZ

Herhangi bir yaşta başlayabilir. Ortalama yaşı 20’li yaşların ortalarıdır.

Semptomlar genellikle günler haftalar içerisinde gelişir. Tedavi edilemeyen epizod hangi yaşta başlarsa başlasın, 6 ay ya da daha uzun sürebilir.

Bazen belirtiler başlangıçta daha hafif olduğundan kişi yaşamış olduğu  çeşitli bedensel semptomlar(halsizlik, iştahsızlık, unutkkanlık vb.) sebebiyle başka uzmanlık dallarına başvurabilirler.

Olguların büyük çoğunluğunda semptomlar tam remisyona girer ve işlevsellik hastalık öncesi döneme döner.

İlk epizodun şiddeti süreğenliğin öngörülmesini sağlıyor olabilir.

Kronik tıbbi durumlar  daha süreğen epizodların ortaya çıkma olasılığını artıran bir etkendir.

Psikotik özelliklerin görülmesi, epizodların uzun sürmesi, hastalık öncesi toplumsal uyumun bozuk olması, sosyal desteğin azlığı gibi vb durumların varlığı genellikle kötü prognoz olabileceğinin göstergeleridir [/fruitful_tab] [fruitful_tab title=”AYIRICI TANI VE EKTANILAR”]

DEPRESYON AYIRICI TANI

Distimik Bozukluk

Bozukluğun şiddetine ve süreğenliğine göre ayırt edilir.

Distimik bozuklukta depresif duygudurum, en az 2 yıllık bir sürede hemen her gün bulunur.

Kronik ve daha az ağır olan depresif semptomlarla belirlidir.

 

Yas

Sevilen birinin ölümünden sonra ortaya çıkar.

Majör depresif bozukluğun tanı ölçütlerini karşılayacak  sayıda ve sürede ortaya çıkmış olsa bile; 2 aydan daha uzun sürmedikçe ya da işlevsellikte belirgin bir bozulma, değersizlik düşünceleriyle hastalık düzeyinde uğraşıp durma, intihar düşünceleri, psikomotor retardasyon ya da psikotik semptomlar olmadıkça, majör epizoddan çok yasa bağlıdır.

Yasta kişinin kendisine saygısı kaybolmaz, kendisini derin bir yitim içerisinde görse bile kendi değerini küçülmüş, yitirmiş hissetmez. Böyle olursa depresyon geliştiği düşünülebilir.

Yas ile Majör Depresif Epizod arasındaki farklar

yas Majör depresif epizod
Yakın zamanda kayıp mevcut Her zaman bir kayıp yoktur
Benlik saygısı korunmuştur ‘Değersizlik’ duygusu sık görülür
İşlevsellik orta derecede bozulmuştur. İşlevsellik belirgin düzeyde bozulmuştur.
İntihar düşünceleri pek olmaz Sıklıkla intihar düşünceleri olur
Nörovejetatif belirtiler olabilir de olmayabilir de Nörovejetatif belirtiler vardır

Genel Tıbbi Duruma bağlı duygudurum bozukluğu

Öykü

Fizik muayene bulguları

Madde Kullanımının yol açtığı duygudurum bozukluğu

(Örn. Kötüye kullanılabilen bir ilaç, tedavi için kullanılan bir ilaçvb.) duygudurum bozukluğu ile etiyolojik olarak ilişkisi olduğu yargısına varılmasıyla majör depresif bozukluktaki, majör depresif epizodlardan ayırt edilir. 

 

Şizoaffektif Bozukluk

Bu tanı içi duygudurum belirtilerinin görülmediği iki haftalık bir dönemde psikotik belirtilerin, hezeyan ve hallüsinasyonların görülmesi gerekir.

Çoğunlukla duygudurum belirtileri bulunabilir, fakat eşlik eden özellik biçimindedir, ayrı bir tanı konmayı gerektirmez.

Demans

Kişinin hastalık öncesi durumu; genellikle demansta hastalık öncesinde kognitif işlevsllikte giderek bir gerileme olduğuna ilişkin bir öykü alınır. Depresyonda kognitif gerileme genellikle birden ortaya çıkar.

Kapsamlı değerlendirme

Söz konusu bozukluğun nasıl başladığının değerlendirilmesi

[/fruitful_tab] [fruitful_tab title=”KOMPLİKASYONLAR-İNTİHAR”]

DEPRESYON ÖLÜM VE İNTİHAR

İntihar girişimleri nedenleri arasında psikiyatrik hastalıklar arasında ilk sırada

Ölüm oranı toplum ortalamasından ..-.. kat fazla.

Hastaların %20-50’si intihar girişiminde bulunur.

Ağır bunaltı, umutsuzluk, çaresizlik, suçluluk duygularının bulunması risk.

[/fruitful_tab] [fruitful_tab title=”TEDAVİ”]

DEPRESYON TEDAVİ

FARMAKOLOJİK TEDAVİ

EKT

PSİKOTERAPİ

PSİKOEĞİTİM

Majör depresyon belirtileri ve süreci hakkında hastayı bilgilendirmek

Akut dönemde daha çok destekleyici psikoterapötik müdahaleler, ilerleyen aşamada depresyonun ortaya çıkmasında rolü olduğu düşünülen kişilik özellikleri ve Psikososyal etmenler üzerinde durulabilir.

İlk etapta terapist hastanın hedef yakınmalarını , semptomlarını, ego işevlerinin genel düzeyini, uyum gücünü anlamaya çalışabilir.

İntihar riski de değerlendirilmelidir.

Destekleyici, açıklayıcı

Terapötik işbirliği tedavinin güçlü bir öğesi

Kişinin tedaviye katılımını sağlayabilmek

Hastanın destek sistemleri sorgulanmalı

 

FARMAKOLOJİK TEDAVİ

—Depresyonun farmakolojik tedavisinde antidepresanlar kullanılır.

—Antidepresan kullanımında temel ilke yeterli dozu yeterli sürede kullanmaktır.

◦Depresyon, bugünkü bilgilere göre ataklar arasında normal duygu durumun bulunduğu bir hastalık değildir.

◦Sürekli bir kötüye gidiş söz konusudur.

◦Uygun tedavi görmeyen vakalar kısmi düzelmeler gösterseler dahi kalıntı belirtiler bırakır.

—Etki başlangıcı en erken 2-3 hafta sonra görülür.

—En az bir aylık süre içinde yeterli yanıt yoksa ya doz arttırılır ya başka bir ilaca geçilir.

—İlk atakta tedavi en az 1-2 yıl ve aynı dozda sürdürülmelidir.

—2. ataktan sonra tedavi tekrarı önlemek amacıyla daha uzun süre sürdürülmelidir.

Gerekli durumlarda ömür boyu antidepresan tedavi uygulanabilir

antidepresanlar

—SSRI’lar

—SNRI’lar

—NaSSA grubu

—Trisiklik antidepresanlar

—Bupropion

—MAO inhibitörleri

—Reboksetin

—Trazadon

SSRI’ lar (Selektif Serotonin Reuptake İnhibitörleri):Hem etkinlikleri hem de düşük yan etki profili nedeniyle dünyada en yaygın olarak kullanılan antidepresan grubudur.

—Bu grup içinde bulunan ilaçlar;

◦essitalopram,

◦sitalopram,

◦sertralin,

◦fluvoksamin,

◦paroksetin ve

◦fluoksetindir.

SSRI’ların etki mekanizması

depresyon

Psikoterapi

Depresyonda uygulanan psikoterapiler

—Kognitif davranışçı terapi

—Kişiler arası terapi

—Psikodinamik terapi

—Farkındalık temelli psikoterapiler

Non-farmakolojik tedaviler

—Elektro-konvulsif terapi

—Işık terapisi

—Transkranial manyetik stimülasyon

—Vagus sinir uyarısı

—Derin beyin uyarısı

DUYGUDURUM BOZUKLUKLARıNıN PSIKODINAMIK YÖNLERI

Freud depresif eğilimlerin altında erken dönemde yaşanan kayıp deneyiminin olduğunu ileri sürmüştür. Bu görüşler daha sonra Abraham tarafından geliştirilmiştir. Bebekliğin ilk gelişim evrelerinde aşırı doyurulmuş veya yoksun bırakılmış kişilerin bu devrelere saplanıp kaldıklarını vurgulayan klasik  teoriye uygun olarak, depresif bireyler, memeden çok erken veya çok ani kesilmiş veya uyum sağlama kapasitelerinin çok ötesinde erken hayal kırıklıkları yaşamış kişiler olarak görülmüştür.

Depresif bireylerin çoğunlukla kilolu olması, genelde yemek yemeyi, içki ve sigara içmeyi ve duygusal deneyimlerini yiyecek ve açlıkla benzetmelerine dikkat çekilmiştir. Depresif kişilerin oral dönemde saplandıkları görüşü bugün de kabul görmektedir.

Depresif bireyler olumsuz duygularını diğer insanlardan uzak tutup kendilerine yöneltmişleridir. Bu durum kendiliğe karşı sadizm veya içe döndürülmüş öfke olarak tanımlanmıştır. Depresif  bireyler nadiren kendiliğinden öfkelenirler. Daha çok suçluluk hissedereler. Bu daha çok bilinç düzeyinde yaşanır, egoyla uyumlu ve suçlanmayı hak etme duygusudur.

Depresif kişilerin en fazla kullandıkları savunma mekanizması içe-atmadır. Klinik açıdan bakıldığında, bir insanın depresif psikolojisini değiştirmek için anlaşılması gereken en önemli mekanizma bu savunmadır. Depresif kişinin kaybedilmiş sevgi-nesnesiyle özdeşimi içselleştirilmiştir. Depresif hastalarda içselleştirilmiş nesnenin konuşması açıkça duyulabilir. İçe atılmış nesnenin daha ziyade nefret edilen özellikleri içe atılmıştır.

Sevgi nesnesinin olumlu nitelikleri genellikle sevecen şekilde hatırlanır. olumsuz olanlar ise kendiliğin bir parçası olarak yaşanır. İçe tlına nesnenin gerçekte kötü olması şart değildir. Örneğin hastalık nedeniyle hastaneye yatan bir babanın oğlu, babasının kendisini terk etmesinden dolayı ona düşmanlık besleyecek, ama aynı zamanda onu özleyecek ve yanındayken değerini bilmediği için de kendisini suçlayacaktır.

Depresyonlu hastaların genel özelliği benlik saygısının düşük olmasıdır. Depresyon herhangi bir gelişim aşamısındaki narsistik çözümlemedeki yetersizliğin tetiklediği çaresizlik ve bozulmuş benlik saygısı dıygusundan kaynaklanabilir.  Depresif hastalarda özellikle olgun bir ayrılık gerçekleştirilmediğinde belirgin hale gelen, değersizlik ve kendilik imajlarının bölünmesine yol açan ebeveyn figürleri ile ilgili olumsuz anıların olduğu öne sürülmektedir.

DEPRESYONUN BILIŞSEL TEORISI

Aaron Beck depresif bireylerin rüyalarını psikanalizin yeterince iyi açıklamadığını keşfedince bilişsel teoriyi geliştirmiştir. Bilişsel model insanlarının bilişlerinin objektif olmadığı fikrine dayanır. Bir insanın davranış ve duygularını etkileyenler daha çok o insanın algıları ile alakalıdır. Depresyondaki insanlar gerçeği depresif bir biçimde idrak ederler.

Depresyonlu bireyler

1.Kendileri

2.Çevreleri

3.Gelecek hakkında

Negatif ve çarpıtılmış düşüncelere sahiptir.  Buna bilişsel üçlü denir.

Depresif hastalar hep-hiç düşünüşüne sahiptir. Olaylarla ilgili keyfi negatif çıkarsamalar yaparlar, bir konteks içersinde negatif olanları seçerler ve aşırı genellemeler yaparlar. Olumlu olanları da küçümseme eğilimindedirler.

Kendisiyle alakalı olmayan olayları kendisine mal eder. Özellikle kendi kusurlarını doğrulayan negatif kanıtlar, hatalar ve engeller ararlar. Beck’e göre depresif bireyler stresle karşılaştığında olumsuz otomatik düşünceleri devreye girer. Depresif düşünme biçimi sadece acı vermez, aynı zamanda işlevselliği de felç eder. Böylece işlevsellik kaybı üzerinde daha çok dururlar. Üretkenlik kaybı hastanın yetersizlik düşüncelerini pekiştirir.

Anlık negatif bilişler (beni sevmiyor) şema veya çekirdek inanç denen daha temel benlik kavramı içine oturur. Bu olumsuz şemalar muhtemelen erken dönemlerde yerleşmeye başlamıştır. Tedavide Sokratik sorgulama iletemel düşüncelerin lehinde ve aleyhinde kanıtlar aranır.  Hasta otomatik düşünceleri belirleyerek depresyonun irrasyonel doğasını tanır.

DEPRESYONUN KİŞİLERARASI TEORİSİ

Bu teori psikanalizin intrapsişik konulara aşırı vurgu yapmasına tepki olarak doğmuştur. Adolf Meyer, Harry stuck Sullivan, Eic Fromm ve Freuda Fromm Reichman bu teorinin öncüleridir.

Sosyal destek insanları depresyondan korur.  Güvenilir bir sosyal ortam depresyon geliştirme riskini azaltır. Sevilen bir yakının kaybı, ilişkilerde önemli zorlanmalar, evlilik, boşanma, barınma imkanları, mesleki durum ve fiziksel sağlıktaki değişiklikler gibi yaşam stresleri depresyon gelişme riskini arttırmaktadır.

John Bowlby, insanların evrimsel olarak emosyonel bir bağlanma zorunluğunu ileri sürmüştür. İnsan doğasının bu temel özelliği bebeğin hayatta kalmasını sağlar.  Bebek büyüdükçe çevresinin genişlemesi bağlandıkları figürün güvenli temelinden uzaklaşır. Bu  dönemde bağlantı nesnesinin kaybı, bağlanma stilinin zedelenmesine sebep olur.  Örn. Annenin ilk 10 yılda ölümü, depresyon için bir risk faktörüdür.

Çocukluk dönemdeki bağlanmaları güvensiz olanlar başkalarından yardım isteyemez.

Bu hassas bireyler insanlardan destek almada yetersizlik yaşarlarsa stres altında semptom çıkarmaya eğilimlidirler. Güvensiz bağlanmaları olan bireyler, ihtiyaç duyduklarında rahat ilişki kurmakta güçlük çekerler.

Depresif bireyler suçluluk nedeniyle diğer insanların ihtiyaçlarını kendilerininkinden daha önemli görürler. Bu nedenle başkalarının isteklerini yerine getirmeye aşırı çaba gösterirler. Bu da enerjilerinin kısa sürede tükenmesine yol açar. Kendilerini sıkıcı bulurlar.

1970’lerde G. Klerman ve arkadaşları depresyona özel kişilerarası psikoterapi tekniğini geliştirmişlerdir. Bu terapi zaman sınırlı olup, kişilerarası ve bağlanma teorilerine dayalıdır. Bu psikoterapi metodunda yatkın bireylerin birinin kaybı (komplike yas), sorunlu bir ilişki (rol uyuşmazlığı), veya bir yaşam değişikliği (rol değişimi) üzerine odaklanır. Yaşam olayları işlevselliği düşürürken, düşük işlevsellik ise olumsuz yaşam olayları üretir.

KPT’de hastalara hasta rolü verilir ve hayat olaylarının depresyon üzerindeki etkisi anlatılır. Hasta ile bir kiiler arası sorunun çözümü üzerine çalışılır.  Örneğin bir evlilik sorununun çözümü, ilk anda semptomatik rahatlamayı sağlayacak, gelecekte tetikleyeci kişilerarası sorunların üstünden gelinmesine ve depresyonun önlenmesine yarayacaktır.  Kişilerarası yetenekleri geliştirmenin temel alanları; kendi haklarını savunabilme, yüzleştirme, öfkenin etkili bir biçimde ifadesi ve sosyal risk almadır.

[/fruitful_tab] [fruitful_tab title=”VAKA/OLGU ÖRNEĞİ”] Tab 1 content place [/fruitful_tab] [fruitful_tab title=”İLGİLİ VİDEO”] Tab 2 content place [/fruitful_tab] [fruitful_tab title=”KAYNAKLAR”] Tab 3 content place [/fruitful_tab] [/fruitful_tabs]