hipnoz

Sorunu Ortaya Çıkaran Olayın Etkisini Değiştirmek

Sorunu Ortaya Çıkaran Olayın Etkisini Değiştirmek

Çocuğun yeniden bilgilendirilmesi (ÇYB) en çok kullanılan tekniktir. İngiliz literatüründe informed child technique (ICT) olarak bilinir. Etkili yapıldığı zaman, hastanın geçirdiği şaşırtıcı değişimi sizde o anda gözlemlersiniz. Bu  tekniğin uygulandığı esnada hasta iki parçadır.. Bir parçası küçüklüğüdür (çocuk)  bir parçası ise şimdiki zamandadır (erişkin)..

hipnoz
hipnoz

İBO’yu bulduktan sonra çocuğu bir kademe daha geri götürün( olay başlamadan önceki bir zamana).. burada kendini emniyette ve güvende hissediyorsa gerçek İBO’yu buldunuz demektir. Çocuğun orada sizi beklemesini söyleyin. sonra erişkini onun yanına götürün.. ve erişkinin onun yanlış düşünce inanç veya değerlendirmelerini değiştirmesini sağlayın.. çocuk yeni bir anlayış kazansın.. yeni bir iç görü kazansın.. gerçekleri anlasın.. sonradan neler olacağını öğrensin.. erişkinin şimdi bildiklerini öğrensin.. yeni bir öğrenme düzeyine gelsin..

Bu işlem sonucunda çocukta muazzam bir değişim sağlanır. çocuğun değişmesi erişkinin de değişmesini sağlar.. bu teknikle çok hızlı bir değişim elde edersiniz.. çünkü olayın köküne gidiyor, eski programı kaldırıyor yerine yenisini yerleştiriyorsunuz.. yeni program yaşanmış gerçeklere dayalı bir program.. sizin ve erişkinin ortak çalışması ve anlayışıyla oluşturulmuş bir program..

Burada regresyon işlemini 10 adımda tekrar gözden geçirelim.

  1. Hastanın duygusunu ortaya çıkarın.
  2. Bu duyguyu geçmişteki olaya bağlantı için kullanın
  3. Olay yeniden yaşamasını sağlayın
  4. Olayı erişkin aklıyla tekrar değerlendirtin.
  5. Eski programları ortadan kaldır n
  6. Yeni programı yerleştirin
  7. İBO ve SGO’ları yeni anlayışla yeniden yaşatın.
  8. Çocukta oluşan değişikleri erişkinin de hissetmesini sağlayın
  9. O’nu bu değişiklikle geleceğe yönlendirin.
  10. ilave telkinlerle değişikliği güçlendirin.

Çocuğun yeniden bilgilendirilmesi işlemi evet. çocuğun kendini emniyette, rahat hissettiği yerde ve dönemde beklemesini sağlayın.. ve erişkinle konuşmaya başlayın..

  • “ küçük, x yaşındaki “O” sen burada bekle.. şimdi erişkinle konuşuyorum”

böylece O’nu ikiye bölmüş oluyorsunuz.. artık hangisiyle konuşmak isterseniz onun yaşını hitap ederek konuşabilirsiniz.

Erişkine şöyle diyoruz.

-“ birazdan sana çocukluk halinle konuşmanı isteyeceğim.. orada, hiçbir korku hissetmeyen, kendini güvende hisseden x yaşının yanına gideceksin. 3,2,1 şimdi oradasın.”

Burada amacımız henüz etkileyici olayı yaşamamış çocuğa, bu olayı yaşamadan önce, şu anda erişkinin bildiği bilgileri aktarması.  böylece, çocuk sorunu başlatan olayı etkilenmeden yaşama şansına sahip olur.. çünkü artık ne olacağını biliyor, gelecekte ne olacağını biliyor.. korkuyorsa, korkusunun gerçek olmadığını öğrenecek.. suçluluk duyuyorsa suçlu olmadığını öğrenecek.. öleceğini düşünüyorsa ölmeyeceğini öğrenecek.. başına kötü bir şey geleceğini düşünüyorsa, bunun gerçekleşmediğini öğrenecek.. ilerde büyüyeceğini, kendi ayakları üzerinde duran bir kişilik haline döndüğünü öğrenecek.. bu bilgiler onun olayla başa çıkmasını sağlayacak.. bir anlamda çocuk erişkinin şimdi sahip olduğu bilgilere sahip oluyor artık.. geleceği görüyor..

  • “şu anda kendini değiştirme gücünü ellerinde hissediyorsun.. şu anda bildiklerini x yaşının da bilmesini sağlıyorsun. O’na bilgilerini aktar. bildiklerini aktar.. ve kendini değiştir..”

Terapinin en dramatik anındasınız.. bu anı riske atmayın.. çoğu zaman erişkin ne söyleyeceğini bilemez. Bilse de farklı şeyler söyleyebilir. Bu nedenle erişkine bazı tüyolar  vermeniz de yarar var.. sizin verdiğiniz tüyolar çerçevesinde O’da yeniden çerçeveleme işlemini başlatır.

Bu nedenle erişkini önce biraz havaya sokmalısınız. biraz duygularına hitap etmelisiniz. Biraz cesaret vermelisiniz. Bazen elinin tutmanız, omzuna destek vermeniz gerekir.. artık tam bir koç’sunuz.. tam bir motivatörsünüz.. biraz babasınız.. ama destekleyen yol gösteren bir baba.. değişimi görmek, duymak, hissetmek isteyen bir kişisiniz.. onun yaşayacağı güzelliğin, değişimin keyfine ortak olmak isteyen bir kişisiniz..

Artık ikiniz bir takımsınız.. bu işi ele ele, akıl akıla, duygu duyguya halledeceksiniz.. geçmişe siz de onunla beraber gittiniz. . geçmişte bir mühendislik işlemi yapacaksınız.. geçmişte yeni bir yol açıp, şimdiyi değiştireceksiniz..

Şimdi sizin sıranız.. artık siz de sahnenin içindesiniz..

“ x yaşının neler yaşadığını, neler hissettiğini artık biliyorsun.. şu andaki olayların nereden kaynaklandığını öğrendin.. ne düşünüyorsun?. X yaşının bu olaylarda bu suçu var m ?” genellikle yok derler.. duraklarlarsa, ya da tersi bir imada bulunurlarsa, sesinizin tonuyla yönlendirme, söylemeden, ne yanıt istediğinizi belirtmeye çalışın..

-“ nasıl yani, o zaman bütün bu başına gelenleri hak ettiğini mi söylüyorsun.. bu davranışı hak ettin mi?” bu soru yeniden değerlendirme sağlar.. ve “hayır, hayır bu açıdan bir suçu yok.. “ gibi bir yanıt alırsınız..

-“ Böyle bir çocuğun annesi/babası/ablası vs (hangisi uygunsa) olmak ister miydin?”

-“ ne kadar sevimli bir çocuk değil mi?”

-“böyle bir çocuğu sever miydin?”

-“böyle bir çocuğun olmasını ister miydin?”

-“ oh, tabi ki çok sevimli, tabi iki onun çocuğum olmasını isterdim.. “

– “o zaman söyle ona.. sen çok sevimlisin de.. “

bu tip konuşmalarla erişkinin çocuğu sevimli ve masum bir varlık olarak görmesini sağlayın..

-“ onun hakkında sevimli bulduğun yönleri nedir?”

  • “ söyle ona, sen çok sevimlisin çünkü…..”
  • “ söyle ona, sen sevilmeyi hak ediyorsun çünkü…” böyle ucu açık cümleler kurarak erişkinin sevgisini güçlendirin..

burada çok güzel bir kontrol olanağı da buluyoruz.

eğer gerçekten bu konuşma, çocuğun ilk olaydan etkilenmediği bir dönemde geçiyorsa.. çocuk kolaylıkla bu yorumları, sözleri kabul edecektir.. çünkü o da suçsuz olduğuna, sevildiğine inandığı bir andadır. Ama eğer ilk olay daha gerideyse.. çocuk söylenenleri alaycı bir ifadeyle yanıtlar.. tam inanmaz.. duraksar.. ret eder.

Bu durumda ilk olay n gerisine bir zaman gidene kadar beraber geriletebilirsiniz. Ama doğrusu tekrar başa dönüp ilk olayı aramaya devam etmektir. Zorla çocuğun bu sözleri kabul etmesi için zorlamayın. Zorlarsanız kabul ettirirsiniz. Unutmayın, telkinlerin düşünülmeden, eleştirilmeden, kritize eden faktörün süzgecinden geçirilmeden kabul edildiği bir ortamda çalışıyorsunuz..

Erişkinden çocukla ilgili sevgi duygularını aldıktan sonra, çocukla konuşmaya başladın..

ilk yapmanız gereken O’nun büyüyeceğini, erişkin bir insan olacağını fark ettirmenizdir.

-“ nasıl, ne kadar da büyümüşsün değil mi?”

-“evet”

-“ne kadar yakışıklı/güzel bir insan olmuşsun değil mi?”

eğer çocuk erişkin halinden memnun kalmışsa, hoş bir rahatlama ifadesi gösterir. Yüzü yumuşar.. rahatlatıcı bir soluk salar. Vs.. özellikle sorunun kökünde korku, endişe, kaygı, panik atak, travmatik bir olay varsa.. bu olaydan kurtulmuş olmayı fark etmek çocukta büyük bir rahatlama sağlar..

-“ tüm bu olaylardan kurutulmuş olduğunu görüyorsun.. bu sende ne hissettiriyor?”

şimdi siz, gözlerinizi bir an kapayın ve geçmişte yaşadığınız ama geçmiş, bitmiş olan endişelerinizi düşünün.. o zamanlar ne kadar da üzüldünüz.. sınavlarda korktunuz.. işinizi kaybedeceğinizi düşündünüz.. bir hastalıktan kurtulamayacağınızı düşündünüz.. başınıza kötü bir şeyler gelecek diye kaygılandınız.. eğer o zamanlar şu anda içinde bulunduğunuz durumu bilseydiniz.. her şey ne kadar farklı olurdu değil mi?

Ya da belki kaygılarınız var.. sorunlarınız var.. borçlarınız var.. 3 sene sonrasında neler olacağını şu anda tam olarak bilseniz ne kadar güzel olurdu değil mi?

İşte çocuğun da o anda hissettikleri aynen böyle bir şey..

Çocuklarla rahat konuşan bir yapınız varsa, biraz daha onunla onun yaşına uygun canlandırmalar yapın.. çocuklar sır sever..

-“ bak şimdi sana bir sır veriyorum.. büyüyeceksin.. bu sırrı biliyorsun.. arkadaşlarının hiç biri kendi haklarında, gelecekleri haklarında bir şey bilmiyor.. ama sen şu anda bunu biliyorsun.. bunu bilerek hepsinden daha güçlü bir duruma geldin.. işte büyüklüğün yanında.. işte hayatta başına ne gelirse gelsin.. hepsinden sağlam çıkacaksın.. hepsinin üstesinden geleceksin.. işte ispatı sapasağlam karşında duruyor.. tüm bunları öğrendin.. bunu bilmek seni nasıl hissettiriyor.. ne diyeceksin?”

her zaman olumlu bir yanıt alacağınız garanti ederim.. büyük doğruları söylüyor mu? Çocuğun büyüğün söylediklerini tam anlamıyla kabul etmesi ve inanması gerekiyor.

Yoksa gerekli değişim sağlanmaz..

-“ büyüğün söylediklerine inanıyor musun.. sana doğruları söylüyor mu?”

…?

-“ sana yalan söylese anlamaz mısın.. çünkü sen onun küçüğüsün.. şu anda aynı

akıldan besleniyorsunuz.. sen onun hissettiklerini hissediyorsun.. o da senin hissettiklerini hissediyor.. bir birinizi anlıyorsunuz.. öyle değil mi?.. sana yanlış bir şey söylese hemen anlarsın değil mi?”

böylece çocuğun büyüğe güven duymasını sağlayın.. O’na tam olarak güvensin.. eğer hala tam emin değilse.. erişkine dönün..

-“ söyle Ona.. ona asla yalan söylemeyeceğini söyle.. onun gerçekten sevimli olduğunu söyle.. suçsuz olduğunu söyle.. ona doğruyu söylediğini söyle.. “

bu ikinci konuşma çocuğu ikna etmeye yeterli olacaktır.. çocuk bu doğruluğu kabul eder etmez tasdik leyin.

-“ yani sevimli olduğun, sevgiye layık olduğun, suçsuz olduğun doğru.. büyüyeceğin doğru.. bunları bilmiş olmak şimdi seni nasıl hissettiriyor?”..

emin olun ki.. kendini emniyette hissedecek.. güvende hissedecek.. çok iyi hissedecek.. çok farkl hissedecek.. artık erişkinle arsında sıkı bir bağ oluşturdunuz.. sıkı bir güven oluşturdunuz.. artık erişkin ne söylerse söylesin çocuk anında kabul edecektir.

Aslında O’da o anda tek bir kişi olduğunun farkında.. bunu biliyor.. bu nedenle şu telkinleri çok kolaylıkla kabul eder ve çocuğa söyler..

“ şimdi benim söylediklerimi aynen çocuğa aktar.. ben daima burada seninle birlikte olacağım.. seni asla terk etmeyeceğim.. asla yanlı olmayacaksın.. çünkü ben seni seviyorum ve anlıyorum.. “ bu sözlerin çocuk üzerindeki etkisini sorun.. yine olumlu yanıt alacaksınız.. çocuğun güvenini iyice güçlendirdiniz.

Şimdi bir adım daha atın..

-“ pekala erişkin.. şimdi sana bir soru soruyorum.. çocuk bizi işitemez.. GERÇEKTEN, AMA GERÇEKTEN.. ona yaşamında kötü bir şey oldu mu?”

çoğu zaman “hayır” derler.. çok kötü ortamda büyümüş olsa da.. artık erişkin başına kötü bir şey gelmediğini biliyordur.. yoksa burada bu koltukta olmazdı.. belki çocuğun başına kötü bir şey gelmiştir ama sonuçta bunu aşmıştır.. yaşamıştır.. büyümüştür. Tüm bunları bilmesi çocukta güven, huzur, rahatlık oluşturur.. çok kötü olaylar varsa.. çocuğun bunları önceden bilmesi onun yararına olacaktır.. bunları da öğrensin.. öğrensin ki bu olaylara hazırlıklı olsun.. başına ne gelirse gelsin sonuçta ne durumda olacağını artık biliyor çünkü.. tekrar İBO’ ı yaşasın.. ancak tekrar olayı yaşamadan önce.. çocuğun gerçekten anlayıp anlamadığını kontrol edin. Gerçekten başına kötü bir şey gelmeyeceğini anladı mı? Anladı mı?.. birazdan başına gelecek olaydan alnın akıyla çıkacağını biliyor mu artık?.. tamamsa.. tamam.. tamam, çünkü artık yalnız değil.. erişkin de orada onunla birlikte olacak.. yardım gerektiği her an yardımına hazır olacak.. istediği duymak istediği başka sözler var m ?.. daha fazla destek ister mi?.. mümkünse, olayı, İBO’yu yeni bir anlayışla yaşamasını sağlayın.. o kötü olayın ona güç kazandıran, onu eskisinden daha güçlü ve deneyimli hale getiren bir olay olarak görmesini, hissetmesini sağlayın.. onu acıtan bir olay ona güç veren, ona hayatında daha güçlü olmasını sağlayan bir olay haline dönsün.. olaya başlamadan önce, kendisinde hiçbir suç olmadığını, hiçbir eksik tarafı olmadığını, kendisine söylenenlerin yanlış olduğunu bilsin.. iyi olduğunu bilsin.. sevilmeyi hak ettiğini bilsin.. yaşamında ne yapmak isterse, tüm bunları gerçekleştirecek akla, yetenek ve güce sahip olduğunu bilsin.. o olayda sorunun kendisi olmadığını bilsin.. sorunlu olanlar varsa ötekiler olduğunu anlasın.. erişkinle konuşun son olarak.. “şimdi o tekrar olayı yaşayacak.. senin verdiğin bilgileri bilerek.. o zaman gerçekten bilmek isteyeceği bilgilerle donanmış olarak yaşayacak.. ve sen de bu sefer ondan gurur duyacaksın..” olayı tekrar yaşadıktan sonra bu gururu çocuğun da duymasını sağlayın.. diğer olaylara başlamadan önce kendinden gurur duymaya başlasın.. burada güzel bir çevirme yapıyoruz.. olayı artık çocuk yaşarken erişkin gözlemliyor ve bize naklediyor.. çocuk yaşarken erişkinden rapor alın.. “ ne yapıyor?.. bu sefer ne hissediyor

Çok dikkatle gözlemleyin.. en ufak bir zorluk belirtisi görürseniz müdahale edin.. eğer hala suçluluk, korku vs gibi şeyler hissediyorsa..

  • “her şey dursun.. erişkin ona yardımcı olacağını söylemiştin.. hemen yanına git.. ona destek ol.. yardım et.. bu olaydan kendisini iyi hissederek çıkmasını sağla.. “

terapist olarak her an her yerde koçluğunuzu sürdürün. Bu olaydan güçlenmiş olarak çıkması için tüm enerjinizle savaşın.. bunu sağlayın.. engellemeleri görünce hemen müdahale edin. Ya zorlanmaması için başka yeni bilgileri çocuğa aktarın. O andaki hislerinizi, iç gücünüzü harekete geçirin.. kendi hayal gücünüzü yardıma çağırın.. sanki acı çeken ( sanki değil aslında doğru) size el uzatmış bir çocuk sizden yardım bekliyor.. erişkine tam güvenemiyor..

ya da onun kendisini güçlü hissetmesi için başka gerekli teknikleri kullanmayı düşünün. Özellikle baş edilemeyen bir duygu veya travmatik bir olay söz konusuyla burada yapılması gereken.. kendiliğinden oluşmamış bir boşaltma ihtiyacını soruşturmaktır.. o duygunun bir şekilde boşaltılması gerekiyordur. İlerleyen bölümlerde buraya tekrar geleceğiz.. eğer hala şüpheniz varsa.. olayı tekrar yaşatın..

-“ eğer aynı şeyler tekrar olsaydı aynı şekilde üzülür müydün?” şüphesi varsa.. şüphesini ortadan kaldıracak çareleri aramaya devam edin.. etkilenmemesi için nasıl bir desteğe ihtiyacı olduğunu anlamaya çalışın.. etkilenmeyeceğinden emin olunca tekrar olayın içine gönderin.. ilk kez yaptığımız gibi yine erişkinden bilgi almaya devam edin.. gerekli olduğu kadar bu işlemi yeni baştan başlatabilirsiniz.. ama pratikte 2. kez yapıldıktan sonra sorun kalmaz.. birkaç kez yapılmasına rağmen netice alınmıyorsa desentizisasyon işlemini uygulayabilirsiniz.. yani sürekli olayı tekrar yaşatarak emosyonel etkiyi yok edebiliriz. Ama pratikte çok başvurduğum bir yöntem değil açıkçası. Bugüne kadar büyüğünün verdiği bilgiyi kabul etmeyen çocukla karşılaşmadım.

O halde çocuğun bilgilendirilmesi olayına şöyle kuş bakışı yeniden bakalım..

  • ISE öncesi döneme gitmelisiniz.
  • Çocuğa hangi bilgiler gerekiyorsa onların aktarılmasını sağlamalısınız.

Bu bilgiler çoğunlukla erişkin hastadan gelmeli. “ erişkin ol.. şimdi bildiklerini o zaman bilseydin ne kadar iyi olurdu değil mi?” Olumlu yanıt alınca bu bilginin ne olması gerektiğini sorun.

  • Çocuğa verilmesi gerekli bilgiyi ondan aldıktan sonra onu çocuğun yanına götürün

Onun ona hangi bilgiyi vereceğini test etmeden onu götürüp “hadi şimdi ona konuş” demeyin. Tabi bazı kişiler çok daha iç görü sahibi ve zeki olabilir. Bu kişilerde daha gevşek davranabiliriz. Ama verilecek bilginin zararlı olmadığını önce test etmekte her zaman yarar vardır.

eğer erişkin sıkıntıdaysa ona yardım edin. Çocuğun temel sorular sorulduğu zaman neler söylediğini dikkatle dinleyin. O’nu ne böyle düşünmeye ve hissetmeye sebep oluyor. Bu nedenler mantıklımı? Hastanın öyküsü açısından mantıklı mı? Dünyanın işleyişi açısından mantıklı m ?

  • çocuk erişkine inanıyor mu?
  • daha fazla bilgiye ihtiyacı var m ?
  • verilen bilgilerle olayı farklı açıdan değerlendirecek mi?
  • Sonra çocuğun olayı tekrar yaşamasını sağlayın. Eğer ağır bir travma yada acı söz konusu ise;
  • olayı kendisinin sessiz bir şekilde yaşaması uygun olabilir.
  • daha uygunu erişkinin olayı yaşarken neler olduğunu bize bildirmesidir.

Çocuğun olayı yeniden yaşarken duyguyu, davranışı ya da semptomu yanına almadığını kontrol edin.

Eğer çocuğun ISE den temiz olarak çıktığından emin olursanız devam edin.

Yanlış algılamanın düzeltilmesi ile ilgili bir örnek..

Yanlış algılama, çocuğun yanlış algılamasıdır.. O çocuk olayı nasıl yanlış algıladıysa öyledir.. biz sadece onun hissettiği algılamayı düzeltmekle yükümlüyüz.. bunu bir örnekle açmak istiyorum..

Bir olaya gittik.. ve orada çocuk sevilmediğini hissediyor..

-“ annem beni sevmiyor”..

biz, terapist olarak peşinen bunun yanlış olduğunu kabul edersek.. çok yanlış bir adım yapmış oluruz.. eğer bu his.. gerçekten yanlış bir algılamaysa.. onu erişkin fark edip çocuğa söylemesi gerekir.. erişkine sorun

-“ erişkin ol.. erişkin.. bugüne kadar annenle olan ilişkilerinden.. her şeyi biliyorsun anne hakkında.. gerçekten anne seni hiç sevmedi mi? Gerçekten hiç sevmedi mi? genellikle “ hayır sevdi ama o zaman bunu tam gösterememiş..” gibi bir yanıt alırsınız.. ama diyelim ki.. erişkin de.. “ evet hiç sevmedi” dedi.. şimdi erişkinin algısı da mı yanlış.. bu bizi ilgilendirmez.. erişkini algısını doğru kabul etmekle yükümlüyüz.. o zaman ne yaparız?..

bir kez daha soruyu şöyle sorabiliriz.. “ ben sevgisini gösterip göstermediğini sormuyorum.. hiç sevgisini göstermemiş olması.. hiç sevmediği anlamına mı geliyor.. yani gerçekten hiç sevmedi mi seni?” burada bir düzeltme yapabilir.. “evet sevmiştir..” böyle bir yanıt aldıysanız.. o zaman.. bu duyguyu güçlendirmek gerekir..

  • “ yani seni sevdi.. zaten bir anne çocuğunu sevmemezlik edebilir mi?..

-“ “tabi ki sever..”

-“o zaman annenin seni sevdiğini söylüyorsun değil mi?.. bu doğru mu?”

-“ tabi doğru?..”

-“ o zaman çocukken de sevmiş midir?..”

-“tabi beni daima sevmiştir..”

bundan sonra artık çocuğu doğru bir şekilde bilgilendirebilir..

Ama.. her şeye rağmen..

-“ hayır beni hiç sevmedi” yanıtında ısrar ederse..

-“ oh.. o zaman keşke bunu çocukken bilseydin ne kadar iyi olurdu değil mi.. çünkü sen boşu boşuna o seni sevsin diye çabaladın.. üzüldün.. hep kendini ona beğendirmeye çalıştın.. ama senin elinden zorla kendini sevdirmek gibi bir güç yoktu.. bunu bilmek aslında yaşamını ne kadar kolaylaştırırdı değil mi?.. o bunu bilseydi.. ne kadar iyi olurdu değil mi?.. hadi gel gidip onu bilgilendirelim.. annesi için uğraşmasın.. onu başka sevenler vardır… değil mi.. babası.. dedesi.. her hangi biri?..”

burada anlamamız gereken.. çocuğun kendisini mutlaka sevildiğini anlaması değildir.. yani sevilmemişse gerçekten.. sevilmemiştir.. amacımız çocuğun algılarını.. gerçeğe doğru yaklaştırmaktır.. gerçek neyse o’dur.. sorun yaratan gerçeği algılamak değildir.. sorun yaratan gerçekle çelişen duygulardır.. ama sorunu burada böyle bırakırsanız.. yeni bir sorun yaratmış olursunuz.. burada amacımız.. gerçek bu diye çocuğun sevilmeye layık olmayan biri olduğunu onun zihnine çakmak da değildir.. Çünkü gerçekte mutlaka o’nu seven biri olmuştur.. kimseyi bulamazsanız.. erişkin o’nu sevmektedir.. (inşallah. )

Psikolog, psikoterapist, şişli psikolog, Mecidiyeköy, psikolojik danışmanlık merkezi, osmanbey, fulya, çocuk, aile, sosyal fobi, kaygı, özgüven, okb, obsesif kompülsif bozukluk, okb, obsesif kompülsif kişilik bozukluğu panik atak, çekingen kişilik bozukluğu, Avrupa yakası, hipnoterapi, cinsel terapi

Gençlik Çağında Cinsel Gelişme

Gençlik Çağında Cinsel Gelişme(psikolog)

Ergenlik bedensel değişmeleri, kızlara genç kız, erkeklere de, erkek görünümü kazandırır. Buna karşıt olarak hormonların çalışmasıyla erişkine özgü cinsel duygular belirir. Ergen bu yeni, yoğun ve güçlü duygularla tanışmak ve ortaya çıkan yeni duruma uyum sağlamak zorundadır. Bu ise, kendiliğinden oluvermez. Gençten gence değişen bir bocalama ve yadırganma döneminden sonra gerçekleşir. İlk ıslak düşünü yaşayan bir erkek ergen bundan şaşkınlıkla karışık bir haz duyar. Bu yoğun ve yabancı duygular onu allak bullak eder. Cinsel organıyla oynayarak bu hazzı yeniler, ama yasak, ayıp ve günah işlemiş gibi suçluluk duyar. Kendini kirli ve bayağı bulur. Yaptığı kötü işin ortaya çımasından korkar. Ana-babasının yüzüne bakınca işlediği suçu anlayacaklarını sanır. Çevreden edindiği yanlış b,ilgiler ve korkutmaların etkisiyle utancı büsbütün artar. Kendi kendine cinsel doyumun onu hasta edeceğini, aptallaştıracağını, hatta aklını oynatacağını sanır.

Dinsel eğilimin ağır bastığı yörelerde,gençlere cinsel özdoyumnun ya da elle doyumu (masturbasyon) büyük bir günah olduğu aşılanır. Bu işi yapanların annesiyle ya da kız kardeşiyle ilişkide bulunuş gibi günah kar sayılacakları öğretilir. Genç, bir süre, bu büyük günahı işlememeye kendi kendine söz verir. Ancak cinsel duygular baskın çıkar. Bir süre sonra gene şeytana uyar, gene tövbe eder ama son tövbesini de bozmak zorunda kalır.

Genç kızlar genellikle özdoyuma erkeklerden daha seyrek olarak başvururlar ve daha büyük bir suçluluk duygusuna kapılırlar. Kızlara cinsel dürtüleri sürekli bastırmaları doğrudan ya da dolaylı yollardan öğretilmiştir.

İlk aybaşı kanaması çoğu genç kızı ansızın yakalar. Özellikle bunun anlamını bilmeyen genç kızlarda şaşkınlık ve korku büyük olur. anneler kızlarına yeterli bilgi verirlerse, tepkileri daha hafif olur. Ergenliğe beklenmedik biçimde giren genç kızlarda ilk aybaşı kanaması daha çok tedirginlik ve bocalama yaratır (Yörükoğlu, 1996).
Sinir hastalığına elverişli olan kızlar, adet görme olayını çoğu zaman çirkin bir şey gibi düşünürler. Burada rol oynayan neden olgunluk yetersizliği değildir. Bu durum, daha önemli nedenlere dayanmaktadır. Bu nedenler, bütün yaşam boyunca etkilerini gösterirler.

Adet görmeyi çirkin bir şey gibi düşünenler aşırıya kaçan bir utanma duyarlar. Bu utanma, bazı hallerde patolojik bir şekil alır.

Kızlar, çoğu zaman adet gördüklerine inanmak istemezler. Adet gördüklerini kabul etmekten kaçınırlar (Sipahioğlu, 1994).

Kimi genç kız bedenindeki değişiklikleri bir türlü benimseyemez. Ergenliğin getirdiği yoğun duygulardan çok tedirgin olur. Ruhsal olgunlaşmaları geciken kızların çocukluktan genç kızlığa geçişleri daha zor olur. Seksek oynayan bir kızın ansızın kendini bir kadın olarak kabul etmesi kolay değildir. Yemek yemeyerek sulu bir açlık perhizine girerek, çocukluktan kadınlığa girişini yavaşlatacağını sananlar vardır. Kimi genç kızlarda çok yemek yeme sonucu gebe kalındığına inanırlar. Böyle bilinçdışı korkuya kapılan genç kız yemeden içmeden kesilir. Bir deri bir kemik kalana kadar perhizini sürdürebilir. Tıp dilinde ruhsal iştahsızlık (anoreksia nevrosa) adı verilen bu durum oldukça ağır bir ruhsal hastalık belirtisidir, yoğun tedaviyi gerektirir. Başka bir anlatımla, genç kızın cinsel kimliğini yadsıması, ondan ürkmesi durumudur.

Cinsel kimliği yadsımanın çocukluktan kaynaklanan nedenleri :

Annesini sürekli mutsuz gören, kadınlığın ezilme ve acı çekme olduğu sonucunu çıkaran bir kız, evlilikten ve anne olmaktan doğal olarak korkar. Genç kızlığa girişini sevinilecek bir aşama değil, mutsuzlukların başlangıcı olarak yorumlar. Böyle bir genç kız hep çocuk olarak korktuğu geleceği geciktirdiğini sanır (Yörükoğlu, 1996).

Kız ve erkeklerde buluğa girecekleri dönemden yaklaşık bir buçuk yıl önce cinsel içerikli değişiklikler başlar. Bunlar, kızlarda 10 yaşlarında, erkeklerde 11-12 yaşları civarında olmaktadır. Buluğ öncesi denen bu dönemde karşı cinsle ve cinsel sembollerle ilgilenme, daha kadınsı veya erkeksi tavırlar geliştirme gibi davranışlar gözlenebilir. Boyca büyümenin doruğuna çıkması ve buluğa erme, hemen aynı zamanda olduğundan, buluğ öncesi ergende iştah artışı görülür. Ergen adeta hızlı büyüme için gerekli olan protein ve enerjiyi depolamaktadır. Buluğdaki cinsel uyanışı ve diğer değişmeleri başlatan uyarının ne olduğu tam olarak bilinmemektedir. İnsan vücudunda adeta bir iç saat vardır. Ve gerekli olgunluk mertebesine geldiğinde bazı değişiklikleri başlatmak için alarm vermektedir. Ergenlikteki cinsel gelişme kız ve erkek çocuklarda aynı zamanda ve aynı hızda olmaz.

Cinsel gelişme iki türlü incelenir.

1. Esas cinsel Gelişmeler:

Buna birincil cinsel değişiklikler de denir. Üreme organlarındaki değişiklikleri içerir.

2.İlave Cinsel Gelişmeler:

İkincil cinsel gelişmeler de denir. Kız ve erkeklerde beden yapısındaki değişiklikler, s4esteki değişmeler, sivilcelerin artması, bıyık ve sakal çıkması, vücuttaki kıllanma, ter bezlerinin çalışmasındaki artış. Gırtlakta kıkırdaklaşma, göğüslerde düğümcüklenme, cinsel rüyaların artması, ilave cinsel gelişmeler olarak görülür.

1-)Esas Cinsel Gelişmeler :

Kızlardaki esas cinsel Gelişmeler :Kızlarda ergenliğe girerken görülen en önemli değişiklik adet kanamasıdır. İlk adet kanamasından yaklaşık yıl sonra yumurta üretimi başlar. Yaklaşık her 28 günlük dönemde yumurtalıklardan bir yumurtacık yumurtalık kanalına bırakılır. Döllenme olmadığı sürece kadın üreme organı içinde oluşan dokular vücuttan dışarı atılır. Bu olay adet kanaması şeklinde adlandırılır. Bu kanama dönemi ortalama olarak 6 gün devam edebilir. Kızlar bu sırada hassas ve sinirli olabilirler. Kızlar ilk adet kanamasından sonra bir süre düzensiz olarak kanama olurlar, bu aylar boyunca üreme yeteneği tam olarak kazanılmamıştır. Buna “ergen kısırlığı” denmektedir. İlk halinin genç kızlar için çok önemli, unutulmayacak bir değişiklik olduğu belirtilmektedir.

Erkeklerde esas cinsel gelişmeler : Erkeklerin üreme organındaki değişiklik ortalama olarak yaşlarında başlar. Bu dönemde erkek üreme organı ve erbezleri (testisleri) büyür, erkek üreme hücresi (sperm) üretmeye balar.

 

2-)İlave Cinsel Gelişmeler

Beden Yapısındaki Gelişmeler :Seslerin kalınlaşması, yüzdeki sivilcelerin artması, bıyık ve sakalın çıkması, vücutta kıllanma, üreme organlarındaki kıllanma, ter bezlerinin çalışmasının artması, vücut kokusu gırtlakta kıkırdaklaşma, göğüslerde düğümceklenme, cinsel ilave cinsel gelişmenin içerisine girer ve bunlar fiziksel gelişim konusunda anlatılmıştır. (Kulaksızoğlu, 1998).

Cinsel Olgunluk :

İlk meni akıntısı ve ilk aylık kanama karşısında şaşkınlığa kapılıp kendilerine med olduğunu bilemeyen ve hastalandıklarını sanan genç kızların ve delikanlıların sayısı hiç de küçümsenecek gibi değildir.

Bu tip gençlerin büyük bir çoğunluğu, ürkek, yaşıtlarıyla ancak yüzeysel ilişkiler kurabilen kişilerdir.

Kızlar korka korkma annelerine başvurduklarında onlara lütfen bu yeni duruma nasıl uyum sağlayacakları ve ne kullanacakları açıklanır. Bu da çoğunlukla sevimsiz bir havada gerçekleşir, çünkü annelerin çoğu hala aylık kanamayı hastalık, karın ağrısı kan ve depresyonla özdeşleştirirler; kızlarının “o hale” gelmesini üzüntüyle karşılar ve kendi olumsuz izlenimlerini onlara da aktarırılar. Delikanlılarda ise durum ancak tesadüfen fark edilir (Örneğin; pijama ya da yatak parçasında oluşan bir leke ile ), çocuk; ailesinin durumu anladığını durduk yerde kendisine temiz pijama verilmesinden ya da yatak takımlarının değiştirilmesinden anlar. Delikanlı ve aile bir araya gelip bu konuyu konuşmayı akıl bile edemez.

Pek çok aile için kızların ya da oğullarının eriştiği cinsel olgunluğun hiç sözünü etmemek çok daha fazladır(Pamir, 1988).

Cinsel Olgunluk ve Aile :

Ana-babanın yasaklarıyla engellendikçe ya da iletişim güçlüğü söz konusu olmadığı sürece yeni yetişkinlerin kendi aralarındaki tutumları bu konuda bambaşkadır. Yaşıtlar arasında cinsel olgunluğa erişmek uzun zamandan beri özlemle beklenen bir olaydır. “O iş” kimin başına gelmişse, arkadaşlarının arasında itibarı derhal artar.
Ergenlik öncesi çağda kızların çoğunlukla bir yakın arkadaşları varken erkek çocuklar grup halinde gezerler. Bu farkındalığın nedeni çoğunlukla kız ve erkek çocuklara uygulanan farklı eğitimdir. Erkek çocuklar, diğer çocukları arkadaş olarak görmeyi öğrenirken kız çocuklar başka kızları kendilerine rakip addederler ve çoğunlukla erkeklere yönelirler.

“Yakın” kız arkadaşlıkları çoğunlukla geçicidir. Bu arkadaşlık taraflar arasında ortak bir sır olduğu ve sır değerli bir hazine gibi korunduğu sürece geçerlidir. Bu tip kızların başında bir öğretmene, bir yıldıza duyulan hayranlık ve ergenlik çağındaki bedensel değişikliklerin birbirine anlatılması gerekir.

 

İki kız arkadaşın sık sık buluşmasına anne ve baba çoğunlukla karışmaz. Kızların birbirlerine yatıya kalmalarına da bir şey demez. Kızlara birbirlerini bedensel açıdan daha iyi tanıma ve özellikle göğüslerinin büyüklüğünü karşılaştırma olanağını böylece daha iyi elde ederler. Her ikisi de heyecanla “kadın olma”yı bekler. Bundan anladıklarına gelince : Yeterince gelişmiş göğüsler, genital kullanmanın tamamlanması. Aylık kanama bilinçlerinde yer almaz Bu bile oluşum, neşeyle değil, korkuyla beklenen bir şeydir. Buna karşın kızlar göğüsleriyle gurur duyarlar.

Erkek çocuklarda olmayan bir şey onlarda olmaktadır. Göğüsler, erkek çocuklarda ne başlangıçtan beri sahip oldukları penise karşı geç elde edilen birer övünç unsurudur.
Genç kızlık arkadaşlıklar çoğunlukla cinsel olgunluktan önce trajik şekilde son bulur: Kızlardan birinin aklı bir oğlan tarafından çelinir, o da ona karşı koyamaz, arkadaşını tek başına bırakıp oğlanla gezmek için bahaneler bulur. Terk edilen ile tüm sırlarını “bir erkek çocuğa” anlatmaktan çekinmeyen onun gibi bir kızla arkadaşlık etmeyi zaten istemez.

Erkek çocuk gruplarında da cinsel olgunluk önemli bir ol oynar. Bu konuda açık konuşulması son derece normaldir: “Tüylendin mi?”, “fışkırtıyor musun?” gibilerinden. Olanaklar el verdikçe, spor salonunun giyinme odasında örneğin, penis büyüklükleri karşılaştırılır ve “kiminkinin daha çabuk sertleşeceği” gibilerinden yarışmalar yapılır.
Delikanlıların cinsel gelişmesinin ne denli prestij kazandıran bir olay olduğu bunlardan rahatlıkla anlaşılmaktadır. Çocuğun, yaşıtları arasında ileride hangi sosyal seviyeye geleceği cinsel gelişmenin derecesiyle belirlenir. Büyüklük karşılaştırması ya da diğer yoklamalar fazla bir cinsel anlam taşımaz. Daha çok sosyal sorunların çözümlenmesinde cinsellikten yararlanılır: Kim gruba ait olabilecek özellikler taşımaktadır, kim lider olacak, kim dışlanacaktır?

Çocukların birbirlerinin cinsel organlarına yönelttikleri tutma, çekme gibi saldırganca sayılabilecek davranışlar ve oyunlar, katılanların bile bilincine vardıkları gizli bir cinsel anlam taşır. Bu cinsel içerikli oyunlar her zaman belli bir yakın temas ve cinsel gerilimleri boşaltma arzusuyla yakından bağlıdır. Ama bu cinsel içerik saldırganlıkla örtbas edilir. Delikanlılar “ana kuzusu” gibi görünmek istemediklerinden can acıtarak ya da can acısına dayanarak “gerçek erkek” olduklarını kanıtlamaya kalkışırlar. Cinsel dokunuşlar hiç farkında olmadan (sözüm ona) yapılır, delikanlıların bu rastlantısal temaslara karşı yapacakları bir şey yoktur. Bu yüzden bunun sözünü etmemeyi yeğlerler.

Üyelerin kızlarla çıkmaya başlaması erkek çocuk gruplarını dağıtmaz. Aksine içlerinden pek çoğu bu tipte ilişkiyi ömürlerinin sonuna kadar sürdürürler. Özellikle genç yaşlarda grup her zaman kız arkadaştan önde gelir. Sorunlar belirdiğinde gruba sırt çevirmektense kız arkadaşa yol verilir (Pamir, 1988).

 

Kız Erkek Arkadaşlığı

3 yaşından küçük çocuklar yalnız kendileriyle ilgilenirler. Okul öncesi çağda yani 3 yaş dolaylarında kız erkek karışık oynarlar. Ancak daha sonra toplu oyunlarında ve evcilik oyunlarında kızlar anne, erkekler de baba rolü oynamayı yeğlerler. İstedikleri rolü oynayamazlarsa küserler, ya da mızıkçılık ederler. Giderek erkek çocuklar kümeleşir, bir arada oynamaya başlarlar. Kız çocuklarını ya gönülsüz olarak aralarına alırlar, ya da erkek arkadaş bulamayınca kızlarla oynamaya razı olurlar. Bu ayrı kümeleşme ilkokulda iyice belirginleşir. İlkokulun son yıllarında erkek ve kızlar birbirlerine karşıt kümelerde yer alırlar. Bir arada oynayamadıkları gibi birbirine takılır, birbirini küçümser, alay ederler. Erkek çocuklar kız çocukların kızdırmaktan, vurup kaçmaktan, çantalarını düşürmekten zevk alırlar.

12 yaşından sonra bu karşıtlık kaybolmaya başlar. Erken gelişen kızlarda, erkek çocuklara yakınlaşma, onların ilgisini çekme, beğenisini kazanma eğilimi ortaya çıkar. Bunu yaşadıkları toplumun özelliğine göre ya uzaktan ya da daha yakından ilişkiye girerek yaparlar. Ergen erkekler ise 14 yaşından başlayarak kızlara açıkça ilgi duyduklarını belli ederler. Lise yıllarında ise kızlı erkekli birlikte gezme, kümeleşme, daha sonra da ilgili arkadaşlıklar, flörtler başlar.

 

Genç giyimine, kuşamına özen göstermeye, kızlarla şakalaşmaya, takılmaya başlar. Soytarılık yaparak, fıkra anlatarak güldürerek kızların ilgisini çekmeye çalışır. Kızlarsa kendi aralarında oğlanları çekiştirir, fısıldaşır, gülüşürler ya da kendilerini naza çekerler. Mektuplaşmalar, uzaktan bakışmalar olur. Genç ergen gülümseyen her kızın kendine tutulduğunu sanır. Arkadaşlarına bundan övünerek söz eder. Kısa buluşmalar, el ele tutuşmalar, ballandıra ballandıra anlatılır. Arkadaşları, “Anlat, sonra ne oldu?” dedikçe genç öyküsünü yer yer uydurmalara kaçarak süslemeye başlar. Kimi genç ise kızlara yaklaşamaz, sıkılır, konuşamaz, kekeler. Ergenlik çağında bir kıza nasıl yaklaşacağını, nasıl konuşup arkadaşlık kuracağını bilememek en yaygın sorundur. Kızlar da erkeklere ilgi duyarlar, ama geleneğin etkisiyle ilgilerini açığa vuramazlar. İlgileri belli olacak diye korkarlar. Kendi aralarında sırnaşık erkeklerden söz ederler. “Ahmet var ya, Hani şu yakışıklı çocuk, işte o benimle çıkmak istedi, reddettim!” diye övünürler.
Genç kız ancak içli dışlı arkadaşlarına şu veya bu çocuğu beğendiğini açıklar. Arkadaşı bu sırrı çevreye yayarsa büyük tepki gösterir. Adı çıkmış, namusu elden gitmiş gibi üzüntüye kapılır.

Son yıllarda özellikle büyük kentlerde kız erkek arkadaşlığına kötü gözle bakılmadığı, daha hoş görüyle karşılandığı bir gerçek. Özellikle kızlı erkekli kümeler içinde birlikte eğlenme ve gezme olağan görülmektedir. Ülkemizin büyük kentlerinde, kimi zengin kentlerde, kızlar Amerikan toplumundaki kızların özgür tutumunu takınmaya başlamışlardır.

Ülkemizde üniversite gençliği arasında kız erkek arkadaşlığı %50’nin altında kalmaktadır. Amerikan toplumunda bir kızın birçok erkekle çıktıktan sonra bir eşte karar kılması çok olağan sayılır. Anneler bir tek erkek arkadaşla gezen kızlarını uyarır, birçok erkek tanımadan birine bağlanırsa yanlış bir evlilik yapacağını düşünürler.
Bizim toplumumuzda ise yetişkin kızların ancak evlenmeyi düşündüğü erkekle gezmesine izin verilir. Kentlerimizde kız erkek arkadaşlığı göründüğü kadar serbest ve açıktan onaylanan bir ilişki biçimi değildir. Kızların çoğul bir erkek arkadaşıyla parkta dolaşmaya bile gizli yapmak zorunda kalabilir (Yörükoğlu, 1996).

 

Cinsel Eğitim :

Gencin büyüme, olgunlaşma ve cinsel kimliğini kazanması sırasında, karşılaştığı sorunları giderme çabasına cinsel eğitim diyebiliriz. Bu eğitimin ana amacı, biyolojik ve cinsel gelişmeler konusunda gençleri bilgi sahibi yapmak ve bu alandaki gerginliklerinin azalmasını sağlamaktır

Ana-baba ve çocuklar arasında sevgi ve saygıya duyarlı bir ilişki olduğu oranda çocuklar sağlıklı yetişirler. Hayatın ilk yıllarından beri, her türlü sorununu anne ve babasıyla konuşabilen böyle yetiştirilen bireyin buluğ döneminde sorunları daha az olur. Çünkü kendilerine danışabileceği, güvenebileceği yetişkinlere sahiptir. Gerçekte bu eğitim aile içinde, ta çocukluğun ilk yıllarından başlayarak ergenliğin sonlarına kadar devam etmelidir. Çocuklar 3-4 yaşlarında kendi cinsiyetlerinin ne olduğunu belirler ve gene bu yaşlarda geçirdikleri sorgulama döneminde anne-babalarına, nereden geldiklerine ilişkin sorular yöneltirler. Anne-babanın bu tür sorulara doğru, çocuğun anlayabileceği dili kullanarak, örnekler vererek ve ihtiyacı oranında bilgi vermesi gerekir. Anne-babanın söyledikleri yanında davranışları da önemlidir. Çocuklar, anne ve babalarının birbirlerine olan davranışlarını gözleyerek farklı cinsiyetin rolleri hakkında bilgi sahibi olurlar. Bu nedenler, anne-babalar çocuklarına örnek olabilecek şekilde dengeli bir hayat sürdürmelidirler.

Buluğ çağına girmeden önce çocuklar, cinsel konulara artan bir merakla ilgi duyarlar ve kendi vücutlarındaki değişiklikleri dikkatle izlerler. Anne-baba, çocuğunun yaşına uygun olarak göstermesi gereken değişiklikleri gösterip göstermediğini incelemelidir. Ancak bu konudaki ilgisini belli etmek, sık sık soru sormak doğru değildir. Kız çocuğun annesi tarafından erkek çocuğun da babası tarafından daha cinsel gelişme belirtileri başlamadan bu devreye hazırlamaları şarttır. Öncelikle kız çocukların karşılaşacakları özel durumlar hakkında annesi tarafından aydınlatılması, gerekli sağlıklı ve temizlik kurallarının öğretilmesi çocukların olumlu ruh ve beden sağlığı gelişmeleri için elzemdir. Ülkemizdeki kızların cinsel değişikliklere yeterince hazırlanmadıkları bildirilmektedir. Gençlerin sağlıklı bir insan olarak yetişmeleri için, büyüme ve gelişme aşamasına karşılaşacakları fiziksel, duygusal ve sosyal değişikliklerin niteliği konusunda uyarılmaları ve bilgilendirilmeleri gerekir. Çok kısa denebilecek bir sürede vücutta ortaya çıkan bu büyüme ve farklılaşma sırasında gençler artan bir oranda kaygı ve sıkıntı duyabilirler.

Gençler, bütün bu değişikliklere uyum sağlama ihtiyacındadırlar. Vücudundaki biyolojik ve cinsel kaynaklı değişikliklere ne şekilde uyum sağlamak için ne şekilde davranması gerektiğini önceden öğrenmiş, bir genç kendi vücudundaki farklılaşmalara daha kolay alışıverir ve bundan doğacak sorunları da daha kolay çözebilir, yeni bedenine daha kolay alışabilir ve kendi cinsel kimliğini daha kolay kazanabilir. Böylelikle kendine güvenen ve yetişkinlerin yanında kendine daha kolay yer sağlayan bir birey olur.

Ergen, büyüme ve gelişme dönemindeki değişiklikler hakkındaki bilgileri, ailesinden, okuldan, bazı yayınlardan ve kendi arkadaşlarından alabilir. Toplumumuzda, anne ve babalar çocuklarına kendi gelişme ve değişimleri konusunda ya çok kısıtlı bilgi vermekte ya da değişimler, cinsel büyüme ve gelişmeyi de içerdiği için bu tür bilgiler yasak sayılıp hiç verilmemektedir.

Yetişkinlerin çocuklarıyla cinsel konularda konuşmaktaki tedirginlikleri ve bu konudaki yasakları çocukların sağlıklı olmayan kanallardan bu bilgileri almalarına yol açar. Ya arkadaşlarından ya da bulabildikleri yayınlardan bu bilgileri almaya çalışacaklardır ve bu kaynakların sağlıklı ve yeterli olamamasından ötürü eksik ve yanlış bilgilerle yetişeceklerdir ,yaşıt grubunun , en önemli cinsel eğitimin kaynağı olduğu bildirilmektedir.

Okullar tarafından sağlanacak sistemli bir eğitimle, öğrencilere bu konuda sağlıklı bilgiler verilebilir. Bu eğitimin gençlere, daha ergen ilk döneminin başındayken verilmesinde yarar vardır. Ergenler, vücutlarında biyolojik ve cinsel değişiklikler olmaya başlamadan önce, bunlar hakkında haberdar edilmelidir. Aslında bu eğitim evde başlamalı, okul tarafından devam ettirilmelidir. Bu eğitimde ana-baba ve eğitim kurumlarının işbirliği ve uyum içinde olması, toplumun bu konudaki beklentileri ve değer yargılarıyla okulda verilen bilgilerin çatışmaması, tutarlılık içinde olması gerekir.
Bu alanda yapılacak eğitimde cinsel bakımdan uyarılmayı ve cesaretlendirilmeyi birbirine karıştırmamak gereklidir. Amaç, çocuk ve gençlere kendi vücutlarının fiziksel, fizyolojik, duygusal, sosyal ve nihayet cinsel gelişmeleri hakkında aydınlatıcı bilgiler sunmalı ve onlarda olabilecek kaygıları azaltmaktır; yoksa bu eğitim cinselliği uyarmak veya tahrik etmek amacını taşıyamaz.

Cinsel eğitim konusunda yapılan bir çalışmada, cinsel eğitimin sadece bireyin zihnine yönelik olmayıp tüm kişiliğini etkileyen bir etkinlik olduğu ve ergenlerin böyle bir eğitime ihtiyaç duyduğu ifade edilmektedir. Bu çalışmaya göre cinsel eğitim, ergenlerin cinsel bilgi düzeyini yükseltmede ve cinsel konuları konuşmada sağlamaktadır (Yörükoğlu, 1998).

 

psikolog,şişli psikolog,mecidiyeköy psikolog,istanbul psikolog,psikoterapist,çocuk terapist,çocuk

hipnoz

ERGENLİK DÖNEMİ (psikolog,psikoterapi)

ERGENLİK DÖNEMİ(psikolog,psikoterapi)

 

‘Ergen’ sözcüğü Batı literatüründeki ‘adolescent’ karşılığı olarak kullanılmıştır. Latince’de büyümek, olgunlaşmak anlamında kullanılan ‘adolescere’ fiilinin kökünden gelmekte olan bu sözcük, yapısı gereği bir durumu değil, bir süreci belirtmektedir; günümüzde, bireyde gözlenebilen hızlı ve sürekli bir gelişme evresi olarak da tanımlanabilmektedir.

Ergenlik dönemi, biyolojik, psikolojik, zihinsel ve sosyal açıdan bir gelişme ve olgunlaşmanın yer aldığı çocukluktan erişkinliğe geçiş dönemidir.

Başka bir tanıma göre ergenlik çağı, kişinin benzerliğine arama, geleceğe dönük kararlar verme ve seçimler yapma dönemidir.

Ergenin gelişim ve olgunluğu genellikle devam edegelen bir süreçtir. Her bir evre kendinden önce gelene dayanmaktadır.

Ortalama olarak kızların erkeklere oranla iki yıl kadar önce olgunlaşmaları nedeniyle, gençlik dönemindeki yaş sınırlarında, cinsler arasında belirgin bir farklılık görülür. Aynı zamanda gençlik, çocukluktan yetişkinliğe uzanan bütün ve tek bir çağ olmakla birlikte, kendi içinde de, kesin sınırlarla ayrılmayan ancak bazı özelliklerle belirlenen evrelere sahiptir. Bunlar;

  • Başlangıç dönemi (kızlarda 13-15, erkeklerde 15-17),
  • Orta dönem (kızlarda 15-18,erkeklerde 17-19),
  • Son dönemdir (kızlarda 18-20, erkeklerde 19-21).

Başlangıç dönemi, erinlik (buluğ) dönemi olarak da adlandırılabilir. Erinlik dönemi, cinsel organların olgunlaştıkları sırada oldukça kısa süren fizyolojik değişiklikler evresi olarak görülür. Bu evre kızlarda altı ayı biraz aşarken, erkeklerde iki yıl, hatta daha fazla sürebilir. Erinlik döneminde birey, kendi bedeninde olagelen değişikliklerin farkındadır. Kendisi için yeni olan bir takım duygular içindedir.

 

BEDENSEL GELİŞİM

 

Ergenlik, biyolojik değişmeyle başlar ve bedensel, zihinsel ve ruhsal gelişmeyle son bulur. Ergenliğin başlangıcının en belirgin habercisi boy uzamasıdır. Erkekler doğumda kızlara oranla biraz daha uzundurlar. Kızlar ergenlik dönemine daha erken girdikleri için birkaç yıl bu avantajı kaybederler. Ancak ergenliğin orta ve son dönemlerine doğru yeniden kazandığı bu avantajı yaşam boyu sürdürür.

Ağırlık ve boy gelişimleri karşılaştırıldığında, ağırlık artışı, boy uzamasına paralel bir gelişim izler. Ağırlık artışı, kas ve kemiklerin büyümesiyle gerçekleşir. Erinlik dönemindeki iskelet yapısında 350 kemik vardır. Erişkinlikte ise bu kemik sayısı 206 ya düşer. Kemikleşme olgusu ergenlik yılları boyunca olgunlaşmaya kadar sürer. Yapılan çalışmalar kemikleşme derecesinin beslenmeyle yakından ilgili olduğunu göstermiştir.

Beden şekli ve oranlarındaki önemli değişiklikler, ergenlik dönemindeki fiziksel büyümenin karakteristiğidir.

15 yaşındaki ergen, bazı gelişim faktörlerini tanıyabilmekte ve bunların insanlararası ilişkilerdeki etkisini bilmektedir. Örneğin kısa ya da çok uzun boylu olmak, çok şişman ya da çok zayıf olmak, ergenin grup içindeki statüsünü ve arkadaş ilişkilerini etkileyen önemli bir faktör olabilir.

 

BİLİŞSEL GELİŞİM

 

11 yaşından sonra mantıksal düşünme yetişkinler düzeyine erişir. Görüş alışverişi ve tartışma çocuğun yaşamında önemli bir yer almaya başlar. Toplumun gelenek ve göreneklerine, kurallarına karşı tutumu değişir.Psikolog bunların değişmez olduklarını düşünen çocuğun tersine, genç bunların yetişkinler tarafından kararlaştırıldıklarını ve değişik gruplara göre farklılıklar gösterebileceklerini kavrar.

Bu devrede, kontrol konusunun, özellikle aile ilişkilerini belirgin biçimde etkilediği görülmektedir. Bu devrede, kontrol, hem gençler hem de ana babalar açısından bir sorun olabilmektedir. Gençler özellikle kendileri ile ilgili konularda kontrolü ele geçirmeyi istemekte, ele geçirebildiklerinde de, nasıl kullanacakları konusunda güçlük çekebilmektedirler. Ana babalar ise kontrolü çocuklarına hangi alanlarda, hangi yaşlarda ve ne oranda bırakmaları gerektiği soruları ile başa çıkmaya çalışmaktadırlar.

Ana ve babaların, ergenlikte hem çocukları için önem kazanan konulara, hem de onların kendilerine ters düşen davranışlarının, bilişsel gelişmeleri ve benlik arayışlarından kaynaklandığını bilmeleri, çocukları ile ilişkilerini olumlu yönde etkileyebilir. Örneğin, sık sık yeni heveslere kapılıp vazgeçmenin, çocuğun sorumsuzluğundan değil, içinde bulunduğu dönemin kimlik arayışından kaynaklanabileceğini bilmek, ana babaların çocuklarına bakış açılarını ve dolaylı olarak davranışlarını etkileyebilir. Bazı ‘ileri’ görüşlü ana babalar, gencin özgür olma isteğini kabul edip üzerinde hiç kontrol kullanmayabilirler. Bu türden davranışlar çocuk tarafından ilgisizlik ve reddetme olarak algılanıp olumsuz sonuçlara (okuldan kaçma,kavga,içine kapanma…) yol açabilir. Ana babalar gencin bu dönemde kendilerinden duygusal destek beklediğini, ana baba ilişkisinin arkadaşlık ilişkisinden özel ve farklı bir yeri olduğunu unutmamalıdır. Özellikle erkek çocuklar için babanın destek ve dostluğu çok önemlidir.

Ergenlikte gençler bağımsızlıklarını bulmaya çalışır, ancak bunu yaparken ailenin desteğine gereksinim duyarlar.

 

DUYGUSAL GELİŞİM

 

Ergenin duygusal dünyasında bazı çelişkiler dikkatimizi çeker. Yalnızlıktan duyulan hazzın yanı sıra, bir gruba katılma özlemi, yetişkini hor görme ama ona dayanma, endişe ve umutsuzluğa karşın geleceğe coşkuyla yöneliş, bu evrenin belirgin çelişkili duyguları arasında sayılabilir.

Ergenin duygusal tepkilerini etkileyen başlıca faktörler sağlık durumu, zeka düzeyi, cinsiyet, okul başarısı ve sosyal kabul düzeyidir. Özellikle sağlık koşuluyla duygusal tepkiler arasında önemli bir ilişki vardır. Kötü sağlık koşulları bünyeyi aşırı duygusal kılabilir.

Bu dönemde duygular ergenin tüm yaşamında etkili olurlar. Küçük bir kırıklık ergenin yakın çevresindeki ilişkilerini doğrudan etkiler. Duyguların şiddetlenmesi sonucu, gerginliğin doğurduğu belirli alışkanlıklar görülür. Bu alışkanlıklardan en yaygın olanı, iyi uyum sağlayamayanlarda görülen tırnak yeme alışkanlığıdır. Gerginlik azaldıkça ve genç dış görünüşüne önem vermeye başladıkça, tırnak yemede de belirgin bir azalma görülür.

Ergenlik Döneminde En Sık Rastlanan Heyecan Biçimleri

KORKU: Ergenler için özellikle bilinmeyen şeyler korkunun doğmasına temel nedendir. Ergenin ilgilendiği faaliyetlerin sonucunu kestirememesi de korkuya neden olabilir.

ENDİŞE: Gerçek nedenden çok, hayali nedenlerden oluşan korku tipleridir. Korkulan durumun zihinsel düzeyde prova edilerek yinelenmesi, endişenin en büyük karakteristiğidir.

Cinsel olgunlukla birlikte, endişelerin de farklılık gösterdiği dikkatimizi çeker. Orta ve lise öğrencileri özellikle çeşitli okul sorunları hakkında endişe duyarlar. Dış görünüş ve arkadaşları arasında popüler olmama, endişe yaratan diğer konulardır.

ÖFKE: Ergenlik döneminde öfkeye neden olan uyarımlar genellikle sosyal kaynaklıdır. Ergeni öfkelendiren konular şunlardır:

  • Alay edildiğinde, gülünç düşürüldüğünde
  • Tenkit edildiğinde, azarlandığında
  • Haksız yere cezalandırıldığında
  • İnsanlar ona hükmetmeye başladığında
  • İşleri ters gittiğinde
  • Özel eşyaları, kardeşleri ya da ana babası tarafından habersizce alındığında gençler öfkelenir.

SEVGİ: Ergenlikte sevgi, hoş ilişkiler kurabilen, kendini seven ve güven veren kişilere yönelmiştir. Aile üyeleriyle olan bağı azalmış ve arkadaşlarıyla olan bağı artmıştır. Ergenin sevdiği kişi adedi azdır. Bu nedenle sevgisi çok kuvvetlidir. Karşı cinse delicesine aşık olma, kısa süre sonra bu duyguyu yitirme sıkça görülen olaylardır.

Ergenliğin Tutum Ve Davranışlar Üzerindeki Genel Etkileri

 

1.Yalnızlık İsteği: Bu dönemde genç küsme ve ani kırgınlıklar nedeniyle, arkadaşlarından ayrılma isteği duyabilir. Evdeki işlere karşı isteksiz davranır. Odasına kapanır kimseyi görmek istemez. Duygu ve düşünceleriyle başbaşa kalmak ister. Bazı gençler, büyüyen ve değişen bedeniyle kendini kabul edemediği, beğenmediği bu nedenle üzüldüğü için de yalnızlığı seçerler.

2.Çalışma İsteksizliği:  bu dönemde genç okuluna ve derslerine karşı isteksiz davranır. Notlarında düşme olur. Bunun sebebi gençteki bedensel büyümenin enerjisini tüketmesidir. Bu genci tembelliğe sevkeder. Bazı gençler, kendilerine yeterince güven duymadıkları için başarılı olabileceklerine inanmazlar ve gereği gibi ders çalışmazlar. Genel olarak bu yaşlardaki gençlerin ilgisini ders çalışmaktan çok başka şeyler çektiğinden de ders çalışmaya karşı isteksiz olurlar.

3.Disipline Karşı Direniş: Yetişkinlerle olan çatışma 13 yaşlarında en üst noktaya gelmektedir. Yasakları saçma, kendine tanınan hakları yetersiz bulur. Uyarıldığında ‘bana karışamazsınız ben çocuk değilim’ diyerek birden tepki gösterir. Ailedeki baskıdan çekinerek karşı gelemediği zaman küskün ve somurtkan bir tutuma girer. Yaş ilerledikçe bu zıtlık azalır, olgunluk ve hoşgörü artar.

4.Çekingenlik: Kendine güven eksikliğinden, hata yapma kaygısından ileri gelir. Kendinden ve yeteneklerinden emin olmayan genç başkalarınca beğenilmeme kaygısıyla aslında yapabileceği bir çok işten ve insanlardan uzak durabilir. Bu durum gencin girişimciliğini ve bir çok alandaki başarısını olumsuz yönde etkiler.

5.Fazla Hayal Kurma: Zamanlarının önemli bir kısmını hayal kurma alır. Özellikle ders çalışırken hayal kurma isteği güçlü bir biçimde ortaya çıkar ve zaman kaybına neden olur. Kişilik arayışı içinde olan genç, gerçek dünyada ulaşamadığı isteklerine ve üstünlük arzusuna hayaller vasıtasıyla ulaşıp mutlu olmaya çalışır.

6.Duygululuğun Artması: Karamsarlık, ufacık bir nedenle ağlamalar, alınganlık artan duygululuğun sonucu olmaktadır. Erkekler kızlara göre sinirlidirler. Kendilerinde olan huy değişikliği yetişkinlerce yüzüne söylendiğinde bu ergeni kimse tarafından sevilmiyor inancına götürür.

 

SOSYAL GELİŞİM

 

Ergen, toplumda saygınlık kazanmaya ve statü sahibi olmaya gereksinme duyar. Toplumsal uyum geniş ölçüde bu gereksinimin karşılanmasına bağlıdır. Toplumsal uyum zamanla kazanılmaktadır. Bu evrede birey kendi cinsinden oluşturduğu grup içinde faaliyetlerini düzenlemeye çalışır. Bu dönemde TOPLUMSAL GRUPLAŞMALAR etkinlik kazanır:

_Klikler: İlgi ve yetenekleri benzeşen 3-4samimi arkadaştan oluşurlar. Bu kliklerde duygusal bağlılık fazladır. Telefonda uzun uzun görüşme yapılır, sinemaya, tiyatroya, spor müsabakalarına beraberce gidilir. Klik kurallarına kesinlikle uyulur. Kurallar aile ile çatışsa bile yine de uygulanır.

_Kümeler: En geniş ergen gruplarıdır. Önceleri aynı cinsten üyelerden oluşurken, daha sonraları her iki cins de aynı kümede yer alabilir. Küme içerisinde eş arkadaşlıklardan olabilir. Kümeleri oluşturan üyeler aynı toplumsal gruptan gelmeyebilirler. Bundan dolayı üyeler arasında samimiyet sınırlıdır.

_Örgütlü Gruplar: Ergenleri bir araya getirebilmek için okullar, bazı dini ve resmi kuruluşlar genç grupları örgütlerler. Bu son yıllarda görülen bir durumdur.

_Çeteler: Okula uyum sağlayamayan ve okulda arkadaş edinemeyen kız ve erkek ergenlerin kurduğu topluluklardır. Klik ve kümelere girmeyen bu gençler zamanlarını cadde ve sokaklarda boş dolaşarak geçirir ve genellikle aynı cinsten bazen her iki cinsten üyelerin bir araya gelmesiyle çeteler kurarlar.

Hepsi değilse bile çoğu topluma karşı davranışlar içindedir. Kendilerini kabul etmeyen toplumlardan öc alırcasına davranır ve bazen suç olacak eylemlere girişirler. Bu çetelerin başkanları kin ve hınç doludur. Çetesini, duygularının tatmini için kışkırtıp yöneltir.

 

Özdeşleşme

 

Bu dönemde ergen, çevresinde ‘onun gibi  olmak’ istediği kişileri arar. Bu aileden, sevgi ve anlayış gördüğü bir kimseden, arkadaşlarından biri olabileceği gibi ünlü bir pop müzik sanatçısı da olabilir. Ergen, kim olduğunu, neye değer vereceğini, kime bağlanıp inanacağını, amacını bulmaya çalışır.

Ergen, içinde bulunduğu grubun idealleri ve sosyal standartlarıyla kendi davranışını değerlendirme durumundadır. Özdeşleşmenin oluştuğu ortamın toplumsal, ekonomik, kültürel özellikleri bir yandan kişiliği oluştururken, öte yandan kişilikle toplum arasındaki tüm ilişkilerin temeli olan özerklik ve sorumluluk kavramlarını biçimlendirir.

 

Kimlik Arayışı

 

Ergenlik döneminin en önemli sorunu kimlik arayışıdır. Bu dönende ergen, yavaş yavaş bir yaşam felsefesi, bir dünya görüşü ve inançlar geliştirmek durumundadır. Kişinin kimliğini açık seçik bulması, başkalarına ne denli bağımlı olursa olsun, kendini diğerlerinden ayrı bir varlık olarak algılamasına, ‘ben varım’ demesine bağlıdır.

Toplumda kadınla erkek için belirlenmiş ideallere, ilkelere ters düşmek ve bu duruma çevrenin hoşgörüsüz tutumu, ergenin üstünde olumsuz etki yapabilir. Burada üzerinde durulması gereken nokta şudur: ergenin kendi vücudunu algılaması, kendini nasıl gördüğüne bağlıdır.  Örneğin, güzel bir genç kız, ailede sevilmeyen bir akrabaya benzetildiği ve yıllarca ‘tıpkı onun gibisin’ dendiği için kendini itici sanabilir.

 

Yabancılaşma

 

Bazı ergenler, baskıları uzlaştırma yolunda mücadele edecekleri yerde, bunlara yenik düşerek yabancılaşma durumuna girerler. Toplumları içinde fiziksel olarak yaşayan, ama psikolojik açıdan toplumdan kopmuş olan bu bireyler, bir kimlik sahibi olmak ve toplumda özel bir yer kabul etmek istemezler. Bu gençlerin çoğu kimlik bunalımına ya da kimlik dağılmasına uğrarlar. Mesleki bir seçim yapamazlar, belli bir cinsel rolü üstlenemezler.

Yabancılaşma bir tek tutum ve davranışa bağlı olamaz. Bir çok tutum ve davranış bir araya gelince kişinin sevilmemesine ve grup dışına atılmasına neden teşkil ederler. Bunlar şöyle sıralanabilir:

-Gösterişcilk

-Kabadayılık,kabalık

-Diğerlerine zıt gitmek

-Hep yanlış anlaşılma hissi içinde olmak ya da hep şikayette bulunmak

-Kin gütmek ya da hasetlik

-Çekimserlik

-Devamlı bahane bulmak gibi savunma mekanizmalarını kullanmak

-Diğerleri üzerinde hakimiyet kurmaya çalışmak

-İnatçı, asık suratlı olmak

 

Ergenin Aile İçi İlişki Ve Sorunları

 

Olgunlaşmakta olan ergenin aile içinde gördüklerinin kişilik yapısını biçimlendirmede çok büyük etkisi vardır.

Ergenlik döneminde anne baba kontrolüne karşı gelişen tepkiye koşut olarak, otorite desteğine olan gereksinim, duygusal gerginliğe neden olur. Başka bir deyişle, ergen isyankar bir tavır alışının yanında, anne ve babasının desteğine gereksinme duyar. Bu, ergenin iç çatışmasını artıran bir nedendir.

Ergene karşı yetişkinin baskı ve yasaklara dayanan disiplin anlayışı, olumlu ve yapıcı olması gereken bu evreyi çatışmalarla dolu, olumsuz bir döneme dönüştürebilir.

Zor yoluyla veya sevgi esirgeyerek denetlemek, gençleri ana babaların isteklerine uygun davranışlara yöneltmek için kısa vadede geçerli gibi görünebilir. Ne var ki, bu tip denetim, onların ana baba ile özdeşleşmesini sağlamaz. Denetici kişinin yokluğunda, gençler kendi istekleri doğrultusunda davranacaklardır.

Anne ve babanın ergene güven vermesi ve aralarındaki diyaloğu en iyi biçimde sürdürmesi gerekir.

Aile içinde erişkinlerin tutumları, ergenin haklarıyla sorumlulukları arasındaki dengeyi kurabilecek türden olmalıdır. Aile içinde ergene yöneltilen farklı tutumlar, ergenin dengesizlik ve kararsızlığını arttırır. Örneğin, bir gün:’sen daha çocuksun, bunu bilmezsin.’ diyen bir yetişkinin bir başka gün: ‘kocaman adam oldun, hala bilemiyorsun.’ şeklindeki suçlaması, ergeni dengesizliğe iten bir nedendir.

Anne babanın duygusal sorunları bulunan kişiler olmaları, evlilik ilişkilerinde başarılı olamamaları, ergenin aile içinde sürekli kavga ve çekişmeye tanık olması şeklindeki kötü ev koşulları, genci bir karmaşaya, iç çatışmaya ya da suçlu davranışa itebilir.

Aşırı koruma, bir çocuğu diğerinden ayırarak sevme yanlış anne baba davranışlarıdır.

Aşırı baskı ve aile içi gerginlik, ergeni evden ve okuldan kaçmaya iten davranış ve uyum bozukluklarına neden olan etkenler arasında sayılabilir.

Ergenlik çağını bilinçli karşılayan anne babalar önemli yanlışlar yapmaktan sakınabilirler. Gencin tepkileri ve çelişkili davranışları karşısında soğukkanlı olabilirlerse onları daha iyi anlayıp hoşgörülü davranabilirler.

 

Kuşaklar Arası Çatışma Ve İsyan

 

İki kuşağın farklı biçimde sosyalleşmesi, kuşaklar arasında düşünce, inanç ve eylem bakımından farklılık yaratmaktadır. Böylelikle, anne babaların özümlediği sosyal ve kültürel biçimler, çocukların öğrendikleriyle az da olsa farklılık göstermektedir. Yine yaş ilerledikçe sosyalleşmenin azalması kuşaklar arası boşluğu arttıran bir başka nedendir. Çatışmaya neden olan bir diğer etken, çocuklarının yeni statülerine ana babanın uyumda güçlüğe uğramalarıdır. Anne babanın sosyalleştirme kurumu niteliğindeki rehber rollerinden, çocuklarını kısmen kendileriyle eşit statüde görmek şeklindeki rol değişimi bu zorluğu yaratmaktadır.

Eğitimsel farklılaşmalar, iki kuşağın anlaşmazlıklarını arttırmaktadır. Bu farklılaşma, ya düşük düzeydeki sosyo-ekonomik çevreden gelen çocukların yüksek öğrenim görerek babalarını aşmaları ya da iki kuşağın izledikleri öğretim programlarının birbirinden farklı olmasından kaynaklanmaktadır. Bu da farklı beklenti, değer ve davranışların kazanılmasına neden olmaktadır.

Ülkemizde gerçekleştirilen araştırmalara göre, gençlerin anlaşmazlık gerekçelerini, baba ve geleneksel aile otoritesine bağımlı olmak istememeleri oluşturmaktadır.

Anne baba bu dönemin psikolojisinden habersiz olarak, egemen olma eğilimi göstermekte, ailede eğitimin yalnızca büyüklerin nüfuzuna dayandığı gözlenmekte, ergenin arkadaş grubuyla anne babasının ayrı fikir ve görüşlere sahip oldukları anlaşılmaktadır.

Gençler ailelerinin tutuculuğundan, özgürlüklerini kısıtlamalarından, çocuk yerine konulmaktan, anlayış ve hoşgörüden uzak olmalarından ve kendilerine söz hakkı tanınmamasından yakınmışlardır. Yine gençlerin başlıca sorunları arasında, anne babalarının yeterli düzeyde öğrenim görmemeleri, karşı cinsten arkadaş istememeleri ve bugünkü yaşamın gereklerine ayak uyduramamaları gelmektedir.

Kuşaklar arası çatışma ve boşlukların ciddi bir durum almaması için gerek devlete, gerekse ergen ve yetişkinlere ayrı ayrı sorumluluklar düşmektedir. Bu sorumluluklar şöyle sıralanabilir:

-Toplumda ekonomik, toplumsal ve kültürel kalkınmanın gerçekleştirilmesi

-Yetişkinlerin ergenlere karşı olan tutum ve davranışlarını düzenlemeleri

Bu amaçla:

-Ergen hiçbir zaman başkalarının önünde eleştirilmemeli, davranışları başkalarınınkiyle karşılaştırılmamalıdır.

-Ergen karşısında yetişkin her zaman tarafsız ve güçlü olmaya çalışmalı, ergenin haklarıyla sorumlulukları arasındaki dengeyi kolaylıkla kurabilmelidir.

-Anne babanın fikirlerine saygı duyma, gencin ne derece göreviyse, onların fikirlerinde tam bir anlaşmaya ulaşmış olmalarını beklemek de hakkıdır.

-Ergen, kültürüne özgü toplumsal değerleri kendi arkadaş grubu içinde yaşayarak öğreneceğinden, anne ve babalar, kendileriyle olan bağların zayıflayacağı endişesiyle arkadaş ilişkilerini engellememelidirler.

-Yetişkinlerin ergenlerle olan eğitim farklılıklarının giderilmesi; bu amaçla yaygın eğitim ve konferanslar yoluyla yetişkinlerin ergenlik dönemi özellikleri, sorunları ve çeşitli konularda bilgi edinmelerinin sağlanması

-Kuşaklar arası diyaloğunun gerçekleştirilmesi, karşılıklı sevgi ve saygı yaklaşımıyla kuşaklar arasındaki diyalog kopukluğunu ortadan kaldırarak iletişimin sağlanması

-Kuşak çatışmasının bir anlamda değer çatışması olması nedeniyle, her iki kuşağın sahip çıkacağı ortak değerlerin yaratılmasına olanak hazırlanması gerekmektedir.

Kısaca, kuşaklar arası çatışmaları ortadan kaldırmak için, yetişkinlerle ergenler arasında dengeli ve düzenli bir iletişim kurarak diyaloğu gerçekleştirmek ve ortak değerler oluşturmak en akılcı çözüm olmaktadır.

 

Gençlerde Davranış Bozuklukları

 

Ruhsal hayatlardaki olumsuzlukların sonuçlarını davranışlarda görmek mümkündür. Her davranış bozukluğu mutlaka bir sebebe dayanmaktadır. Ruh sağlıkları olumsuz olarak etkilenmiş olan gençlerde çeşitli tepkiler görülür. Bu tepkiler genel olarak iki grupta toplanabilir:

-İçe Yönelmiş Uyumsuz Davranışlar

-Dışa Yönelmiş Uyumsuz Davranışlar

 

-İçe Yönelmiş Uyumsuz Davranışlar: Bu tür davranış gösteren gençler, genellikle çok mutsuz, korkutulmuş, sindirilmiş, suçluluk duygusu içinde bir takım baskılara maruz kalmış ve kendilerine güven duygularını yitirmiş, çevrelerindeki insanlarla ve dış dünya ile iletişimleri kopmuştur.

Kimi gençlerde çok fazla çekingenlik, aşağılık duygusu gibi davranışlar görmekteyiz. Kendine güveni az olan gençler için olumlu yanlarının gösterilmesi güven kazanmasında etkili olacaktır. Anne baba ve öğretmenlerin bir çoğu içe kapanık davranışları pek önemsemezler. Sessiz, sakin, uslu ve terbiyeli çocukları model çocuk olarak nitelendirirler. Bu çocukları gerçek duygu ve düşüncelerini göstermeyen çocuklar olarak nitelendirmeliyiz. Bu gençlerin üzerinde daha fazla durmak gerekir. İçe kapanık kişilerdeki başlıca davranışlar; tırnak yeme, tikler, unutkanlık, hayal kurma, anne babaya aşırı bağımlılık, aşırı alınganlık, olmadığı halde sık sık rahatsızlanma gibi davranışları sayabiliriz.

-Dışa Yönelmiş Uyumsuz Davranışlar:

Yalan

Bir ergen sık sık yalana başvuruyorsa ana babasının beklentilerini karşılamakta güçlük çekiyor ya da ceza korkusuyla yalana sığınıyordur.

Gençlere, isteklerini, sıkıntılarını ve endişelerini rahatça dinlemeye ve çözüm yollarını bulmaya hazır olduğunuzu hissettirirseniz, sizinle rahatlıkla konuşurlar ise duygularını gizlemek için yalana başvurmazlar.

Hırsızlık

Psikolojik ve ekonomik doyumsuzluk sonucu ortaya çıkan olumsuz bir davranıştır. Hırsızlık yapan bir çocuğun söylemek istediği bir şey olduğu muhakkaktır. Özel yaşantısından kaynaklanan bir sorun olabilir, bir şeyi eksiktir veya bir şeyin değiştirilmesi gerekiyordur.

Gençler, grup arkadaşlarıyla ‘sırf eğlence olsun’ diye hırsızlık yapabilirler. Genç o anda hayır yapmam diyememiş olabilir.

Çalmaların karşısında anne babaların soğukkanlı davranmaları gerekmektedir. Ağır suçlamalar, evden atmalar, acımasız dayaklar sorunu kötüye götürmekten başka bir işe yaramaz. Hatta dayak yiyen çocuk cezasını çektiğini ve ödeştiğini düşünerek yeni bir çalmaya yönelebilir.

Çocukların ilk çalmalarında anne babaların olduğu gibi okul yöneticilerinin de duyarlı ve bağışlayıcı davranmaları gerekir. İlk çalmaların ağır biçimde cezalandırılmaları çalmaların sürüp gitmesine neden olur.

Saldırganlık

Saldırgan çocuk, ruhsal sorunları nedeniyle yaşıtları ve çevresiyle uyumlu ilişkiler kuramamaktadır. Saldırgan çocuk, temelde güvensiz çocuktur. Çevreden iyi bir davranış beklemediği için ilk tepkisi saldırmak olur. Kendi görmediği hoşgörüyü başkasına gösteremez.

Saldırgan çocuk, doyumsuz ve sevilmediğine inanan çocuktur. Kabadayılık gösterileriyle kendini güçlü olduğuna inandırmaya çalışmaktadır. Anne babanın tutarsız eğitimi çocuğun saldırgan olmasına etkendir.

Saldırgan çocuk, ailedeki dengesizliğe ve olumsuz çevre koşullarına bağlı olarak suça yatkınlık kazanır. Sevgi yetersizliğine, katı cezalar ve sürekli anlayışsızlık da eklenince suça itilme imkanı artar.

Önlem ve Koruma

Huzursuz bir aile ortamı ergenin, evden ve okuldan kaçmasına sebep olacaktır. Anne baba hiç olmazsa gencin yanında tartışmaktan kaçınmalıdır.

Davranış bozukluğu çocuktaki yetersizlik, önemsizlik ve değer duygusu eksikliğinden kaynaklanmaktadır. Bu nedenle öğretmen, anne baba ona değer verdiğini, önemsediğini fırsatlar oluşturarak gence hissettirmelidir.

Gencin kapasitesinin ve gücünün üstünde başarı beklememeli, elde ettiği sonuçlar olumsuz bile olsa tenkit edilmemeli, yavaş yavaş onu incitmeden daha iyi sonuç elde etmesine yardımcı olunmalıdır.

Genci daha iyi anlayabilmek için arkadaşlarını tanımak gerekir. Gencin arkadaşlarıyla da gençle nasıl iletişim kuruluyorsa öyle iletişim kurulmalı, gence nasıl önem ve değer veriliyorsa arkadaşlarına da aynı şekilde önem verilmelidir.

 

İNTİHAR

Ergenlik yılları diğer hayat dönemlerine oranla intiharın en çok olduğu dönemdir.

Nedenleri: İntiharın en belirgin nedenlerinin başında çocukluktaki sevgi yoksunluğu gelmektedir. Anne babanın ölmesi, ayrılması, aileden ayrılma, karşı cins tarafından reddedilme, grup içinde aşağılanma, onuru ile oynanması ergeni derin bir üzüntüye düşürebilir. Üzüntünün aşırı olması, bireyi çaresizlik içinde bırakması, ergeni ölüme bu acı verici duygulardan kaçmanın bir yolu olarak bakmaya itebilir. Ölümün sıkıntılardan kurtulmanın tek yolu olarak görülmesi ergenlerin intihar etme riskini arttıran çok önemli bir etkendir.

Belirtileri: İntihar öncesinde intihara eğilimi olan bireyler bazı işaretler gösterirler. En belirgin ipucu bireyin canına kastetmeyi düşündüğünü ifade etmesidir. Bir şekilde hayattan bezdiğini intihar etmeyi düşündüğünü ifade eden birey kesinlikle ciddiye alınmalıdır. Daha önce intihara teşebbüs etmiş bir insan da açık bir şekilde intihar riski taşımaktadır.

Ölüm hakkında konuşmalar, ümitsizlik içinde olma, geleceğe yönelik isteklerden ve değer verdiği şeylerden vazgeçme, aile ve arkadaşlarından uzaklaşma, sürekli endişeli ve gergin olma, davranışlarda ani değişiklikler, alkol ve uyuşturucu gibi alışkanlıkları edinme, uykularda bozukluk, kendini değersiz bulma, sürekli bezgin ve mutsuz olmanın yanında hayatı yaşamaya değer bulmama gibi belirtiler intihar eğilimi taşıyanlarda gözlenmektedir.

Alkol ve uyuşturucu kullanma ile bireyler geçici bir güven duygusuna kapılabilirler ancak alkol ve uyuşturucu etkisi ile toplumsal baskılar daha az hissedilir ve gerçek eğilim ve duygular daha kolay ortaya serilir. Bu bakımdan alkol ve uyuşturucu hem intihar eğilimleri açığa çıkarması bakımından tehlikelidir hem de sorunlu olanlar için bir sığınma aracı olarak kullanıldığından sorunlarla baş etme yollarının öğrenilmesini zorlaştırır.

İntihar eden gençler arasında anne ve babası ayrılmış olanların oranının yüksek olduğu, yakın çevrelerinde intihar vakası ile karşılaştıkları ifade edilmektedir.

Önleme: ergenlik intiharlarının önlenmesinde ilk yapılması gereken anne babanın, öğretmenlerin ve ergenlerin eğitilmeleridir. Anne babalara ve öğretmenlere intihar eğilimi olan ergenlerin nasıl tanınacağını ve onlara nasıl yardım edileceğini öğretmek önem taşır. Ergenin intihar ile ilgili düşüncesi aile içinde çeşitli tepkilere neden olabilir. Panikleme, üzülme, kendini suçlama, durumu inkar etme, görmezlikten gelme ve önemsememe gibi. Bu durumda anne babaya durumun ciddiyeti anlatılmalıdır.

Anne baba ve öğretmenler için en önemli başlangıç bu eğilimi taşıyan gençlerle konuşmaktır. Bu konuşmanın onları değerlendirme, yargılama ve benzeri tavırlar taşımadan yapılması, destekleyici, onunla yakın ve sıcak ilişki kurmaya yönelik olması ilk şarttır. Ergen, onu anladığımızı, değer verdiğimizi ve destek olacağımızı hissetmelidir. İntihara teşebbüs edenlerin önemli bir kısmı derdini anlatacak kimse bulamamaktan yakınmıştır. Dertlerini ifade eden ergen kısmi bir rahatlama duyar.

İkinci yol ergenin sorunlarını çözme konusunda geliştirdiği başetme biçimlerini gözlemek ve ona bu konuda yeni stratejiler öğretmektir. Bireyler çocukluklarından beri çevresindeki insanların benzer durumlarda kullandıkları çözüm yollarını taklit eder. Sorunun ağırlığı altında ezilmek, onun çözümsüz olduğunu ve kendisine hiç kimsenin yardım edemeyeceğini düşünmek intiharı düşünenlerin sorunlarına yaklaşımlarında genellikle gözlenen tavır alışlardır. Buna karşılık sorunların önemli bir kısmının zamana ve içinde bulunulan şartların değiştirilmesi ile sorunlara yaklaşımlarının da değişeceğini kabul etmek daha olumlu bir yaklaşımdır. Sorunların üstesinden gelme ile ilgili olumlu bakış açıları öğretme ile kazandırılabilir. Sorunları ve çözümleri konusunda kendisinden daha deneyimli bireylerin değerlendirmeleri bireyin içgörü geliştirmesine yardım eder.

Üçüncü olarak intihar eğilimi olan bireye kaygı ve gerilimi ile başedebilmesi için gevşeme tekniklerini ve kendine güvenini desteklemek için güvenli davranış tekniklerini öğretmek önerilebilir.

 

 

 

 

 

 

 

KAYNAKLAR

 

-Çocuk Psikolojisi, Haluk Yavuzer

-Ergenlik Dönemi, Bekir Onur

-Genç Kız Psikolojisi Ve Cinselliği, Tuncel Altınköprü

-İnsan İlişkileri, Nuran Hortaçsu

 

şişli psikolog,istanbul psikolog, mecidiyeköy psikolok,çocuk psikoterapist ,psikolog, osmanbey psikolog

Uzman Klinik Psikolog Haşim BELTEN

PSİKOHELP

şişli Şubemiz: Fulya Mah. Ortaklar Cad. Mevlüt Pehlivan Sok. Şıpka Apt.  No:4  Daire:11  mecidiyeköy / İstanbul