ergenlikte zihinsel, duygusal, sosyal geliÅŸim

Ergenlikte Zihinsel,Duygusal,Sosyal GeliÅŸim(psikolog,)

12 yaş ve üzerisi zihinsel,duygusal sosyal gelişim çerçevesinde varsayımlar kurabilir, mantıksal sonuçlar çıkarabilir ve karmaşık sorunları sistemli biçimde çözebilir. Bu dönem gençleri kendi görüşlerini haklı gösterebilecek düşünce kurallarını ve mantık yollarını bulmaya başlarlar.

 

  Ergenlikte Duygusal Gelişim

 

Ergenlik dönemi dengesiz ve düzensiz bir evredir. Bu evre “gence hiçbirÅŸey anlatılamadığı için, anlatma çabasının yoÄŸun olduÄŸu bir dönem” olarak açıklanabilir. Dönem, bir çeliÅŸkiler dönemidir. Yalnızlıktan duyulan hazzın yanı sıra bir gruba katılma özlemi, yetiÅŸkini hor görme ama ona dayanma; endiÅŸe ve umutsuzluÄŸa karşın geleceÄŸe coÅŸkuyla yöneliÅŸ bu çeliÅŸkilerin en belirginleridir. Bu evrede duyguların ÅŸiddet kazandığı görülür. Bunlar sinirlilik, öfke, bağırma, herÅŸeye karşı gelme gibi özelliklerdir.

Ergenlikte Sosyal GeliÅŸim

Bu dönemde genç; çabuk kurulan ve bozulan ilişkiler, kolay etkilenme, toplum içinde sivrilme, ilgi çekme ve rol sahibi olma çabası içindedir. Toplumda saygınlık kazanmaya ve statü sahibi olmaya gereksinme duyar. Toplumsal uyum geniş ölçüde bu gereksinimin karşılanmasına bağlıdır.

Gencin bu dönemde ailesiyle, arkadaşlarıyla ve öğretmenleriyle olan ilişkileri de önemlidir. özdeşleşme içine girerek aile bireylerine, çevredeki kişilere, düşüncelere genişleyen alanda, gencin benimsediği düşünce, davranış, tutum ve eylemleri oluşur. Gencin bu dönemde arkadaş ilişkileri çerçevesinde, ait olduğu grup önem kazanır ve grup normlarına uymada çaba harcar.

 

psikolog,şişli psikolog,mecidiyeköy psikolog,istanbul psikolog,osmanbey psikolog, psikoterapist , çocuk terapist,çocuk

Ergenlikte BiliÅŸsel GeliÅŸim

Ergenlikte BiliÅŸsel GeliÅŸim(psikolog,terapist)

 

Piaget’ye göre ergen 11 yaşından itibaren formel iÅŸlemsel psikolog düşünceyi geliÅŸtirmeye baÅŸlar. Bu dönemin önemli özelliÄŸi hipotetik tümdengelime! düşüncedir. Ergen, bir problem çözme durumunda neden-sonuç iliÅŸkisini kurabilmek için olası tüm deÄŸiÅŸkenleri göz önüne alabilir ve bunlardan birini sınarken diÄŸerlerini dışarıda bırakabilir. Gerçek ve somut olmayanla yani olasılıklarla ilgilenebilir ve mecaz anlamları anlamakta güçlük çekmez. Formel düşüncenin her ergende ortaya çıkmayacağı, bu düşünce biçimiyle ilgili biliÅŸsel stratejilerin ancak eÄŸitimle geliÅŸebileceÄŸi ve bu nedenle formel iÅŸlemsel dönemin, Piaget’nin önceki üç dönemi gibi evrensel olmadığı tartışılmaktadır.

Ergenlerdeki soyut düşünce onların günlük davranışlarını da etkilemektedir. Kendileri ve dünya hakkında daha fazla düşünmekte ve 13-15 yaÅŸları arasında daha tartışmacı, idealist ve eleÅŸtirici olmaktadırlar. Bununla birlikte kendilerinin ve baÅŸkalarının soyut bakış açılarını deÄŸerlendirmekte zorlandıkları için yeni bir ben merkezci eÄŸilim içine girmektedirler. Elkind’a göre kendi düşünceleri, duyguları ve davranışlarıyla aşırı ilgilidirler. Kendi ve diÄŸerleri arasındaki iliÅŸkilerle ilgili olarak da iki önemli çarpıtmaları vardır. Bunlardan biri, kendi kendileriyle çok ilgili olmalarının ötesinde diÄŸerlerinin de kendisiyle ilgilendiklerini düşünmeleri ve devamlı bir sahnede, herkes kendilerini izliyormuÅŸ gibi davranmalarıdır. DiÄŸeri ise kendi önemlerini aşırılaÅŸtırmaları ve kendilerini özel ve özgün olarak algılamaları sonucu baÅŸkalarının başına gelenin kendi baÅŸlarına da gelebileceÄŸini düşünememeleridir. Bunun sonucu olarak da alkol ve uyuÅŸturucu alma, hızlı ve tehlikeli araba kullanma gibi riskli davranışlara girmekten sakınmamaktadırlar.

 

psikolog,şişli psikolog,mecidiyeköy psikolog,istanbul psikolog,psikoterapist,çocuk terapist,çocuk

psikolog

Ergenlik Çağının fiziksel Gelişimi

Ergenlik Çağının fiziksel Gelişimi(psikolog,psikoterapist)

Ergenlik çağı tek bir bilim dalı açsından anlaşılması ve tanımlanması güç bir devredir. Bu bilim dalı istek fizik, biyoloji, psikoloji, pedogoji, ister eğitim olsun, her birinin bir gencin gelişmesine katkısı olup, bireyde değişikliklerin yer aldığı çağdır. Özellikle biyolojik, psikolojik ve sosyal olarak bir gelişme ve olgunlaşmanın yer aldığı bu dönem çocukluktan erginliğe bir geçiş dönemidir. Ergenliğin başlangıcı kızlar ve erkeklerde belirli biyolojik değişmelerle başlar. Bu devre ülkemizde kızlarda ortalama 10-12, erkeklerde 12-14 yaşlar arası başlar. Ergenlik çağına girişten önceki yıllarda boy ve ağırlık bakımından bir yavaşlamadan sonra gelişmede giderek hızlanan bir artış izlenir. Ülkemizde gelişim batı ülkelerinden daha önce oluşmaktadır. Biraz sonra ikinci derecede cinsel nitelikler meydana çıkar.

Erkek çocuklarda cinsel nitelikler genital tüylerin çıkması, yüzde bıyık ve sakal tüylerinin belirmeleri ve ses değişmesi ile göze çarpar.

Fiziksel değişmeler bireyin sosyal ve psikolojik uyumunu etkilediği gibi sosyal unsurlarda psikolojik ve bedende yer alan değişiklikleri etkiler; aynı şekilde psikolojik unsurların yanında sosyal ve fizyolojik değişmeler de görünür.
Özellikle ergenlik çağının kızlar ve erkeklerde yer alan sosyal değişiklikler bazı kriterlere bağlıdır. Bu kriterler arasında ergenin iş bulup çalışması, evden ayrılması, evlenmesi ve oy kullanması gibi olaylara girişmesi, çocukluktan erişkinliğe geçişi gösterir.

Her kişinin yaşantısı boyunca belirli psikolog geçiş ve dönem sıkıntılar yaratan devreleri vardır. İlk defa okula giden çocuk, evinin sağladığı güven havasından ayrılarak yaşantısında sıkıntı yaratabilecek bir duruma girer, üstelik okula giriş dönemine esaslı bir uyum göstermek zorundadır. Ergenlik de böyle bir bunalım çağıdır. Çocuk veya erişkin değildir, fakat genç birbirinin içine girişmiş kuvvet bekleyişler alanlarının içindedir.
Bu dönemlerde kanunlara karşı eylemler, intihar teşebbüsleri, uygusal taşkınlık ve tedirginlik hali ön planda görülür. Genç kızlarda intihar teşebbüsleri buluğ çağında en yüksek ortalama göstermektedir. Bütün bu olumsuz davranışların altında da anksiyete hali vardır (Yavuz, 1974).

Ergenlik döneminin baÅŸlangıcının habercisi, boy uzamasıdır. ÇocuÄŸun ana rahminden teÅŸekkül etmesinden bu yana gövdesi geliÅŸimini büyümesini devam ettirir. İlk iki yıl içinde büyüme hızlanır. Sonraları büyüme hızı azalarak kızlarda 7, erkeklerde 10 yaÅŸ civarlarında bir geliÅŸme eÄŸrisi gösterir. Erkek çocuklar doÄŸuÅŸta kızlardan biraz daha boylu olup, bu üstünlüğü 10 yaÅŸlarına kadar korurlar, fakat kızlarda bu yaÅŸlarda bu yaÅŸlarda onlara yetiÅŸir. 11 yaÅŸlarından 14’e kadar kızlar daha çabuk uzuyorlar. 15 yaÅŸtan sonra bu üstünlük erkeklere geçiyor. Yalnız kiÅŸisel farklılıkların olduÄŸunu unutmamak gerekir.

Ergenlik çağında gelişmenin diğer bir yönü de, kilo alınarak ağırlığın artmasıdır. Yalnız, boy uzaması gelişmenin tek kriteri değildir. Yapılan çeşitli incelemelerde, ortalama ağırlık artışları kız ve erkekte boy uzaması eğrileri ile ayrı eğilim gösterip, boy uzaması eğrilerine paralel olarak gelişmektedir.

Fiziksel yönde ergenliğin başlangıcı ve sona ermesi, bireylerde faklı olmakla beraber, bu çağlardaki önemli değişimler, ortalama istatistik normlarına uyacaktır. Boy ve kilo artarken, kollardaki kuvvet de artacaktır.

Cinsel gelişim, başlangıçta ergenlerde kızlarda göğüs büyümeleri, erkeklerde bıyık ve sakal tüylerinin çıkması gibi ikinci derecen cinsel niteliklerden oluşur. Ergenlerin fiziksel gelişmesinde primer sex organlarının gelişmesi çok önemlidir. Kızlarda regl başlangıcı yanlış olarak fiziksel olgunluk zannedilmiştir. Regl başlangıcında, overler erişkinlerin overlerinin ancak %30 oranındadır. Yalnız, gelişme tamamlanınca testis ve overler tam olarak gelişir, demek ki, bu reglerin başlangıcından, çok sonraları oluşur. Ancak hipofiz guddesinin çıkardığı salgılar testis ve overlerin tam çalışmasını sağlar. Henüz, olgunlaşmamış sex guddelerine hipofiz salgıları cinsel olgunlaşmayı sağlayacak olan hormonu çıkardığı zaman overlerde ve testislerde sex hormonunun teşekkülü başlar. Kadın hormonları sex hormonları konusunda esas ve ikinci derecedeki sex niteliklerinin gelişmesini sağlar. Aynı şekilde erkek hormonu erkeğin primer ve ikinci derecede niteliklerinin gelişmesine yol açar. Uterusta bazı oluşumlara yol açan kafi miktarda hormon bulunuşu reglin başlaması ile, kızın cinsel bakımdan olgunluğa yöneldiğine bir işarettir. Bu dönemde kızın üretme niteliğini henüz elde etmemiş olması kuvvetli bir ihtimaldir. Fiziksel ve cinsel gelişim devam eder ve sonunda over döllenebilecek bir ovum oluşturur. Cinsel guddelerin oluşum devrelerinde regllerin aksaması görülebilir. Bu aksama, anormal olmayıp, sex organlarının nispeten olgunlaşmasından ileri gelir (Yavuz, 1974).

Ergenlik çağında kızlarda ve erkeklerde çeşitli bedensel gelişmeler göze çarpar. Kız ve erkek çocukların beden yapısındaki gelişmeleri ayrı ayrı incelemek gerekir. Kızlarda omuzlar, yuvarlaklaşır, göğüs ve kalçalarda deri altına toplanan yağ miktarı artar. Göğüs ve kalçalar büyür, göğüs uçları olgunlaşır.

Erkek çocuklarda ergenlik döneminde kızlardan farklı olarak kol ve bacak adalelerinde bir gelişme olur. Göğüs kafesi ve omuzlar genişler, vücut ve yüz erkeksi görünüm kazanır.

Seslerin kalınlaşması: Ergende, ses, çocukluktakinin aksine kalınlaşmaya başlar. Bu dönemde ergen ses tonun ayarlamaz. Önceki ses çatallaşır. Daha sonra, ses telleri gelişmesini tamamlar, ergenin ses tonu da olgunlaşır.

Yüzdeki sivilcelerin artması: Derideki yağ bezlerinin fazla çalışması sonucu, salgılanan yağlar, bez kanallarını tıkar ve yüzde siyah noktalar oluşturur. Yağ birikimi şişer ve ergenlik sivilcelerini meydana getirir.

Yüzde bıyık ve sakalın çıkması: Ergenlik döneminde yüzde meydana gelen belirgin değişiklik de, erkek çocukta bıyık ve sakalların çıkmasıdır. Önce bıyıklar belirgin hale gelir, sonra sakak kemikleri altından sakallar görülmeye başlar, sakal ve bıyıkların çıkmasında gençler arasında bireysel farklara bağlı olarak, değişiklikler olur.

Vücutta Kıllanma: Ergenlik döneminin başlangıcındaki değişikliklerden biri de, hipofiz bezinin salgıları ile başlayan koltuk altı ve üreme organları bölgesindeki kıllanırlar.

Ter bezlerinin çalışmasının artması: Bu dönemde koltuk altı ile kasıklardaki ve vücudun diğerlerinde ter bezleri çocukluk döneminden daha fazla çalışır. Sık terleme sonucu ortaya çıkan kirliliği önlemek için vücut temizliğine dikkat etmek en az haftada bir kere su ve sabun ile temizlenmek, koltuk altı ve üreme organlarındaki türlerin ter ve kir tutacağı için uzamadan alınması ergenlik sağlığı için gereklidir.

Vücut kokusunun belirginleşmesi: Cinsel olgunlukla beraber, vücutta herkese has bir koku belirginleşir. Bu vücut kokusunun cinsel çekicilikle bir ilişkisi vardır.

Gırtlaktaki kıkırdaklaÅŸma: Hipofiz hormonun etkisi ile ergenlik döneminin baÅŸlangıcında erkek çocuklarda gırtlağın çene altına rastlayan bölgesinde bir kıkırdaklaÅŸma görülür. Halk arasında “adem elması” denen bu boÄŸum büyüyerek sertleÅŸir.

Göğüslerde düğümcüklenme: Erkek ergenlerde genellikle 14-16 yaşları arasında olur. Göğüslerin her ikisi veya birinde görülen ağrılı büyüme ve sertleşmelerdir. Tıp dilinde buna jinekomasti denir. Hormon kaynaklıdır. 6 ay ile 3 yıl arasında iyileşme görülür.

Ergenlik Döneminde Görülen Cinsel Rüyalar: Özellikle erkek gençler, artan cinsel içtepilerin sonucu cinsel kaynaklı rüyalar görürler. Bu rüyalar esnasında üretilen fazla spermler boÅŸalma sonucu vücudun dışına atılır. Halk dilinde “rüyalanma”, eski dilde “ihtilam olma” denilen bu olay, sebebini bilmeyen ergenler için ürkütücüdür. ÇeÅŸitli tedirginlikler yaratabilir (KulaksızoÄŸlu, 1998).

şişli psikolog,istanbul psikolog, mecidiyeköy psikolok,çocuk psikoterapist ,psikolog, osmanbey psikolog

Uzman Klinik Psikolog HaÅŸim BELTEN

PSİKOHELP

şişli Şubemiz: Fulya Mah. Ortaklar Cad. Mevlüt Pehlivan Sok. Şıpka Apt.  No:4  Daire:11  mecidiyeköy / İstanbul

Erinlik / ERGENLİK Belirileri

Ergenlik Belirtileri(psikolog,psikoterapi)

Ergenlik Çağında bedende önemli değişmeler olmaktadır. Çocukluk çağı özelliklerinden yetişkinliğe geçiş bahis konusudur. Beden değişmelerinin büyük bir kısmı ergenlik devresinin ilk safhası olan erinlik çağında vuku bulur. Erinlik çağından sonra devam eden beden gelişmeleri ise yavaş cereyan eder.
Erinlik çağının bedende meydana getirdiği psikolog gelişmeler eski çağdan beri bilinmektedir. Değişen bedenin , davranış ve yönelişler üzerinde yaptığı etkiler ise bilimsel çalışmalar yapılmasını gerektirmiştir. Beden gelişiminde hızlanma, ferdin bu değişmelere yeterli intibakını engellemekte ve sonuç olarak güvensizliğe sebep olmaktadır. Buhler cinsiyet organlarının gelişmesiyle davranışlarda meydana gelen değişmeye nazarı dikkati çekmiş ve bu yıllarda, beden değişmelerinin olumsuz ve yetersiz intibaka sebep olduğu üzerinde durmuştur. Ergenin davranışlarını etkileyen bu beden değişmelerini şu erinlik belirtileri teşkil etmektedir.

Kıllar : Erinlik çağına girişte bedenin belirli yerlerinde kıllar büyür ve ergenlik sonlarında bükümlü hal alır.

Ay Hali : Yüzyıllar boyunca kızlarda ay halinin cinsi olduÄŸunun iÅŸareti olduÄŸuna inanılmıştır. Bilimsel araÅŸtırmalar, ay halinin erinlik çağının başı veya sonunda vuku bulmadığını ve bu olayın erinliÄŸin yanını gösterdiÄŸi ifade etmektedir. Ay halini takiben “ergen kısırlığı” buna delil olarak gösterilmektedir. Bu devre 6 ay veya daha uzun sürer ve bu süre içinde yumurtalıklarda olgunlaÅŸma olmaz. Buna göre ay halinin, cinsi olgunluÄŸa delil teÅŸkil ettiÄŸi söylenemez.

Islak Geceler: Halk arasında erkek çocuğun cinsi organlarının gece salgı yapması onun cinsi yönden olgunlaştığına bir delil olarak görülür. Uyku esnasında penis, spermi havi sıvı çıkarır. Erkeğin üreme organının bu şekilde fazla semeni dışarı atması normaldir. Ancak bu her çocukta vuku bulmayabilir ve ayrıca bu salgıların erinliğin başlangıcında değil, fakat ortalarında vuku bulduğuna işaret etmek gereklidir.

Akıl Dişi : Akıl dişinin çıkmasını erinlik başlangıcı olarak görenler olmuştur. Ancak erinlik devresinin başlangıcını gösteren sağlam bir işaret değildir (Fatma Varış).

şişli psikolog,istanbul psikolog, mecidiyeköy psikolok,çocuk psikoterapist ,psikolog, osmanbey psikolog

Uzman Klinik Psikolog HaÅŸim BELTEN

PSİKOHELP

şişli Şubemiz: Fulya Mah. Ortaklar Cad. Mevlüt Pehlivan Sok. Şıpka Apt.  No:4  Daire:11  mecidiyeköy / İstanbul

Ergenlik Çağı Ne Zamandır?(psikolog,psikoterapi)

Ergenlik Çağı Ne Zamandır?(psikolog,psikoterapi)

ErgenliÄŸin ne zaman baÅŸlayıp ne zaman sona erdiÄŸi çeÅŸitli görüşlere göre tartışmalı ve deÄŸiÅŸiktir. Kabaca söylenecek olursa, ergenlik buluÄŸ ile baÅŸlar ve gencin eriÅŸkinliÄŸe varmasıyla da biter. Ama, bu gerçekte ne zamandır? 1889’da İngiliz yazarı Thomas da Quincey şöyle diyordu: “Erkeklik ne zaman, hangi testle, hangi iÅŸaretle baÅŸlar? Fiziksel olarak bir ölçüye, yasal olarak bir ölçüye, ahlak açısından bir üçüncü, düşünsel açıdan da bir dördüncü ölçüye göre baÅŸlar, oysa hiç biri de kesin deÄŸildir.” Aslına bakılırsa, bu deyiÅŸte büyük gerçek payı vardır. Çocuk büyüyüp de fiziksel, biyolojik olgunluÄŸa erince 13-14 yaÅŸlarında biyolojik bakımdan eriÅŸkin fonksiyonlarını yapabilecek duruma gelmiÅŸtir. En azında cinsel fonksiyon söz konusu olduÄŸunda bu böyledir. Buna raÄŸmen, bu yaÅŸta hatta daha sonraki yaÅŸlarda bu genç insan bazı toplumsal kurallar ve yasalar açısında eriÅŸkin iÅŸlevlerine yetkili sayılmamaktadır. ÖrneÄŸin; kiÅŸi bazı ülkelerde 18, bazılarında 21 yaşına gelmeden reÅŸit sayılmaz. Bankadan parasını çekemez. Yasal açıdan özerk deÄŸildir. Nerede oturacağına kendisi karar veremez. Yasal iÅŸlemler karşısında bir veli tarafından temsil edilir.

Bugün biyolojik ve psikolojik olarak erinlik çağını 10-12 yaÅŸalar ile 16-18 , hatta bazı hallerde 20 yaÅŸlar arasındaki dönem olarak kabul ediyoruz. Ne var ki, yüzyıl önce Thomas de Quincey’in de dertlendiÄŸi gibi, bu sınırları hala kesin olarak çizemiyoruz. Ergenlik (Adölesans) jenerik adı altında anılan bu çaÄŸ içinde bir arada tanımlana ama bir birinden oldukça ayrıcalıklar gösteren bir kaç gurubu buluyoruz aslında. Bu konudaki geniÅŸ çapta bilimsel yayınlar, konuyu derinlemesine araÅŸtırmaya çalışmakla birlikte daha henüz bu ayırıma tam bir açıklık getirememiÅŸlerdir

Ergenlik çağını psikolojik kendine özgü görevleri, istekleri ve uyum olanakları olan üç belirgin döneme ayırıp, ayrıca her dönemi de kendine öz cins, ırk ve sosyal sınıf ayrıcalıkları bakımından incelemek yararlı olur. Ergenlik evrenindeki bu ayırım yetersizliği aslında bu kavramın yeniliğinden gelmektedir. Ergenliğin kültürel açıdan tanınması endüstri devriminin bir yan ürünüdür. Endüstri devriminden önce artık biyolojik açıdan çocuk olmayan, fakat erişkin rolüne de, özellikle iş ve meslek bakımından, hazır olmayan böyle bir ara sınıf yoktu. Eskiden kişi biyolojik değişimiyle birlikte yavaş yavaş çocuklukta erişkinliğe geçer ve bu her iki dönemde birbiriyle sürer giderdi. Ayrıca, erişkinliğe hazırlıkta yavaş yavaş hatta daha çocukluk yıllarından başlayarak ilerler ve çocuklar ilerde benimseyecekleri erişkin rolleri doğrudan doğruya gözlemleyerek öğrenirlerdi. Bazı ilkel gruplar da bir takım törenler ve sınamalar da bulunup çocukluktan erişkinliğe geçişi belirlerlerdi.
DoÄŸa koÅŸullarına sıkı sıkıya bağımlılık içinde ve insan gücüne dayanan yaÅŸam örneklerinde gencin bedensel gücü, cesaret gösterileri acıya dayanıklılık dereceleri bu büyümeyi saptayan ölçüler olurken, daha sonraları mistik ve dinsel bazı törenler de artık simgesel nitelikte bile olsa, günümüzde bu ilkel törenlerin izlerini taşımaktadırlar. ÖrneÄŸin; Hıristiyanlık’ taki konfirmasyon ya da Museviler’deki barmitzva törenleri kiÅŸinin çocukluktan çıkıp o toplumun eriÅŸkinler grubuna katılmasının eriÅŸkinliÄŸin sorumluluklarına hazır olmasının baÅŸlangıcını belirten simgesel davranışlardır. Ne var ki, günümüzün endüstrileÅŸmiÅŸ toplumlarında bu törenler asıl anlamlarını çoktan yitirmiÅŸ simgeler olarak kalmakta ve ergenin oluÅŸumu içinde bulunduÄŸu toplum koÅŸullarına göre süregitmektedir. Toprakla uÄŸraÅŸan ve geniÅŸ aile geleneÄŸinin hala egemen olduÄŸu kırsal kesim toplumlarında ergenlik baÅŸlı başına psikolojik ya da sosyal bir olay olmazken, endüstrileÅŸmiÅŸ tüketici, kentsel kesim toplumlarında ergenlik çağı sorunları önemli boyutlara ulaÅŸmış olarak belirmektedir.

Ortalama insan yaÅŸamının hemen hemen 1/10’unu kapsayan bir dönem olan ergenlik çağı kiÅŸinin yaÅŸamının önemli deÄŸiÅŸikliklerini içeren bir çaÄŸdır. ErgenliÄŸin baÅŸlangıcında kiÅŸinin biyolojik durumunda, sonunda ise, psiko-sosyal durumunda bir deÄŸiÅŸiklik bulunmaktadır. Böylece bu dönemin baÅŸlangıcı da, sonu da birer kiÅŸisel kriz demektir. Dolayısıyla, bugün artık oldukça uzun bir süre içinde kabul edilen ergenliÄŸi “erken”, “orta” ve “geç dönem”ler olarak ayırt etmek olasıdır (Koptagel-İlal, 1991).

şişli psikolog,istanbul psikolog, mecidiyeköy psikolok,çocuk psikoterapist ,psikolog, osmanbey psikolog

Uzman Klinik Psikolog HaÅŸim BELTEN

PSİKOHELP

şişli Şubemiz: Fulya Mah. Ortaklar Cad. Mevlüt Pehlivan Sok. Şıpka Apt.  No:4  Daire:11  mecidiyeköy / İstanbul

ERGENLİK ÇAĞI(psikolog gözü ile)

ERGENLİK ÇAĞI (psikolog gözü ile)

Gerek ergenlik gerekse psikolojik  gençlik dönemleri insan yaÅŸamının en güzel, en mutlu ve en güçlü dönemleri olurken, aynı zamanda birer kriz ya da bunalım dönemleridir. Aslında her deÄŸiÅŸim bir durumdan ötekine psikolog geçiÅŸ ile eski alışkanlıklardan sıyrılıp yeni koÅŸullara uyma zorunluluÄŸunu getirdiÄŸinden, kendine göre bir zorluk taşımakta, dolayısıyla bir kriz ya da bunalım dönemi olarak adlandırılabilmektedir. Buna göre, gençlikten orta yaÅŸa, orta yaÅŸtan yaÅŸlılığa, öğrencilikten iÅŸ yaÅŸamına, iÅŸ yaÅŸamından emekliliÄŸe, bekarlıktan evliliÄŸe ve yine evlilikten bekarlığa yahut dulluÄŸa geçiÅŸlerin her biride kendine göre birer kriz ve bunalım dönemleridir. Ancak, gerek biyolojik, gerekse sosyal bakımdan en önemli bir deÄŸiÅŸiklik sayılan ergenlik ve gençlik dönemleri bunların arasında daha bir belirginlik taşır. İşte belki de bu yüzden yıllar boyunca ergenlik ve ilk gençlik dönemleri halk arasında oldukça ÅŸatafatlı sözlerle belirlenmiÅŸ “buhran çağı”, “delikanlılık”, “ateÅŸli gençlik”, “kabına sığmazlık” gibi deyimler hep bu dönemi anlatmada kullanılmıştır. Dikkat edilirse, bu kullanım bir yandan özenme ve hasret, bir yandan da kıskançlık taşımaktadır. Fransız’ların bir deyiÅŸi olan “gençlik bile bilseydi, ihtiyarlık yapabilseydi” sözünde, ihtiyarlığın bilgisizliÄŸi vurgulanmakta ve bu gibi deyimlerin hep daha yaÅŸlı kuÅŸaklar tarafından yaratıldığı da göz önüne alındığında, yaÅŸlıların sanki umutsuzluklarının acısını gençliÄŸin deneyimsizliÄŸini vurgulayarak kendilerini daha üstün görmek yoluyla çıkardıkları düşünülebilir (Koptagel-İlal, 1991).

şişli psikolog,istanbul psikolog, mecidiyeköy psikolok,çocuk psikoterapist ,psikolog, osmanbey psikolog, çocuk

Uzman Klinik Psikolog HaÅŸim BELTEN

PSİKOHELP

şişli Şubemiz: Fulya Mah. Ortaklar Cad. Mevlüt Pehlivan Sok. Şıpka Apt.  No:4  Daire:11  mecidiyeköy / İstanbul

Yüzme: Otizmde Yaşam Süresini Uzatmanın Anahtarı mı?

Otizm tanısı alan çocuklar, otistik olmayan çocuklara kıyasla boğulma riskini olağandışı derecede yüksek buluyor, yeni bir çalışma ortaya çıkıyor.

Ölüm kayıtlarını analiz eden araştırmacılar, otistik spektrum bozukluğu olan çocukların, genel pediatrik popülasyona kıyasla boğulma nedeniyle 160 kat daha fazla ölmelerine neden olduğunu ve bunun da otistik teşhis konan çocukların (çoğunlukla iki ila üç yaş arasında tanı konduğunu ortaya koyuyor) ) davranış terapisi , konuşma terapisi veya mesleki terapi gibi tipik tedavi yöntemleri başlatılmadan önce yüzme öğretilmelidir .

Başka bir deyişle, yüzme yeteneği merkezin erken evresini almalıdır. Otizmde yüzmek, yaşam kalitesinin ötesine geçiyor; Ölümü engeller.

Bu sonuçlar, ABD Ulusal Hayati İstatistik Sistemi’ndeki 30 milyondan fazla ölüm belgesini gözden geçirdikten sonra yapıldı. AraÅŸtırmacılar 1999 ile 2014 yılları arasında ölen otizm teÅŸhisi konan yaklaşık 1,370 kiÅŸiyi tespit etti ve otistik teÅŸhisi konan kiÅŸilerin genel popülasyonda 72 yaşına kıyasla ortalama 36 yaşında öldüğünü belirtti.

Ayrıca, otizmin teÅŸhisi çoÄŸunlukla boÄŸulma, boÄŸulma veya boÄŸulma yoluyla istem dışı yaralanmayla iliÅŸkili ölüme maruz kalma olasılığını üç kat arttırabilir; ancak pediyatrik otistik nüfus bu yaralanmalardan en çok zarar görmektedir: bu üç yaralanma türü, otizmi olan çocuklarda toplam yaralanma ölümlerinin yaklaşık yüzde 80’ini oluÅŸturmuÅŸtur. Genel olarak, otistik çocuklar ve gençler, genel pediyatrik popülasyondan yaralanmadan ölme olasılıklarının 40 kat daha yüksektir.

Otizmli çocuklar arasındaki yaralanma ölümlerinin% 46’sı boÄŸuluyor.

Otistik bireylerin dolaşması alışılmadık bir durum değildir ve fırsat kendiliğinden ortaya çıkarsa, belki de suyun yatıştırıcı etkisine, dokunulmasına ve daha sonra havuzlara, havuzlara veya nehirlere doğru ilerleyen bir su kütlesine doğru dolaşırlar.

Otistik çocukların bakıcıları, yorulmadan dolaşmaya başlamadan yıllar önce su kenarındadır.

Otizm, Zihinselleştirme ve Gözlemci Etkisi

Çoğumuzun da hatırlayacağı gibi, okul (K-12) hayatımızın entelektüel zahmetli bir dönemiydi; göreceli olarak genç beynimize kodlanacak ve önemli anlarda hafızadan alınması gereken çok sayıda bilgi vardı . Okul belki de sosyal bilgileri işlemekten sorumlu bilişsel işlemler konusunda eşit derecede vergi yüklüyordu. Toplumsal etkileşimleri doğuran ve yaratan pek çok etkinliği ve durumu hatırlamak kolay; sosyal çevrede öğrenmekaçınılmazdı. Böylece, okul pek çok açıdan psikolojik olarak talep ediyordu, ancak nadiren bu talepler başkalarının yokluğunda kuruluyordu. Bu özellikle sınıfta durumdur. Öğrenciler akranları arasında oturuyor, topluca öğreniyor ve anlaşılacağı üzere yarının genç zihinleri olmaya çalışıyor.

Bununla birlikte, sınıfta ve sonuç olarak eÄŸitim deneyiminin biraz yabancılaÅŸmış olabileceÄŸi bir öğrenci demografisi var: nörogeliÅŸimsel bozuklukları olan öğrenciler. Zihinsel Bozuklukların Tanısal ve İstatiksel El Kitabı’na (DSM-V) göre, bu kategoride psikopatoloji entelektüel geliÅŸimsel bozukluk , iletiÅŸim bozuklukları , otizm spektrum bozukluÄŸu (ASD), dikkat eksikliÄŸi / hiperaktivite bozukluÄŸu ( ADHD ), özel öğrenme bozukluÄŸu ve motor bozukluklar (Amerikan PsikiyatriAssociation [APA], 2013, s. 31-86). Bu yazıda büyük oranda ASD üzerinde durulacaktır. ASD, yaygınlık açısından ABD içinde ve dışında nüfusun yaklaşık% 1’ini etkiler. BaÅŸlangıcı genellikle ilk ve ikinci yaÅŸ arasında (12-24 ay) görülebilir. ASD’nin etyolojisi büyük oranda genetiktir; kalıtım derecesinin ılımlı bir oranını korur (% 37 -% 90). Kürü kroniktir ve çaÄŸdaÅŸ tedaviler büyük ve davranışsal temellere dayalıdır; temel eksikliklerini tedavi etmek için ÅŸu anda her derde deva olmamıştır.

Belli ki çoÄŸumuz okulumuzdaki deneyimimiz sırasında nörogeliÅŸimsel olarak atipik öğrencileri gözlemledim; atipik öğrenciler ödevler, sınavlar vb. Tamamlamak için diÄŸer, denetlenen dersliklere gönderildi. Bu sınıflara sahip olma fikri, nörogeliÅŸimsel olarak atipik öğrencilerin öğrenme ihtiyaçlarını karşılamaya adanmış bir öğrenme ortamı sunmaktır. ÖrneÄŸin, DEHB’li öğrencilerin engellemeye ihtiyaç duydukları genellikle daha dikkat dağıtıcı bilgiler vardır (örneÄŸin, diÄŸer öğrenciler), bu öğrencilerin ödevlerine odaklanmalarını kolaylaÅŸtırır.

Atipik nörogelişe sahip öğrenciler, okul gününün büyük bir kısmını öğrenme ihtiyaçlarını karşılamak üzere tasarlanmış bir sınıfta geçirmek zorunda kalabilirler ve bu öğrenciler nörogelişimsel bozukluklarla başkalarıyla sık sık temas halindeyken, bu öğrenciler yine de fiziksel olarak birçok büyüdükleri akranları. Bu tür bir sınıfın ve standart sınıfların yerine öğretmen olarak birinci elin tecrübesini çizen bazı ergenler, akademik görevleri tamamlamak için periyodik olarak diğer odalara gönderildi; diğerleri ise öğle yemeğinin çoğunu bu özel sınıflara, öğle yemeğinde veya dinlenme günlerinde değilken geçirdi. Bunlar, bireylerin sınırlandırıldığı ve dolayısıyla potansiyel olarak yabancıdışa uğradığı durumlardır;

Atipik nörogeliÅŸimde heterojenlik olduÄŸu gerçeÄŸinden bir göz öne çıkabilir. Bu bozukluklar biliÅŸsel, duygusal ve sosyal beyinleri etkilerfarklı düzeylerde iÅŸleyen süreçler ve bireyden bireye farklılık gösterir. ÖrneÄŸin, ASD’li insanlarda, baÅŸkalarının düşünce ve duygularını ve kendini üreten düşünceleri düşünme yeteneÄŸinde açıkları (yani mentalize olma) gösteren çok sayıda biliÅŸsel nevro-bilimsel kanıt bulunduÄŸu halde bir bozuklukları olmasına raÄŸmen, HiyerarÅŸik olarak görevleri tamamlamak ve ayrıca bellek ve ilgi farklı yönlerini gerektiren görevleri yerine getirebilir ve kontrol gruplarının yanı sıra bazı durumlarda daha iyi performans gösterebilirler (örn., Hill & Bird, 2006; Towgood, Meuwese, Gilbert, Turner, & Burgess, 2009) ve basit zihinselleÅŸtirme görevlerini -özellikle de yüksek iÅŸlevli bireyleri- tam olarak yerine getirebilirler (Hill, 2004’e bakınız).

Nörogelişimsel bozukluklar arasında ve bu işlevsellikteki bu heterojeniteden, pek çok atipik öğrencinin -baskı derecede farklı olsa da- başkalarının zihinsel durumlarını düşünürken, başkalarının onlara ne düşünebileceği hakkında, zamanın toplumsal ve duygusal önemi değerlendirmek için harcaması muhtemel hale gelir (yani, değerlendirme; bkz. Schorr, Scherer, & Johnstone, 2010). Düşünmek zor olmayan bir durum, nörogelişimsel bozukluğu olan bir öğrencinin sınıfını -ve belki de arkadaşlarını- farklı bir odada görevleri tamamlamak için terk etmeleri istendiğinde kendisi ve diğerleri hakkında olumsuz çıkarlar getirdiği bir durumdur. Bu nedenle, atipik öğrencilerin bazen özensizlik hissettikleri olasılıkların dışında değildir.

Nörogelişimsel bozukluklar ile ruh hali ve kaygı bozuklukları arasındaki komorbiditenin yaygınlığı üzerine bir öğrencinin öğrenci nüfusundan ayrımının etkisinin araştırılması, bu tür öğrencilerin öğrenme ihtiyaçlarını ele alan politikaların geliştirilmesi için çok önemli bilgiler sağlayabilir. Potansiyel olarak verimli bir başka arama yolu, atipik nevrogelişimde, kognitif nevrofizyolojik yanı sıra fenomenolojik yöntemlerle değerleme işleminin bazı yönlerini incelemek olabilir.

Özel sınıflara duygusal ve sosyal refah üzerindeki etkisinin zararlı olmasına bakılmaksızın, bu öğrenme ortamının akademik performansı ve entelektüel geliÅŸimi teÅŸvik etme kabiliyeti – etkisiyle ne olursa olsun – yararlanıcılardan daha ağır olabileceÄŸi akla yatkındır (bkz. Lazari-Radek & Singer, 2016). Bilim, duygusal ve sosyal refah için maliyetlerin çok az olduÄŸunu ve öğrenme faydalarının iÅŸaretlendiÄŸini gösteriyorsa, normatif düzeyde eÄŸitim politikasında hiçbir deÄŸiÅŸiklik yapmamamız gerekebilir. Bununla birlikte, eÄŸer sohbet doÄŸrulanırsa, eÄŸitim politikasını deÄŸiÅŸtirme nedeni olabilir: duygusal ve sosyal refah için maliyetlerin iÅŸaretlenmiÅŸ olması ve öğrenmenin faydaları çok az ise.

Aslında, atipik nevresel gelişimin bazı tiplerinin bilişsel performansının, standart sınıflarda yaygın olan uyarıları içeren ortamlarda, örneğin diğer özelliklerin varlığı gibi ortamlarda önemli ölçüde engellenmediği gösterilirse, bazı değişiklikler garanti edilebilir. Akademik çalışmaları tamamlamak için öğrencilerin bir kısmını diğer odalara tahsis etmek, diğer öğrencilerle dolu bir oda yokluğunda daha iyi bir görev yapamazlarsa ve hiç de kötü değillerse neredeyse gereksiz olurlar. Atipik nörogelişimin belirli biçimleri için durum böyle ise, eğitim kurumları bu öğrencilerin sosyal ve duygusal öğrenim için daha fazla fırsat sağlanmasını sağlamalıdır.

İlginç bir ÅŸekilde, yeni yapılan biliÅŸsel nevro-bilimsel araÅŸtırmalar, uzmanlaÅŸmış sınıfların alışılmadık sinir geliÅŸimi içinde öğrenmeyi teÅŸvik edip desteklemediÄŸini soruyu gündeme getirdi. Laboratuvar, baÅŸkalarının öğrenme ve davranış üzerindeki potansiyel etkisini incelemeye baÅŸlamak için en iyi yerdir, çünkü gerçek bir sınıf kesinlikle kontrollü bir ayar deÄŸildir ve bilim adamları gözlemci etkisi adı verilen bir fenomeni araÅŸtırmışlardır . Gözlemci etkisi, davranış ve biliş üzerine diÄŸer kiÅŸilerin varlığının veya yokluÄŸunun etkisini ifade eder. Bu kavram, Plato’nun Cumhuriyet Halkı ‘Ring of Gyges’ hikayesinin gerisinde izlenebilir (Cohen, Curd, & Reeve, 2016), baÅŸkaları tarafından görülemezlerse insanların daha az ahlaka aykırı davranmaları öngörülmüştür – eÄŸer onlar Görünmezlik halkasına sahipti. Gözlemci etkisi, tipik nevresim geliÅŸiminde geniÅŸ bir yelpazede deneysel testlere tabi tutulmuÅŸtur: örneÄŸin spor psikolojisinde (örneÄŸin, izleyicinin olmadığı bir kitle için basketbolda serbest atışların doÄŸruluÄŸunun nasıl deÄŸiÅŸtiÄŸi). Gözlemci etkileri üzerine yapılan genel araÅŸtırmalar, baÅŸkaları tarafından gözlemlendiÄŸimizde davranışın deÄŸiÅŸtiÄŸi ve bir dizi baÅŸka faktöre baÄŸlı olarak bu deÄŸiÅŸikliklerin görev performansını kolaylaÅŸtırması veya engellemesidir (bkz. Zajonc, 1965).

Gözlemci etkisi atipik nörogeliÅŸimde de araÅŸtırılmaktadır, ancak araÅŸtırmanın bu alanı nispeten daha küçük olmaktadır. Gözlemcinin ASD’de bulunup bulunamayacağını araÅŸtıran araÅŸtırmalar, kısaca, bunu yapamayacağını öne sürdü (örn. Chevallier, Parish-Morris, Tonge, Millern ve Schultz, 2014; Scheeren, Beeger, Banerjee, Meerum Terwogt ve Koot, 2010). ASD’si olan insanlar sırasıyla veya baÅŸka insanlar yokken veya bulunmadığında daha kötü veya daha iyi performans göstermeye eÄŸilimli olurlar. Bu bulguların bir açıklaması zihinselleÅŸtirme, gözlemcinin etkisinin altına düşmesidir (Hamilton & Lind, 2016). DiÄŸer bir deyiÅŸle, gözlemcilerin, baÅŸkalarının zihinsel durumlarını uygun bir ÅŸekilde ayırt edemediÄŸi veya nitelendirmediÄŸi ölçüde kiÅŸinin davranışını etkilemesi pek olası deÄŸildir.

Bu bulguların sonuçları karmaşıktır. ASD öğrencilerin akademik çalışma yapmak akranlarıyla ayrılmış gerektiÄŸini onlardan sonuçlandırmak erken olacağını ve kesinlikle bu nörogeliÅŸimsel bozukluÄŸu olan tüm öğrenciler için yapılması gerektiÄŸini düşünmek yanlış olacaktır. Bu bulgular atipik nörogeliÅŸimin diÄŸer formları için geçerli olmayabilir; ÖrneÄŸin ASD, öğrenilmesi gereken özel bir sınıfta bulunması gereken nevresim bozukluÄŸunun potansiyel olarak tek türü olabilir. ASD’nin karakteristik olan heterojenliÄŸi de göz önüne alınmalıdır. Öğrenmenin, standart sınıflarda ASD’ye sahip bazı öğrenciler için uzmanlaÅŸmış öğrencilere göre optimal olmadığı ortaya çıkabilir; diÄŸer ASD öğrencileri için engel teÅŸkil etmez. Yani,

Bununla birlikte, yabancılaşmanın duygusal ve sosyal refah üzerindeki etkileri de dahil olmak üzere, yukarıdaki hiçbir şey belirlenemez; gelecek araştırmalar yapılmaz. Bazı araştırmalar bazı öğrencilerin demografik özelliklerini belirleme konusuna ışık tutmaya başlamış olsa da, eğitim politikasındaki değişiklikler yapılmadan önce ek çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Eğitim sistemlerini gözlemci etkisinin ampirik testlerine daha yakın hale getirmek ilginç ve belki de gerekli bir adım olabilir. Fiziksel olarak geliştirilebilecek birtakım deneysel paradigmalar var. Araştırmacılar, örneğin, farklı nevresek gelişme bozuklukları, bilişsel görevler, sınıf seviyeleri ve eğitim kurumlarındaki öğrencilerin görev performanslarını inceleyebilir,

Özetle, ASD gibi nörogelişimsel bozuklukları olan insanlar görevi nörotypikallerden farklı olarak yapar ve öğrenmeyi kolaylaştırmak için ek kaynaklara ihtiyaç duyabilirler: potansiyel dikkati dağıtmanın en aza indirgenmiş ortamlarda ve dikkatli müdahalede bulunulmayan ortamlar. Fakat öğrenmek için bu fırsatları sağlamanın talihsiz bir yönü, öğrencilerin sınıflarından bu tür ortamlarda çalışmak üzere gönderilmesidir. Bu yazıda, nörogelişimsel bozuklukları olan öğrencilerin duygusal ve sosyal işlevselliği bu şekilde sınırlandırmanın bir sonucu olarak deneyimleyebilecekleri potansiyel yatkınlıkları tartışılmış ve standart bir sınıfta öğrenmenin bazı atipik öğrenciler için yeterli olup olmadığı sorusu gündeme gelmiştir. Gelecekteki araştırmalar anlayışımızı geliştirecektirBu sorunlardan kurtulmak ve dayanışmayı teşvik eden ve sosyal ve duygusal öğrenmeyi teşvik eden eğitim politikalarına rehberlik etmek.

psikohelp

Demans Bir TeÅŸhis DeÄŸildir

Demans bir tanı değildir. Demans, bakkal alışverişinde zorluk, yemek hazırlama, telefon kullanma veya çek defterinin dengelenmesi gibi düşünce ve hafızanın gündelik işlevinin tehlikeye atıldığına işaret ettiğini gösteren genel bir terimdir . Birinin bunama hastası olduğunu söylemek, bir baş ağrısı olduğunu söylemek gibidir-altta yatan nedenden dolayı hiçbir şey ifade etmez. Elbette baş ağrısı, kas gerginliği veya migren gibi iyi huylu olan şeylerden veya beyin tümörü veya inme gibi çok daha ciddi olanlardan kaynaklanabilir . Benzer şekilde demans, vitamin eksikliği veya tiroid bozukluğu gibi nispeten iyi huylu olan şeylerden veya Alzheimer hastalığı veya frontotemporal bunama gibi daha ciddi hastalıklardan kaynaklanabilir.

Doğru teşhis koymanın neden önemli olduğunu pek çok nedeni vardır.

Birinci neden en bariz şey: B12 eksikliği, hipotiroidizm veya Lyme hastalığı gibi kronik bir enfeksiyon gibi geri dönüşümlü demans nedenlerini kontrol etmemizi sağlamak istiyoruz. Bu nedenlerin birçoğu kan testleri ile değerlendirilebilir. Depresyon demansın potansiyel olarak tersine çevrilebilen bir nedenidir. Demansın belirlenmesinin başka sebepleri de vardır, bunlar da kimliğin iyileşmesine neden olabilirya da en azından düşüşünü durdurabilir. MRI ve BT taramaları gibi yapısal beyin görüntüleme çalışmaları şunları belirleyebilir: Subdural hematomlar (kafatası ve beyin arasında biriken kan); cerrahi olarak da tedavi edilebilen normal basınç hidrosefali (beyinde spinal sıvı birikimi); veya gelecekte vuruşları önlemek için değerlendirilmesi gereken büyük darbeler.

Bir teşhis getirmenin ikinci nedeni, erken dönemde etkilenecek olan biliş boyutlarını ve sonradan etkilenmesi muhtemel yönleri tanımlamaktır.

  • In Alzheimer hastalığı ve hafıza problemlerine sözcük bulma güçlüğü, karmaşık faaliyetleri ile dertte ardından ve tanıdık yolları üzerinde kaybolmadan, genellikle ilk belirti vardır. Ancak daha sonra Alzheimer hastalığında bazen kiÅŸilik deÄŸiÅŸikliÄŸi , ajitasyon, inkontinens ve agresyon gibi diÄŸer belirtiler ortaya çıkar .
  • Gelen frontotemporal demans , kiÅŸilik ve davranış deÄŸiÅŸiklikleri karmaşık etkinlikleri yapmaktan zorluklarla birlikte önce gelir. Dil sorunları ve diyetteki deÄŸiÅŸiklikler tipik olarak önümüzdeki hafıza sorunları ile ortaya çıkar.
  • In Lewy cisimli demans eyleme gibi, insanların ve hayvanların görsel halüsinasyonlar, erken bir belirtisi olabilir rüyalar ise (genellikle yatak ortakları tekme) uyku . Parkinson hastalığının sertliÄŸi, titreme ve karıştırma basamakları diÄŸer erken belirtilerdir.
  • Gelen vasküler demans , karmaşık faaliyetleri ile sorun genellikle sonradan gelen hafıza problemleri olan ilk iÅŸareti vardır.
  • Gelen normal basınçlı hidrosefali , idrar aciliyeti gereÄŸi duyuyorlar için çalıştırmak için bir kez üzerine yapmaz zaman inkontinans yol açan erken bir iÅŸareti banyo-olduÄŸunu. Küçük adımlarla yavaşça yürümek ve karmaşık etkinliklerle ilgili sorun diÄŸer erken belirtilerdir.

Demansın birçok farklı nedeni tipik olarak kendi düzeniyle olan birçok nedeni olabilir.

Doğru teşhis için üçüncü sebep doğru değerlendirme ve tedavinin başlatılabilmesidir.

  • Donepezil (Aricept), rivastigmin (Exelon) ve galantamin gibi kolinesteraz inhibitörleri , Alzheimer, Lewy cisimcikli demans ve vasküler bunama ile hastaları iyileÅŸtirebilir.
  • Sertralin (Zoloft), sitalopram (Celexa) ve esitalopram (Lexapro) gibi SSRI’ler (seçici serotonin geri alım inhibitörleri) frontotemporal bunama içinbirinci basamak tedavidir .
  • Normal basınçlı hidrosefali veya subdural hematom olanlara cerrahi deÄŸerlendirmeve olası müdahale gereklidir.
  • Aspirin veya diÄŸer kan tinerleri ile yapılan inme tedavisi ve tedavisi vasküler bunama için gereklidir.

Son olarak demansın bazı nedenleri için araştırma olanakları bulunmaktadır. Örneğin, Alzheimer hastalığında beyin hücrelerini öldüren amiloid plaklarını gerçekten yok edebilecek yeni ilaçlar geliştiriliyor. Elbette sevdiğiniz kişinin Alzheimer hastalığına sahip olduğunu bilmek bu fırsatı değerlendirmenin ilk adımı olacaktır.

Bu nedenle, dansa neden olanı açıklamadan doktorunuza ya da sevdiklerinize “demans” tanısı vermesine izin verme. Sanki kafanızdaki acıyı ÅŸikayet eden ofise girmek gibi bir ÅŸey ve doktor “Evet, başınız aÄŸrıyor.” Hiçbirimiz “baÅŸ aÄŸrısı” tanısı olmaktan memnun olmayacağız ve memnun kalmamalıyız. tanıya “demans” denir.

psikohelp

Bağımlılık Nedir?

Bağımlılık Nedir?

Bağımlılık , bir insanın bir maddeyi (örneğin alkol, kokain , nikotin gibi ) yutması veya keyif verebilen ancak devam etmesi zorlayıcı hale gelen ve etkilenen bir faaliyete (kumar, seks , alışveriş gibi) girdiği zaman ortaya çıkan bir durumdur sıradan sorumluluklar ve endişeler, örneğin iş, ilişkiler veya sağlık . Bağımlılık geliştiren insanlar, davranışlarının kontrol dışı olduğu ve kendileri ve başkaları için sorunlara neden olduğunun farkında olmayabilir.

Bağımlılık kelimesi çeşitli şekillerde kullanılır. Bir tanım fiziksel bağımlılığı tanımlar. Bu, vücudun bir ilacın varlığına uyum sağladığı ve böylece ilacın artık tolerans olarak bilinen aynı etkiye sahip olmadığı biyolojik bir durumdur. Fiziksel bağımlılık bir başka şekli ile overreaction olgusudur beyin için ilaç (ya da ilaçlarla ilişkili ipuçlarına). Bir alkolik bir bara yürüme, örneğin, çünkü bu ipuçlarının bir içki için ekstra bir çekme hissedeceksiniz.

Bununla birlikte, çoğu bağımlılık davranışı ya fiziksel tolerans ya da ipuçlarına maruz kalma ile ilgili değildir. İnsanlar, fiziksel bağımlılığı olsun olmasın , strese tepki olarak sıklıkla uyuşturucu kullanıyor, kumar oynuyor veya zorla alışveriş yapıyor . Bu bağımlılıklar, uyuşturucu veya beyin etkilerine dayalı olmadığı için, insanların neden bir alandaki uyuşturucuya, tamamen farklı türde bir uyuşturucuya veya hatta uyuşturucu olmayan bir davranışa geçmelerini açıklayabilirler. Bağımlılığın odak noktası önemli değildir; belirli stres altında harekete geçme ihtiyacı var. Tedavi nasıl çalıştığını anlamayı gerektirir .

Her türlü bağımlılığa atıfta bulunulduÄŸunda, bunun sebebinin yalnızca bir zevk arayışı olmadığını ve bu bağımlılığın kiÅŸinin ahlakı veya karakter gücüyle hiçbir ilgisi olmadığını kabul etmek önemlidir . Uzmanlar, bağımlılığın “hastalık” mı yoksa gerçek bir akıl hastalığı mı olduÄŸu, bağımlılık ve bağımlılığın aynı ÅŸeyi mi yoksa bağımlılığın birçok yönünü mi anlamadığı konusunda tartışıyor. Böyle bir tartışma lar yakında çözülecek olası deÄŸildir. Fakat çözüm yetersizliÄŸi etkili tedaviyi engellemez.