ergenlikte zihinsel, duygusal, sosyal gelişim

Ergenlikte Zihinsel,Duygusal,Sosyal Gelişim(psikolog,)

12 yaş ve üzerisi zihinsel,duygusal sosyal gelişim çerçevesinde varsayımlar kurabilir, mantıksal sonuçlar çıkarabilir ve karmaşık sorunları sistemli biçimde çözebilir. Bu dönem gençleri kendi görüşlerini haklı gösterebilecek düşünce kurallarını ve mantık yollarını bulmaya başlarlar.

 

  Ergenlikte Duygusal Gelişim

 

Ergenlik dönemi dengesiz ve düzensiz bir evredir. Bu evre “gence hiçbirşey anlatılamadığı için, anlatma çabasının yoğun olduğu bir dönem” olarak açıklanabilir. Dönem, bir çelişkiler dönemidir. Yalnızlıktan duyulan hazzın yanı sıra bir gruba katılma özlemi, yetişkini hor görme ama ona dayanma; endişe ve umutsuzluğa karşın geleceğe coşkuyla yöneliş bu çelişkilerin en belirginleridir. Bu evrede duyguların şiddet kazandığı görülür. Bunlar sinirlilik, öfke, bağırma, herşeye karşı gelme gibi özelliklerdir.

Ergenlikte Sosyal Gelişim

Bu dönemde genç; çabuk kurulan ve bozulan ilişkiler, kolay etkilenme, toplum içinde sivrilme, ilgi çekme ve rol sahibi olma çabası içindedir. Toplumda saygınlık kazanmaya ve statü sahibi olmaya gereksinme duyar. Toplumsal uyum geniş ölçüde bu gereksinimin karşılanmasına bağlıdır.

Gencin bu dönemde ailesiyle, arkadaşlarıyla ve öğretmenleriyle olan ilişkileri de önemlidir. özdeşleşme içine girerek aile bireylerine, çevredeki kişilere, düşüncelere genişleyen alanda, gencin benimsediği düşünce, davranış, tutum ve eylemleri oluşur. Gencin bu dönemde arkadaş ilişkileri çerçevesinde, ait olduğu grup önem kazanır ve grup normlarına uymada çaba harcar.

 

psikolog,şişli psikolog,mecidiyeköy psikolog,istanbul psikolog,osmanbey psikolog, psikoterapist , çocuk terapist,çocuk

Ergenlikte Bilişsel Gelişim

Ergenlikte Bilişsel Gelişim(psikolog,terapist)

 

Piaget’ye göre ergen 11 yaşından itibaren formel işlemsel psikolog düşünceyi geliştirmeye başlar. Bu dönemin önemli özelliği hipotetik tümdengelime! düşüncedir. Ergen, bir problem çözme durumunda neden-sonuç ilişkisini kurabilmek için olası tüm değişkenleri göz önüne alabilir ve bunlardan birini sınarken diğerlerini dışarıda bırakabilir. Gerçek ve somut olmayanla yani olasılıklarla ilgilenebilir ve mecaz anlamları anlamakta güçlük çekmez. Formel düşüncenin her ergende ortaya çıkmayacağı, bu düşünce biçimiyle ilgili bilişsel stratejilerin ancak eğitimle gelişebileceği ve bu nedenle formel işlemsel dönemin, Piaget’nin önceki üç dönemi gibi evrensel olmadığı tartışılmaktadır.

Ergenlerdeki soyut düşünce onların günlük davranışlarını da etkilemektedir. Kendileri ve dünya hakkında daha fazla düşünmekte ve 13-15 yaşları arasında daha tartışmacı, idealist ve eleştirici olmaktadırlar. Bununla birlikte kendilerinin ve başkalarının soyut bakış açılarını değerlendirmekte zorlandıkları için yeni bir ben merkezci eğilim içine girmektedirler. Elkind’a göre kendi düşünceleri, duyguları ve davranışlarıyla aşırı ilgilidirler. Kendi ve diğerleri arasındaki ilişkilerle ilgili olarak da iki önemli çarpıtmaları vardır. Bunlardan biri, kendi kendileriyle çok ilgili olmalarının ötesinde diğerlerinin de kendisiyle ilgilendiklerini düşünmeleri ve devamlı bir sahnede, herkes kendilerini izliyormuş gibi davranmalarıdır. Diğeri ise kendi önemlerini aşırılaştırmaları ve kendilerini özel ve özgün olarak algılamaları sonucu başkalarının başına gelenin kendi başlarına da gelebileceğini düşünememeleridir. Bunun sonucu olarak da alkol ve uyuşturucu alma, hızlı ve tehlikeli araba kullanma gibi riskli davranışlara girmekten sakınmamaktadırlar.

 

psikolog,şişli psikolog,mecidiyeköy psikolog,istanbul psikolog,psikoterapist,çocuk terapist,çocuk

psikolog

Ergenlik Çağının fiziksel Gelişimi

Ergenlik Çağının fiziksel Gelişimi(psikolog,psikoterapist)

Ergenlik çağı tek bir bilim dalı açsından anlaşılması ve tanımlanması güç bir devredir. Bu bilim dalı istek fizik, biyoloji, psikoloji, pedogoji, ister eğitim olsun, her birinin bir gencin gelişmesine katkısı olup, bireyde değişikliklerin yer aldığı çağdır. Özellikle biyolojik, psikolojik ve sosyal olarak bir gelişme ve olgunlaşmanın yer aldığı bu dönem çocukluktan erginliğe bir geçiş dönemidir. Ergenliğin başlangıcı kızlar ve erkeklerde belirli biyolojik değişmelerle başlar. Bu devre ülkemizde kızlarda ortalama 10-12, erkeklerde 12-14 yaşlar arası başlar. Ergenlik çağına girişten önceki yıllarda boy ve ağırlık bakımından bir yavaşlamadan sonra gelişmede giderek hızlanan bir artış izlenir. Ülkemizde gelişim batı ülkelerinden daha önce oluşmaktadır. Biraz sonra ikinci derecede cinsel nitelikler meydana çıkar.

Erkek çocuklarda cinsel nitelikler genital tüylerin çıkması, yüzde bıyık ve sakal tüylerinin belirmeleri ve ses değişmesi ile göze çarpar.

Fiziksel değişmeler bireyin sosyal ve psikolojik uyumunu etkilediği gibi sosyal unsurlarda psikolojik ve bedende yer alan değişiklikleri etkiler; aynı şekilde psikolojik unsurların yanında sosyal ve fizyolojik değişmeler de görünür.
Özellikle ergenlik çağının kızlar ve erkeklerde yer alan sosyal değişiklikler bazı kriterlere bağlıdır. Bu kriterler arasında ergenin iş bulup çalışması, evden ayrılması, evlenmesi ve oy kullanması gibi olaylara girişmesi, çocukluktan erişkinliğe geçişi gösterir.

Her kişinin yaşantısı boyunca belirli psikolog geçiş ve dönem sıkıntılar yaratan devreleri vardır. İlk defa okula giden çocuk, evinin sağladığı güven havasından ayrılarak yaşantısında sıkıntı yaratabilecek bir duruma girer, üstelik okula giriş dönemine esaslı bir uyum göstermek zorundadır. Ergenlik de böyle bir bunalım çağıdır. Çocuk veya erişkin değildir, fakat genç birbirinin içine girişmiş kuvvet bekleyişler alanlarının içindedir.
Bu dönemlerde kanunlara karşı eylemler, intihar teşebbüsleri, uygusal taşkınlık ve tedirginlik hali ön planda görülür. Genç kızlarda intihar teşebbüsleri buluğ çağında en yüksek ortalama göstermektedir. Bütün bu olumsuz davranışların altında da anksiyete hali vardır (Yavuz, 1974).

Ergenlik döneminin başlangıcının habercisi, boy uzamasıdır. Çocuğun ana rahminden teşekkül etmesinden bu yana gövdesi gelişimini büyümesini devam ettirir. İlk iki yıl içinde büyüme hızlanır. Sonraları büyüme hızı azalarak kızlarda 7, erkeklerde 10 yaş civarlarında bir gelişme eğrisi gösterir. Erkek çocuklar doğuşta kızlardan biraz daha boylu olup, bu üstünlüğü 10 yaşlarına kadar korurlar, fakat kızlarda bu yaşlarda bu yaşlarda onlara yetişir. 11 yaşlarından 14’e kadar kızlar daha çabuk uzuyorlar. 15 yaştan sonra bu üstünlük erkeklere geçiyor. Yalnız kişisel farklılıkların olduğunu unutmamak gerekir.

Ergenlik çağında gelişmenin diğer bir yönü de, kilo alınarak ağırlığın artmasıdır. Yalnız, boy uzaması gelişmenin tek kriteri değildir. Yapılan çeşitli incelemelerde, ortalama ağırlık artışları kız ve erkekte boy uzaması eğrileri ile ayrı eğilim gösterip, boy uzaması eğrilerine paralel olarak gelişmektedir.

Fiziksel yönde ergenliğin başlangıcı ve sona ermesi, bireylerde faklı olmakla beraber, bu çağlardaki önemli değişimler, ortalama istatistik normlarına uyacaktır. Boy ve kilo artarken, kollardaki kuvvet de artacaktır.

Cinsel gelişim, başlangıçta ergenlerde kızlarda göğüs büyümeleri, erkeklerde bıyık ve sakal tüylerinin çıkması gibi ikinci derecen cinsel niteliklerden oluşur. Ergenlerin fiziksel gelişmesinde primer sex organlarının gelişmesi çok önemlidir. Kızlarda regl başlangıcı yanlış olarak fiziksel olgunluk zannedilmiştir. Regl başlangıcında, overler erişkinlerin overlerinin ancak %30 oranındadır. Yalnız, gelişme tamamlanınca testis ve overler tam olarak gelişir, demek ki, bu reglerin başlangıcından, çok sonraları oluşur. Ancak hipofiz guddesinin çıkardığı salgılar testis ve overlerin tam çalışmasını sağlar. Henüz, olgunlaşmamış sex guddelerine hipofiz salgıları cinsel olgunlaşmayı sağlayacak olan hormonu çıkardığı zaman overlerde ve testislerde sex hormonunun teşekkülü başlar. Kadın hormonları sex hormonları konusunda esas ve ikinci derecedeki sex niteliklerinin gelişmesini sağlar. Aynı şekilde erkek hormonu erkeğin primer ve ikinci derecede niteliklerinin gelişmesine yol açar. Uterusta bazı oluşumlara yol açan kafi miktarda hormon bulunuşu reglin başlaması ile, kızın cinsel bakımdan olgunluğa yöneldiğine bir işarettir. Bu dönemde kızın üretme niteliğini henüz elde etmemiş olması kuvvetli bir ihtimaldir. Fiziksel ve cinsel gelişim devam eder ve sonunda over döllenebilecek bir ovum oluşturur. Cinsel guddelerin oluşum devrelerinde regllerin aksaması görülebilir. Bu aksama, anormal olmayıp, sex organlarının nispeten olgunlaşmasından ileri gelir (Yavuz, 1974).

Ergenlik çağında kızlarda ve erkeklerde çeşitli bedensel gelişmeler göze çarpar. Kız ve erkek çocukların beden yapısındaki gelişmeleri ayrı ayrı incelemek gerekir. Kızlarda omuzlar, yuvarlaklaşır, göğüs ve kalçalarda deri altına toplanan yağ miktarı artar. Göğüs ve kalçalar büyür, göğüs uçları olgunlaşır.

Erkek çocuklarda ergenlik döneminde kızlardan farklı olarak kol ve bacak adalelerinde bir gelişme olur. Göğüs kafesi ve omuzlar genişler, vücut ve yüz erkeksi görünüm kazanır.

Seslerin kalınlaşması: Ergende, ses, çocukluktakinin aksine kalınlaşmaya başlar. Bu dönemde ergen ses tonun ayarlamaz. Önceki ses çatallaşır. Daha sonra, ses telleri gelişmesini tamamlar, ergenin ses tonu da olgunlaşır.

Yüzdeki sivilcelerin artması: Derideki yağ bezlerinin fazla çalışması sonucu, salgılanan yağlar, bez kanallarını tıkar ve yüzde siyah noktalar oluşturur. Yağ birikimi şişer ve ergenlik sivilcelerini meydana getirir.

Yüzde bıyık ve sakalın çıkması: Ergenlik döneminde yüzde meydana gelen belirgin değişiklik de, erkek çocukta bıyık ve sakalların çıkmasıdır. Önce bıyıklar belirgin hale gelir, sonra sakak kemikleri altından sakallar görülmeye başlar, sakal ve bıyıkların çıkmasında gençler arasında bireysel farklara bağlı olarak, değişiklikler olur.

Vücutta Kıllanma: Ergenlik döneminin başlangıcındaki değişikliklerden biri de, hipofiz bezinin salgıları ile başlayan koltuk altı ve üreme organları bölgesindeki kıllanırlar.

Ter bezlerinin çalışmasının artması: Bu dönemde koltuk altı ile kasıklardaki ve vücudun diğerlerinde ter bezleri çocukluk döneminden daha fazla çalışır. Sık terleme sonucu ortaya çıkan kirliliği önlemek için vücut temizliğine dikkat etmek en az haftada bir kere su ve sabun ile temizlenmek, koltuk altı ve üreme organlarındaki türlerin ter ve kir tutacağı için uzamadan alınması ergenlik sağlığı için gereklidir.

Vücut kokusunun belirginleşmesi: Cinsel olgunlukla beraber, vücutta herkese has bir koku belirginleşir. Bu vücut kokusunun cinsel çekicilikle bir ilişkisi vardır.

Gırtlaktaki kıkırdaklaşma: Hipofiz hormonun etkisi ile ergenlik döneminin başlangıcında erkek çocuklarda gırtlağın çene altına rastlayan bölgesinde bir kıkırdaklaşma görülür. Halk arasında “adem elması” denen bu boğum büyüyerek sertleşir.

Göğüslerde düğümcüklenme: Erkek ergenlerde genellikle 14-16 yaşları arasında olur. Göğüslerin her ikisi veya birinde görülen ağrılı büyüme ve sertleşmelerdir. Tıp dilinde buna jinekomasti denir. Hormon kaynaklıdır. 6 ay ile 3 yıl arasında iyileşme görülür.

Ergenlik Döneminde Görülen Cinsel Rüyalar: Özellikle erkek gençler, artan cinsel içtepilerin sonucu cinsel kaynaklı rüyalar görürler. Bu rüyalar esnasında üretilen fazla spermler boşalma sonucu vücudun dışına atılır. Halk dilinde “rüyalanma”, eski dilde “ihtilam olma” denilen bu olay, sebebini bilmeyen ergenler için ürkütücüdür. Çeşitli tedirginlikler yaratabilir (Kulaksızoğlu, 1998).

şişli psikolog,istanbul psikolog, mecidiyeköy psikolok,çocuk psikoterapist ,psikolog, osmanbey psikolog

Uzman Klinik Psikolog Haşim BELTEN

PSİKOHELP

şişli Şubemiz: Fulya Mah. Ortaklar Cad. Mevlüt Pehlivan Sok. Şıpka Apt.  No:4  Daire:11  mecidiyeköy / İstanbul

Erinlik / ERGENLİK Belirileri

Ergenlik Belirtileri(psikolog,psikoterapi)

Ergenlik Çağında bedende önemli değişmeler olmaktadır. Çocukluk çağı özelliklerinden yetişkinliğe geçiş bahis konusudur. Beden değişmelerinin büyük bir kısmı ergenlik devresinin ilk safhası olan erinlik çağında vuku bulur. Erinlik çağından sonra devam eden beden gelişmeleri ise yavaş cereyan eder.
Erinlik çağının bedende meydana getirdiği psikolog gelişmeler eski çağdan beri bilinmektedir. Değişen bedenin , davranış ve yönelişler üzerinde yaptığı etkiler ise bilimsel çalışmalar yapılmasını gerektirmiştir. Beden gelişiminde hızlanma, ferdin bu değişmelere yeterli intibakını engellemekte ve sonuç olarak güvensizliğe sebep olmaktadır. Buhler cinsiyet organlarının gelişmesiyle davranışlarda meydana gelen değişmeye nazarı dikkati çekmiş ve bu yıllarda, beden değişmelerinin olumsuz ve yetersiz intibaka sebep olduğu üzerinde durmuştur. Ergenin davranışlarını etkileyen bu beden değişmelerini şu erinlik belirtileri teşkil etmektedir.

Kıllar : Erinlik çağına girişte bedenin belirli yerlerinde kıllar büyür ve ergenlik sonlarında bükümlü hal alır.

Ay Hali : Yüzyıllar boyunca kızlarda ay halinin cinsi olduğunun işareti olduğuna inanılmıştır. Bilimsel araştırmalar, ay halinin erinlik çağının başı veya sonunda vuku bulmadığını ve bu olayın erinliğin yanını gösterdiği ifade etmektedir. Ay halini takiben “ergen kısırlığı” buna delil olarak gösterilmektedir. Bu devre 6 ay veya daha uzun sürer ve bu süre içinde yumurtalıklarda olgunlaşma olmaz. Buna göre ay halinin, cinsi olgunluğa delil teşkil ettiği söylenemez.

Islak Geceler: Halk arasında erkek çocuğun cinsi organlarının gece salgı yapması onun cinsi yönden olgunlaştığına bir delil olarak görülür. Uyku esnasında penis, spermi havi sıvı çıkarır. Erkeğin üreme organının bu şekilde fazla semeni dışarı atması normaldir. Ancak bu her çocukta vuku bulmayabilir ve ayrıca bu salgıların erinliğin başlangıcında değil, fakat ortalarında vuku bulduğuna işaret etmek gereklidir.

Akıl Dişi : Akıl dişinin çıkmasını erinlik başlangıcı olarak görenler olmuştur. Ancak erinlik devresinin başlangıcını gösteren sağlam bir işaret değildir (Fatma Varış).

şişli psikolog,istanbul psikolog, mecidiyeköy psikolok,çocuk psikoterapist ,psikolog, osmanbey psikolog

Uzman Klinik Psikolog Haşim BELTEN

PSİKOHELP

şişli Şubemiz: Fulya Mah. Ortaklar Cad. Mevlüt Pehlivan Sok. Şıpka Apt.  No:4  Daire:11  mecidiyeköy / İstanbul

Ergenlik Çağı Ne Zamandır?(psikolog,psikoterapi)

Ergenlik Çağı Ne Zamandır?(psikolog,psikoterapi)

Ergenliğin ne zaman başlayıp ne zaman sona erdiği çeşitli görüşlere göre tartışmalı ve değişiktir. Kabaca söylenecek olursa, ergenlik buluğ ile başlar ve gencin erişkinliğe varmasıyla da biter. Ama, bu gerçekte ne zamandır? 1889’da İngiliz yazarı Thomas da Quincey şöyle diyordu: “Erkeklik ne zaman, hangi testle, hangi işaretle başlar? Fiziksel olarak bir ölçüye, yasal olarak bir ölçüye, ahlak açısından bir üçüncü, düşünsel açıdan da bir dördüncü ölçüye göre başlar, oysa hiç biri de kesin değildir.” Aslına bakılırsa, bu deyişte büyük gerçek payı vardır. Çocuk büyüyüp de fiziksel, biyolojik olgunluğa erince 13-14 yaşlarında biyolojik bakımdan erişkin fonksiyonlarını yapabilecek duruma gelmiştir. En azında cinsel fonksiyon söz konusu olduğunda bu böyledir. Buna rağmen, bu yaşta hatta daha sonraki yaşlarda bu genç insan bazı toplumsal kurallar ve yasalar açısında erişkin işlevlerine yetkili sayılmamaktadır. Örneğin; kişi bazı ülkelerde 18, bazılarında 21 yaşına gelmeden reşit sayılmaz. Bankadan parasını çekemez. Yasal açıdan özerk değildir. Nerede oturacağına kendisi karar veremez. Yasal işlemler karşısında bir veli tarafından temsil edilir.

Bugün biyolojik ve psikolojik olarak erinlik çağını 10-12 yaşalar ile 16-18 , hatta bazı hallerde 20 yaşlar arasındaki dönem olarak kabul ediyoruz. Ne var ki, yüzyıl önce Thomas de Quincey’in de dertlendiği gibi, bu sınırları hala kesin olarak çizemiyoruz. Ergenlik (Adölesans) jenerik adı altında anılan bu çağ içinde bir arada tanımlana ama bir birinden oldukça ayrıcalıklar gösteren bir kaç gurubu buluyoruz aslında. Bu konudaki geniş çapta bilimsel yayınlar, konuyu derinlemesine araştırmaya çalışmakla birlikte daha henüz bu ayırıma tam bir açıklık getirememişlerdir

Ergenlik çağını psikolojik kendine özgü görevleri, istekleri ve uyum olanakları olan üç belirgin döneme ayırıp, ayrıca her dönemi de kendine öz cins, ırk ve sosyal sınıf ayrıcalıkları bakımından incelemek yararlı olur. Ergenlik evrenindeki bu ayırım yetersizliği aslında bu kavramın yeniliğinden gelmektedir. Ergenliğin kültürel açıdan tanınması endüstri devriminin bir yan ürünüdür. Endüstri devriminden önce artık biyolojik açıdan çocuk olmayan, fakat erişkin rolüne de, özellikle iş ve meslek bakımından, hazır olmayan böyle bir ara sınıf yoktu. Eskiden kişi biyolojik değişimiyle birlikte yavaş yavaş çocuklukta erişkinliğe geçer ve bu her iki dönemde birbiriyle sürer giderdi. Ayrıca, erişkinliğe hazırlıkta yavaş yavaş hatta daha çocukluk yıllarından başlayarak ilerler ve çocuklar ilerde benimseyecekleri erişkin rolleri doğrudan doğruya gözlemleyerek öğrenirlerdi. Bazı ilkel gruplar da bir takım törenler ve sınamalar da bulunup çocukluktan erişkinliğe geçişi belirlerlerdi.
Doğa koşullarına sıkı sıkıya bağımlılık içinde ve insan gücüne dayanan yaşam örneklerinde gencin bedensel gücü, cesaret gösterileri acıya dayanıklılık dereceleri bu büyümeyi saptayan ölçüler olurken, daha sonraları mistik ve dinsel bazı törenler de artık simgesel nitelikte bile olsa, günümüzde bu ilkel törenlerin izlerini taşımaktadırlar. Örneğin; Hıristiyanlık’ taki konfirmasyon ya da Museviler’deki barmitzva törenleri kişinin çocukluktan çıkıp o toplumun erişkinler grubuna katılmasının erişkinliğin sorumluluklarına hazır olmasının başlangıcını belirten simgesel davranışlardır. Ne var ki, günümüzün endüstrileşmiş toplumlarında bu törenler asıl anlamlarını çoktan yitirmiş simgeler olarak kalmakta ve ergenin oluşumu içinde bulunduğu toplum koşullarına göre süregitmektedir. Toprakla uğraşan ve geniş aile geleneğinin hala egemen olduğu kırsal kesim toplumlarında ergenlik başlı başına psikolojik ya da sosyal bir olay olmazken, endüstrileşmiş tüketici, kentsel kesim toplumlarında ergenlik çağı sorunları önemli boyutlara ulaşmış olarak belirmektedir.

Ortalama insan yaşamının hemen hemen 1/10’unu kapsayan bir dönem olan ergenlik çağı kişinin yaşamının önemli değişikliklerini içeren bir çağdır. Ergenliğin başlangıcında kişinin biyolojik durumunda, sonunda ise, psiko-sosyal durumunda bir değişiklik bulunmaktadır. Böylece bu dönemin başlangıcı da, sonu da birer kişisel kriz demektir. Dolayısıyla, bugün artık oldukça uzun bir süre içinde kabul edilen ergenliği “erken”, “orta” ve “geç dönem”ler olarak ayırt etmek olasıdır (Koptagel-İlal, 1991).

şişli psikolog,istanbul psikolog, mecidiyeköy psikolok,çocuk psikoterapist ,psikolog, osmanbey psikolog

Uzman Klinik Psikolog Haşim BELTEN

PSİKOHELP

şişli Şubemiz: Fulya Mah. Ortaklar Cad. Mevlüt Pehlivan Sok. Şıpka Apt.  No:4  Daire:11  mecidiyeköy / İstanbul

ERGENLİK ÇAĞI(psikolog gözü ile)

ERGENLİK ÇAĞI (psikolog gözü ile)

Gerek ergenlik gerekse psikolojik  gençlik dönemleri insan yaşamının en güzel, en mutlu ve en güçlü dönemleri olurken, aynı zamanda birer kriz ya da bunalım dönemleridir. Aslında her değişim bir durumdan ötekine psikolog geçiş ile eski alışkanlıklardan sıyrılıp yeni koşullara uyma zorunluluğunu getirdiğinden, kendine göre bir zorluk taşımakta, dolayısıyla bir kriz ya da bunalım dönemi olarak adlandırılabilmektedir. Buna göre, gençlikten orta yaşa, orta yaştan yaşlılığa, öğrencilikten iş yaşamına, iş yaşamından emekliliğe, bekarlıktan evliliğe ve yine evlilikten bekarlığa yahut dulluğa geçişlerin her biride kendine göre birer kriz ve bunalım dönemleridir. Ancak, gerek biyolojik, gerekse sosyal bakımdan en önemli bir değişiklik sayılan ergenlik ve gençlik dönemleri bunların arasında daha bir belirginlik taşır. İşte belki de bu yüzden yıllar boyunca ergenlik ve ilk gençlik dönemleri halk arasında oldukça şatafatlı sözlerle belirlenmiş “buhran çağı”, “delikanlılık”, “ateşli gençlik”, “kabına sığmazlık” gibi deyimler hep bu dönemi anlatmada kullanılmıştır. Dikkat edilirse, bu kullanım bir yandan özenme ve hasret, bir yandan da kıskançlık taşımaktadır. Fransız’ların bir deyişi olan “gençlik bile bilseydi, ihtiyarlık yapabilseydi” sözünde, ihtiyarlığın bilgisizliği vurgulanmakta ve bu gibi deyimlerin hep daha yaşlı kuşaklar tarafından yaratıldığı da göz önüne alındığında, yaşlıların sanki umutsuzluklarının acısını gençliğin deneyimsizliğini vurgulayarak kendilerini daha üstün görmek yoluyla çıkardıkları düşünülebilir (Koptagel-İlal, 1991).

şişli psikolog,istanbul psikolog, mecidiyeköy psikolok,çocuk psikoterapist ,psikolog, osmanbey psikolog, çocuk

Uzman Klinik Psikolog Haşim BELTEN

PSİKOHELP

şişli Şubemiz: Fulya Mah. Ortaklar Cad. Mevlüt Pehlivan Sok. Şıpka Apt.  No:4  Daire:11  mecidiyeköy / İstanbul

Yüzme: Otizmde Yaşam Süresini Uzatmanın Anahtarı mı?

Otizm tanısı alan çocuklar, otistik olmayan çocuklara kıyasla boğulma riskini olağandışı derecede yüksek buluyor, yeni bir çalışma ortaya çıkıyor.

Ölüm kayıtlarını analiz eden araştırmacılar, otistik spektrum bozukluğu olan çocukların, genel pediatrik popülasyona kıyasla boğulma nedeniyle 160 kat daha fazla ölmelerine neden olduğunu ve bunun da otistik teşhis konan çocukların (çoğunlukla iki ila üç yaş arasında tanı konduğunu ortaya koyuyor) ) davranış terapisi , konuşma terapisi veya mesleki terapi gibi tipik tedavi yöntemleri başlatılmadan önce yüzme öğretilmelidir .

Başka bir deyişle, yüzme yeteneği merkezin erken evresini almalıdır. Otizmde yüzmek, yaşam kalitesinin ötesine geçiyor; Ölümü engeller.

Bu sonuçlar, ABD Ulusal Hayati İstatistik Sistemi’ndeki 30 milyondan fazla ölüm belgesini gözden geçirdikten sonra yapıldı. Araştırmacılar 1999 ile 2014 yılları arasında ölen otizm teşhisi konan yaklaşık 1,370 kişiyi tespit etti ve otistik teşhisi konan kişilerin genel popülasyonda 72 yaşına kıyasla ortalama 36 yaşında öldüğünü belirtti.

Ayrıca, otizmin teşhisi çoğunlukla boğulma, boğulma veya boğulma yoluyla istem dışı yaralanmayla ilişkili ölüme maruz kalma olasılığını üç kat arttırabilir; ancak pediyatrik otistik nüfus bu yaralanmalardan en çok zarar görmektedir: bu üç yaralanma türü, otizmi olan çocuklarda toplam yaralanma ölümlerinin yaklaşık yüzde 80’ini oluşturmuştur. Genel olarak, otistik çocuklar ve gençler, genel pediyatrik popülasyondan yaralanmadan ölme olasılıklarının 40 kat daha yüksektir.

Otizmli çocuklar arasındaki yaralanma ölümlerinin% 46’sı boğuluyor.

Otistik bireylerin dolaşması alışılmadık bir durum değildir ve fırsat kendiliğinden ortaya çıkarsa, belki de suyun yatıştırıcı etkisine, dokunulmasına ve daha sonra havuzlara, havuzlara veya nehirlere doğru ilerleyen bir su kütlesine doğru dolaşırlar.

Otistik çocukların bakıcıları, yorulmadan dolaşmaya başlamadan yıllar önce su kenarındadır.

Otizm, Zihinselleştirme ve Gözlemci Etkisi

Çoğumuzun da hatırlayacağı gibi, okul (K-12) hayatımızın entelektüel zahmetli bir dönemiydi; göreceli olarak genç beynimize kodlanacak ve önemli anlarda hafızadan alınması gereken çok sayıda bilgi vardı . Okul belki de sosyal bilgileri işlemekten sorumlu bilişsel işlemler konusunda eşit derecede vergi yüklüyordu. Toplumsal etkileşimleri doğuran ve yaratan pek çok etkinliği ve durumu hatırlamak kolay; sosyal çevrede öğrenmekaçınılmazdı. Böylece, okul pek çok açıdan psikolojik olarak talep ediyordu, ancak nadiren bu talepler başkalarının yokluğunda kuruluyordu. Bu özellikle sınıfta durumdur. Öğrenciler akranları arasında oturuyor, topluca öğreniyor ve anlaşılacağı üzere yarının genç zihinleri olmaya çalışıyor.

Bununla birlikte, sınıfta ve sonuç olarak eğitim deneyiminin biraz yabancılaşmış olabileceği bir öğrenci demografisi var: nörogelişimsel bozuklukları olan öğrenciler. Zihinsel Bozuklukların Tanısal ve İstatiksel El Kitabı’na (DSM-V) göre, bu kategoride psikopatoloji entelektüel gelişimsel bozukluk , iletişim bozuklukları , otizm spektrum bozukluğu (ASD), dikkat eksikliği / hiperaktivite bozukluğu ( ADHD ), özel öğrenme bozukluğu ve motor bozukluklar (Amerikan PsikiyatriAssociation [APA], 2013, s. 31-86). Bu yazıda büyük oranda ASD üzerinde durulacaktır. ASD, yaygınlık açısından ABD içinde ve dışında nüfusun yaklaşık% 1’ini etkiler. Başlangıcı genellikle ilk ve ikinci yaş arasında (12-24 ay) görülebilir. ASD’nin etyolojisi büyük oranda genetiktir; kalıtım derecesinin ılımlı bir oranını korur (% 37 -% 90). Kürü kroniktir ve çağdaş tedaviler büyük ve davranışsal temellere dayalıdır; temel eksikliklerini tedavi etmek için şu anda her derde deva olmamıştır.

Belli ki çoğumuz okulumuzdaki deneyimimiz sırasında nörogelişimsel olarak atipik öğrencileri gözlemledim; atipik öğrenciler ödevler, sınavlar vb. Tamamlamak için diğer, denetlenen dersliklere gönderildi. Bu sınıflara sahip olma fikri, nörogelişimsel olarak atipik öğrencilerin öğrenme ihtiyaçlarını karşılamaya adanmış bir öğrenme ortamı sunmaktır. Örneğin, DEHB’li öğrencilerin engellemeye ihtiyaç duydukları genellikle daha dikkat dağıtıcı bilgiler vardır (örneğin, diğer öğrenciler), bu öğrencilerin ödevlerine odaklanmalarını kolaylaştırır.

Atipik nörogelişe sahip öğrenciler, okul gününün büyük bir kısmını öğrenme ihtiyaçlarını karşılamak üzere tasarlanmış bir sınıfta geçirmek zorunda kalabilirler ve bu öğrenciler nörogelişimsel bozukluklarla başkalarıyla sık sık temas halindeyken, bu öğrenciler yine de fiziksel olarak birçok büyüdükleri akranları. Bu tür bir sınıfın ve standart sınıfların yerine öğretmen olarak birinci elin tecrübesini çizen bazı ergenler, akademik görevleri tamamlamak için periyodik olarak diğer odalara gönderildi; diğerleri ise öğle yemeğinin çoğunu bu özel sınıflara, öğle yemeğinde veya dinlenme günlerinde değilken geçirdi. Bunlar, bireylerin sınırlandırıldığı ve dolayısıyla potansiyel olarak yabancıdışa uğradığı durumlardır;

Atipik nörogelişimde heterojenlik olduğu gerçeğinden bir göz öne çıkabilir. Bu bozukluklar bilişsel, duygusal ve sosyal beyinleri etkilerfarklı düzeylerde işleyen süreçler ve bireyden bireye farklılık gösterir. Örneğin, ASD’li insanlarda, başkalarının düşünce ve duygularını ve kendini üreten düşünceleri düşünme yeteneğinde açıkları (yani mentalize olma) gösteren çok sayıda bilişsel nevro-bilimsel kanıt bulunduğu halde bir bozuklukları olmasına rağmen, Hiyerarşik olarak görevleri tamamlamak ve ayrıca bellek ve ilgi farklı yönlerini gerektiren görevleri yerine getirebilir ve kontrol gruplarının yanı sıra bazı durumlarda daha iyi performans gösterebilirler (örn., Hill & Bird, 2006; Towgood, Meuwese, Gilbert, Turner, & Burgess, 2009) ve basit zihinselleştirme görevlerini -özellikle de yüksek işlevli bireyleri- tam olarak yerine getirebilirler (Hill, 2004’e bakınız).

Nörogelişimsel bozukluklar arasında ve bu işlevsellikteki bu heterojeniteden, pek çok atipik öğrencinin -baskı derecede farklı olsa da- başkalarının zihinsel durumlarını düşünürken, başkalarının onlara ne düşünebileceği hakkında, zamanın toplumsal ve duygusal önemi değerlendirmek için harcaması muhtemel hale gelir (yani, değerlendirme; bkz. Schorr, Scherer, & Johnstone, 2010). Düşünmek zor olmayan bir durum, nörogelişimsel bozukluğu olan bir öğrencinin sınıfını -ve belki de arkadaşlarını- farklı bir odada görevleri tamamlamak için terk etmeleri istendiğinde kendisi ve diğerleri hakkında olumsuz çıkarlar getirdiği bir durumdur. Bu nedenle, atipik öğrencilerin bazen özensizlik hissettikleri olasılıkların dışında değildir.

Nörogelişimsel bozukluklar ile ruh hali ve kaygı bozuklukları arasındaki komorbiditenin yaygınlığı üzerine bir öğrencinin öğrenci nüfusundan ayrımının etkisinin araştırılması, bu tür öğrencilerin öğrenme ihtiyaçlarını ele alan politikaların geliştirilmesi için çok önemli bilgiler sağlayabilir. Potansiyel olarak verimli bir başka arama yolu, atipik nevrogelişimde, kognitif nevrofizyolojik yanı sıra fenomenolojik yöntemlerle değerleme işleminin bazı yönlerini incelemek olabilir.

Özel sınıflara duygusal ve sosyal refah üzerindeki etkisinin zararlı olmasına bakılmaksızın, bu öğrenme ortamının akademik performansı ve entelektüel gelişimi teşvik etme kabiliyeti – etkisiyle ne olursa olsun – yararlanıcılardan daha ağır olabileceği akla yatkındır (bkz. Lazari-Radek & Singer, 2016). Bilim, duygusal ve sosyal refah için maliyetlerin çok az olduğunu ve öğrenme faydalarının işaretlendiğini gösteriyorsa, normatif düzeyde eğitim politikasında hiçbir değişiklik yapmamamız gerekebilir. Bununla birlikte, eğer sohbet doğrulanırsa, eğitim politikasını değiştirme nedeni olabilir: duygusal ve sosyal refah için maliyetlerin işaretlenmiş olması ve öğrenmenin faydaları çok az ise.

Aslında, atipik nevresel gelişimin bazı tiplerinin bilişsel performansının, standart sınıflarda yaygın olan uyarıları içeren ortamlarda, örneğin diğer özelliklerin varlığı gibi ortamlarda önemli ölçüde engellenmediği gösterilirse, bazı değişiklikler garanti edilebilir. Akademik çalışmaları tamamlamak için öğrencilerin bir kısmını diğer odalara tahsis etmek, diğer öğrencilerle dolu bir oda yokluğunda daha iyi bir görev yapamazlarsa ve hiç de kötü değillerse neredeyse gereksiz olurlar. Atipik nörogelişimin belirli biçimleri için durum böyle ise, eğitim kurumları bu öğrencilerin sosyal ve duygusal öğrenim için daha fazla fırsat sağlanmasını sağlamalıdır.

İlginç bir şekilde, yeni yapılan bilişsel nevro-bilimsel araştırmalar, uzmanlaşmış sınıfların alışılmadık sinir gelişimi içinde öğrenmeyi teşvik edip desteklemediğini soruyu gündeme getirdi. Laboratuvar, başkalarının öğrenme ve davranış üzerindeki potansiyel etkisini incelemeye başlamak için en iyi yerdir, çünkü gerçek bir sınıf kesinlikle kontrollü bir ayar değildir ve bilim adamları gözlemci etkisi adı verilen bir fenomeni araştırmışlardır . Gözlemci etkisi, davranış ve biliş üzerine diğer kişilerin varlığının veya yokluğunun etkisini ifade eder. Bu kavram, Plato’nun Cumhuriyet Halkı ‘Ring of Gyges’ hikayesinin gerisinde izlenebilir (Cohen, Curd, & Reeve, 2016), başkaları tarafından görülemezlerse insanların daha az ahlaka aykırı davranmaları öngörülmüştür – eğer onlar Görünmezlik halkasına sahipti. Gözlemci etkisi, tipik nevresim gelişiminde geniş bir yelpazede deneysel testlere tabi tutulmuştur: örneğin spor psikolojisinde (örneğin, izleyicinin olmadığı bir kitle için basketbolda serbest atışların doğruluğunun nasıl değiştiği). Gözlemci etkileri üzerine yapılan genel araştırmalar, başkaları tarafından gözlemlendiğimizde davranışın değiştiği ve bir dizi başka faktöre bağlı olarak bu değişikliklerin görev performansını kolaylaştırması veya engellemesidir (bkz. Zajonc, 1965).

Gözlemci etkisi atipik nörogelişimde de araştırılmaktadır, ancak araştırmanın bu alanı nispeten daha küçük olmaktadır. Gözlemcinin ASD’de bulunup bulunamayacağını araştıran araştırmalar, kısaca, bunu yapamayacağını öne sürdü (örn. Chevallier, Parish-Morris, Tonge, Millern ve Schultz, 2014; Scheeren, Beeger, Banerjee, Meerum Terwogt ve Koot, 2010). ASD’si olan insanlar sırasıyla veya başka insanlar yokken veya bulunmadığında daha kötü veya daha iyi performans göstermeye eğilimli olurlar. Bu bulguların bir açıklaması zihinselleştirme, gözlemcinin etkisinin altına düşmesidir (Hamilton & Lind, 2016). Diğer bir deyişle, gözlemcilerin, başkalarının zihinsel durumlarını uygun bir şekilde ayırt edemediği veya nitelendirmediği ölçüde kişinin davranışını etkilemesi pek olası değildir.

Bu bulguların sonuçları karmaşıktır. ASD öğrencilerin akademik çalışma yapmak akranlarıyla ayrılmış gerektiğini onlardan sonuçlandırmak erken olacağını ve kesinlikle bu nörogelişimsel bozukluğu olan tüm öğrenciler için yapılması gerektiğini düşünmek yanlış olacaktır. Bu bulgular atipik nörogelişimin diğer formları için geçerli olmayabilir; Örneğin ASD, öğrenilmesi gereken özel bir sınıfta bulunması gereken nevresim bozukluğunun potansiyel olarak tek türü olabilir. ASD’nin karakteristik olan heterojenliği de göz önüne alınmalıdır. Öğrenmenin, standart sınıflarda ASD’ye sahip bazı öğrenciler için uzmanlaşmış öğrencilere göre optimal olmadığı ortaya çıkabilir; diğer ASD öğrencileri için engel teşkil etmez. Yani,

Bununla birlikte, yabancılaşmanın duygusal ve sosyal refah üzerindeki etkileri de dahil olmak üzere, yukarıdaki hiçbir şey belirlenemez; gelecek araştırmalar yapılmaz. Bazı araştırmalar bazı öğrencilerin demografik özelliklerini belirleme konusuna ışık tutmaya başlamış olsa da, eğitim politikasındaki değişiklikler yapılmadan önce ek çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Eğitim sistemlerini gözlemci etkisinin ampirik testlerine daha yakın hale getirmek ilginç ve belki de gerekli bir adım olabilir. Fiziksel olarak geliştirilebilecek birtakım deneysel paradigmalar var. Araştırmacılar, örneğin, farklı nevresek gelişme bozuklukları, bilişsel görevler, sınıf seviyeleri ve eğitim kurumlarındaki öğrencilerin görev performanslarını inceleyebilir,

Özetle, ASD gibi nörogelişimsel bozuklukları olan insanlar görevi nörotypikallerden farklı olarak yapar ve öğrenmeyi kolaylaştırmak için ek kaynaklara ihtiyaç duyabilirler: potansiyel dikkati dağıtmanın en aza indirgenmiş ortamlarda ve dikkatli müdahalede bulunulmayan ortamlar. Fakat öğrenmek için bu fırsatları sağlamanın talihsiz bir yönü, öğrencilerin sınıflarından bu tür ortamlarda çalışmak üzere gönderilmesidir. Bu yazıda, nörogelişimsel bozuklukları olan öğrencilerin duygusal ve sosyal işlevselliği bu şekilde sınırlandırmanın bir sonucu olarak deneyimleyebilecekleri potansiyel yatkınlıkları tartışılmış ve standart bir sınıfta öğrenmenin bazı atipik öğrenciler için yeterli olup olmadığı sorusu gündeme gelmiştir. Gelecekteki araştırmalar anlayışımızı geliştirecektirBu sorunlardan kurtulmak ve dayanışmayı teşvik eden ve sosyal ve duygusal öğrenmeyi teşvik eden eğitim politikalarına rehberlik etmek.

psikohelp

Demans Bir Teşhis Değildir

Demans bir tanı değildir. Demans, bakkal alışverişinde zorluk, yemek hazırlama, telefon kullanma veya çek defterinin dengelenmesi gibi düşünce ve hafızanın gündelik işlevinin tehlikeye atıldığına işaret ettiğini gösteren genel bir terimdir . Birinin bunama hastası olduğunu söylemek, bir baş ağrısı olduğunu söylemek gibidir-altta yatan nedenden dolayı hiçbir şey ifade etmez. Elbette baş ağrısı, kas gerginliği veya migren gibi iyi huylu olan şeylerden veya beyin tümörü veya inme gibi çok daha ciddi olanlardan kaynaklanabilir . Benzer şekilde demans, vitamin eksikliği veya tiroid bozukluğu gibi nispeten iyi huylu olan şeylerden veya Alzheimer hastalığı veya frontotemporal bunama gibi daha ciddi hastalıklardan kaynaklanabilir.

Doğru teşhis koymanın neden önemli olduğunu pek çok nedeni vardır.

Birinci neden en bariz şey: B12 eksikliği, hipotiroidizm veya Lyme hastalığı gibi kronik bir enfeksiyon gibi geri dönüşümlü demans nedenlerini kontrol etmemizi sağlamak istiyoruz. Bu nedenlerin birçoğu kan testleri ile değerlendirilebilir. Depresyon demansın potansiyel olarak tersine çevrilebilen bir nedenidir. Demansın belirlenmesinin başka sebepleri de vardır, bunlar da kimliğin iyileşmesine neden olabilirya da en azından düşüşünü durdurabilir. MRI ve BT taramaları gibi yapısal beyin görüntüleme çalışmaları şunları belirleyebilir: Subdural hematomlar (kafatası ve beyin arasında biriken kan); cerrahi olarak da tedavi edilebilen normal basınç hidrosefali (beyinde spinal sıvı birikimi); veya gelecekte vuruşları önlemek için değerlendirilmesi gereken büyük darbeler.

Bir teşhis getirmenin ikinci nedeni, erken dönemde etkilenecek olan biliş boyutlarını ve sonradan etkilenmesi muhtemel yönleri tanımlamaktır.

  • In Alzheimer hastalığı ve hafıza problemlerine sözcük bulma güçlüğü, karmaşık faaliyetleri ile dertte ardından ve tanıdık yolları üzerinde kaybolmadan, genellikle ilk belirti vardır. Ancak daha sonra Alzheimer hastalığında bazen kişilik değişikliği , ajitasyon, inkontinens ve agresyon gibi diğer belirtiler ortaya çıkar .
  • Gelen frontotemporal demans , kişilik ve davranış değişiklikleri karmaşık etkinlikleri yapmaktan zorluklarla birlikte önce gelir. Dil sorunları ve diyetteki değişiklikler tipik olarak önümüzdeki hafıza sorunları ile ortaya çıkar.
  • In Lewy cisimli demans eyleme gibi, insanların ve hayvanların görsel halüsinasyonlar, erken bir belirtisi olabilir rüyalar ise (genellikle yatak ortakları tekme) uyku . Parkinson hastalığının sertliği, titreme ve karıştırma basamakları diğer erken belirtilerdir.
  • Gelen vasküler demans , karmaşık faaliyetleri ile sorun genellikle sonradan gelen hafıza problemleri olan ilk işareti vardır.
  • Gelen normal basınçlı hidrosefali , idrar aciliyeti gereği duyuyorlar için çalıştırmak için bir kez üzerine yapmaz zaman inkontinans yol açan erken bir işareti banyo-olduğunu. Küçük adımlarla yavaşça yürümek ve karmaşık etkinliklerle ilgili sorun diğer erken belirtilerdir.

Demansın birçok farklı nedeni tipik olarak kendi düzeniyle olan birçok nedeni olabilir.

Doğru teşhis için üçüncü sebep doğru değerlendirme ve tedavinin başlatılabilmesidir.

  • Donepezil (Aricept), rivastigmin (Exelon) ve galantamin gibi kolinesteraz inhibitörleri , Alzheimer, Lewy cisimcikli demans ve vasküler bunama ile hastaları iyileştirebilir.
  • Sertralin (Zoloft), sitalopram (Celexa) ve esitalopram (Lexapro) gibi SSRI’ler (seçici serotonin geri alım inhibitörleri) frontotemporal bunama içinbirinci basamak tedavidir .
  • Normal basınçlı hidrosefali veya subdural hematom olanlara cerrahi değerlendirmeve olası müdahale gereklidir.
  • Aspirin veya diğer kan tinerleri ile yapılan inme tedavisi ve tedavisi vasküler bunama için gereklidir.

Son olarak demansın bazı nedenleri için araştırma olanakları bulunmaktadır. Örneğin, Alzheimer hastalığında beyin hücrelerini öldüren amiloid plaklarını gerçekten yok edebilecek yeni ilaçlar geliştiriliyor. Elbette sevdiğiniz kişinin Alzheimer hastalığına sahip olduğunu bilmek bu fırsatı değerlendirmenin ilk adımı olacaktır.

Bu nedenle, dansa neden olanı açıklamadan doktorunuza ya da sevdiklerinize “demans” tanısı vermesine izin verme. Sanki kafanızdaki acıyı şikayet eden ofise girmek gibi bir şey ve doktor “Evet, başınız ağrıyor.” Hiçbirimiz “baş ağrısı” tanısı olmaktan memnun olmayacağız ve memnun kalmamalıyız. tanıya “demans” denir.

psikohelp

Bağımlılık Nedir?

Bağımlılık Nedir?

Bağımlılık , bir insanın bir maddeyi (örneğin alkol, kokain , nikotin gibi ) yutması veya keyif verebilen ancak devam etmesi zorlayıcı hale gelen ve etkilenen bir faaliyete (kumar, seks , alışveriş gibi) girdiği zaman ortaya çıkan bir durumdur sıradan sorumluluklar ve endişeler, örneğin iş, ilişkiler veya sağlık . Bağımlılık geliştiren insanlar, davranışlarının kontrol dışı olduğu ve kendileri ve başkaları için sorunlara neden olduğunun farkında olmayabilir.

Bağımlılık kelimesi çeşitli şekillerde kullanılır. Bir tanım fiziksel bağımlılığı tanımlar. Bu, vücudun bir ilacın varlığına uyum sağladığı ve böylece ilacın artık tolerans olarak bilinen aynı etkiye sahip olmadığı biyolojik bir durumdur. Fiziksel bağımlılık bir başka şekli ile overreaction olgusudur beyin için ilaç (ya da ilaçlarla ilişkili ipuçlarına). Bir alkolik bir bara yürüme, örneğin, çünkü bu ipuçlarının bir içki için ekstra bir çekme hissedeceksiniz.

Bununla birlikte, çoğu bağımlılık davranışı ya fiziksel tolerans ya da ipuçlarına maruz kalma ile ilgili değildir. İnsanlar, fiziksel bağımlılığı olsun olmasın , strese tepki olarak sıklıkla uyuşturucu kullanıyor, kumar oynuyor veya zorla alışveriş yapıyor . Bu bağımlılıklar, uyuşturucu veya beyin etkilerine dayalı olmadığı için, insanların neden bir alandaki uyuşturucuya, tamamen farklı türde bir uyuşturucuya veya hatta uyuşturucu olmayan bir davranışa geçmelerini açıklayabilirler. Bağımlılığın odak noktası önemli değildir; belirli stres altında harekete geçme ihtiyacı var. Tedavi nasıl çalıştığını anlamayı gerektirir .

Her türlü bağımlılığa atıfta bulunulduğunda, bunun sebebinin yalnızca bir zevk arayışı olmadığını ve bu bağımlılığın kişinin ahlakı veya karakter gücüyle hiçbir ilgisi olmadığını kabul etmek önemlidir . Uzmanlar, bağımlılığın “hastalık” mı yoksa gerçek bir akıl hastalığı mı olduğu, bağımlılık ve bağımlılığın aynı şeyi mi yoksa bağımlılığın birçok yönünü mi anlamadığı konusunda tartışıyor. Böyle bir tartışma lar yakında çözülecek olası değildir. Fakat çözüm yetersizliği etkili tedaviyi engellemez.