panik atak

PANİK BOZUKLUK

Nedir Panik Bozukluk?

Panik bozukluğu herhangi bir neden olmadan ortaya çıkan, özellikle kalbin hızlı çarpması nefes alamama, boğazda tıkanıklılık hissi, kontrolü yitirme ve ölüm korkularının eşlik ettiği panik nöbetleri ile karakterizedir. Panik nöbeti geçirmekte olan kişiler sanki kalp krizi geçiriyorlarmış gibi dehşetli dakikalar yaşarlar.

Modern panik bozukluğu kavramının kökenleri

1871’de Jacop Mendes Da Costa, kalbin yapısal bir lezyonuna ilişkin hiçbir kanıt bulunmayan hastalardan söz ediyor. Bu hastalığa “irritabl heart” adını verir (Nemiah 1985). Da Costa, fonksiyonel kardiyak belirtilerin nedeninin sempatik sinir sistemi fonksiyonlarındaki bir bozukluğa bağlı olduğunu savunmuştur. Ona göre, kalp aşırı çalışmaktan ve sık uyarılmaktan hassas bir  duruma  giriyor ve bozulmuş sinir innervasyonu bu durumun sürmesine neden oluyordu.1918’de ise Lewis, bu durum için “efor sendromu”adını önermiştir. II.Dünya Savaşı’na gelindiğinde ise durum biraz değişmiştir. Savaş sırasında, önceden kalbin fonksiyonel bozukluğunun sonucu olduğu düşünülen belirtileri gösteren askerlere artık anksiyete reaksiyonu tanısı konulmakta ve tedavileri iç hastalıkları uzmanları ya da cerrahlar yerine psikiyatristler tarafından üstlenilmektedir

Dsm 5 tanı kriterleri

A. Yinelenen beklenmedik panik atakları. Bir panik atağı, dakikalar içinde doruğa ulaşan ve o sırada aşağıdaki belirtilerden dördünün (ya daçoğunun) ortaya çıktığı, birden yoğun bir korku ya da yoğun bir içsel sıkıntının bastırdığı durumdur:

  1. Çarpıntı, kalbin küt küt atması ya da kalp hızının artması
  2. Terleme
  3. Titreme ya da sarsılma
  4. Soluğun daraldığı ya da boğuluyor gibi olma durumu
  5. Soluğun tıkanması durumu
  6. Göğüs ağrısı ya da göğüste sıkışma
  7. Bulantı ya da karın ağrısı
  8. Baş dönmesi, ayakta duramama, sersemlik ya da bayılacak gibi olma durumu
  9. Terleme, titreme, ürperme ya da ateş basması durumu
  10. Uyuşmalar
  11. Gerçekdışılık (kendinden kopma ya da yabancılaşma durumu)
  12. Denetimi yitirme ya da çıldırma korkusu
  13. Ölüm korkusu

B.Ataklardan en az birinden sonra, diğerlerinden biri ya da her ikiside bir ay( ya da daha uzun bir süreyle) olur:

1. Başka panik atakların olacağı ya da bunların olası sonuçlarıyla (örn. denetimi yitirme, kalp krizi geçirme, çıldırma) ile ilgili sürekli bir kaygı duyma, tasalanma.

2. Ataklarla ilgili olarak, uyum bozukluğu ile giden davranış değişiklikleri (örn. spor yapmaktan ya da tanıdık, bildik olmayan durumlardan kaçınma gibi panik atağı geçirmekten kaçınmak için tasarlanmış davranışlar) gösterme.

C. Bu bozukluk,bir maddenin (örn. kötüye kullanılan bir madde, bir ilaç) ya da  başka sağlık durumunun (örn. hipertiiroit, kalp-akciğer hastalıkları) belirtilerine bağlanamaz.

D. Bu bozukluk başka bir bozuklukla açıklanamaz.

Kaynak: DSM 5 Tanı Kriterleri El Kitabı, 2014.

 

 

PB’da yineleyen beklenmedik panik ataklar yaşanır ve DSM tanı ölçütlerine göre en az bir atağı 1 ay süreyle şu belirtiler izler:

Başka atakların da olacağı endişesi

Atağın yol açabileceği sonuçlarla ilgili endişe (Kontrolünü   kaybetme, kalp krizi geçirme, çıldırma vb.).

Ataklarla ilişkili olarak belirgin bir davranış değişikliği.

Panik atakların madde kullanımı,genel tıbbi duruma ve başka psikiyatrik bozukluklara bağlı olmaması.

Panik Bozukluğun oluş nedenleri

Biyolojik yatkınlıkların belirli psikolojik ve sosyal faktörler ile birleşmesi durumunda panik bozukluğa yol açtığı düşünülmektedir (Barlow & Durand, 2004, p. 137).

Genetik yatkınlık kişilerin yaşamın günlük olaylarına karşı nörobiyolojik açıdan aşırı tepki verme eğilimini belirlemede önemli bir etkendir. Aşırı duyarlı karbondioksit alıcıları ve hiperventilasyon gibi biyolojik etkenlerin de panik bozukluğa yatkınlığı arttırabileceği düşünülmektedir (Barlow & Durand, 2004, p. 137).Kalp kapakçığı anormallikleri ile de ilişkili olduğunu söyleyen araştırmalar var.

Psikolojik faktörler, Panik bozukluğu olan kişiler stresli durumlar karşısında yaşadıkları fiziksel değişimleri abartılı olarak yorumlayıp bir atak başlangıcı olarak değerlendirebilirler. İş, okul, aile ve evlilik yaşamında zorluklar ya da önemli değişiklikler ile çevresel faktörler de panik bozukluğun ortaya çıkışı ile ilişkilidir (Barlow & Durand, 2004, p. 137). Aile içi kaygı tepkielrini öğrenme de bir faktördür.

Psikodinamik yaklaşımda, Erken nesne kaybı veveya ayrılma kaygısını yetişkinlikteki panik bozukluklar ile ilişkili görür

Panik Atağın süresi  

Panik ataklarının sıklığı ve süresi değişkendir. Bazen haftada bir ya da daha sık tekrarlayabilir. Genellikle dakikalarca, bazen de saatlerce sürebilir. Tekrarlayan yanlış yardım arayışları Panik bozukluk hastası geçirdiği ataklardan sonra bazı yanlış yardım arayışları  içine de girebilir.

Acil servise başvuru

Alkol madde kullanımı

Kısır döngü

Beklenti anksiyetesi Panik atağının yatışmasının ardından, sıklıkla yeni bir

atak geçirme korkusu olarak tanımlanan beklenti anksiyetesi gelişmektedir. Özellikle ilk atak nerede yaşandı ise o yerlerde atak geçirme beklentisi gelişir. Hastada panik ataklar kontrol altına alınsa bile atak geçirme korkusu devam edebilir.

Beklenti anksiyetesi, panik atağı eşiğini düşürerek, yeni atakların ortaya çıkma riskini arttırıcı bir etki gösterebilir.

Panik Atak Belirtileri Nelerdir?

Kontrolü kaybetme ya da çıldıracağı korkusu

Ölüm korkusu

Çarpıntı

Kalp atımlarını duyumsama ya da kalp hızında artma olması

Terleme

Titreme ya da sarsılma,

Nefes darlığı ya da boğuluyor gibi olma duyumları

Soluğun kesilmesi,

Göğüs ağrısı ya da göğüste sıkıntı hissi,

Bulantı ya da karın ağrısı,

Baş dönmesi,

Sersemlik hissi,

Uyuşma ya da karıncalanma duyumları,

Üşüme, ürperme ya da ateş basmaları

Derealizasyon- depersonalisazyon

Panik ataklar farklı tiplerde ortaya çıkabilmektedir.

 Beklenmedik tipte panik atakları: Bilinen bir durumsal tetikleyici olmadan ortaya çıkan panik ataklarıdır (gevşeme hali, uyku gibi tehlikesiz görünen durumlar).

Duruma bağlı panik atakları: Durumsal bir tetikleyici ile karşılaşılmasının hemen ardından ortaya çıkan panik ataklarıdır (Agorafobi ile birlikte olan PD da daha sık).

Durumsal yatkınlık gösterilen panik atakları:  Belli durumlarda ortaya çıkma olasılığı yüksek olan, ancak mutlaka çıkması gerekmeyen panik ataklarıdır(Agorafobili PB’da daha sık)

Gidişat

Süreğen bir hastalık olan panik bozukluğunda:

1-2 yıl gibi izlemelerin sonuçları iyi bir prognoza işaret ederken, uzun süreli izleme çalışmalarından, çok da yüz güldürücü sonuçlar elde edilmemiştir(Coryell ve ark. 1983, Noyes ve ark.1990, Faravelli ve ark. 1995).

4-6 yıllık tedavi sonrası: %30’unun iyileştiği, %40-50’sinin belirtileri tam kaybolmadan düzeldiği, %20-30’unun belirtilerinin aynı kaldığı ya da daha kötüleştiği görülmüştür (Katschnig ve ark. 1996, Roy- Byrne ve Cowley 1995).

Panik Bozuklukta Ayırıcı Tanı

Panik atak neredeyse tüm anksiyete bozukluklarında görülebilmektedir.

Sosyal fobisi olan bir kişinin iş görüşmesi öncesinde

OKB hastasının kirle teması

Köpek fobisi olan bir kişinin köpek gördüğünde

TSSB’li bir kişinin travmaya benzer bir durumla yeniden karşılaşması panik atak yaşamasına neden olabilir..

Panik bozukluğunda görülen panik atak genelde hiç bir uyarana bağlı değildir; beklenmedik bir anda, kendiliğinden oluşur.

Fakat agorafobi geliştikten sonra tetikleyici faktörlerle de oluşabilmektedir.

EŞLİK EDEN PSİKOPATOLOJİ

Agorafobi  ve diğer fobiler

Panik bozukluğu klinikte sıklıkla agorafobi ile birlikte görülür. Bunun yanısıra % 16-33 oranında da özgül fobilerle birlikte görülür (Klostrofobi gibi)

Agorafobi

1871’de Westpal açık alanlarda şiddetli korku yaşayan ve bu nedenle evlerine gitmek üzere tanımadıkları kimselerden yardım isteyen üç erkek hastasını bildirdiği “Die Agoraphobie” isimli çalışmasında agorafobi sendromunu tanımlamıştır.Agorafobi DSM-V te bir sendrom olmaktan çıkarılıp panik bozukluğu ile birlikte olsa da olmasa da kendi başına kodlanabilir bir bozukluk biçiminde tanımlanmıştır.

Zor durumda kalındığında, güvenliğin kolayca sağlanamayacağı, yardımın gelmeyeceği durumlarda bulunmaktan korkmadır. Kalabalık yerler, yoğun trafik, köprü, asansör gibi yerlerde ortaya çıkar. Bir panik atağın ardından agorafobi gelişmesi sık izlenen bir durumdur.Uzaklaşabilmenin mümkün olamayacağı ya da atak sırasında yardım alınamayacağı durumda belirgin anksiyete duyulur.

Yaşanan korku ya da anksiyete durumsaldır.

Agorafobili Panik bozukluk

Major depresyon

Panik bozukluğu sıklıkla diğer anksiyete bozukluklar ve depresyonla birlikte bulunur. Panik bozukluğu hastalarının  %35-91’inde major depresif epizod görülmektedir (Breier ve ark. 1985, Stein ve ark.1990).

1/3’ünde depresyonun panik bozukluğundan önce başladığı, 2/3’ünde depresyonun panik bozukluğu ile birlikte ya da ondan sonra başladığı bildirilmiştir.(Lesser ve ark. 1989). Panik bozukluktaki  izolasyonla sorunlar daha ileri boyutlara taşınmaktadır. Obsesif kompulsif bozukluk

Panik bozukluğu ile birlikte görülebilen ve eşlik ettiğinde bu hastalarda depresyon riskini arttıran bir diğer hastalık obsesif kompulsif bozukluktur. Hastalarının yaklaşık 1/5’ine obsesif kompulsif bozukluk eştanısı konulduğu bildirilmiştir

Alkol kullanımı

Alkol kötüye kullanımı, panik bozukluğu hastaları için ciddi bir risk etkenidir. Panik bozukluğu hastaları başlangıçta beklenti anksiyetelerini azaltmak için alkol içmeye başlamakta, ancak zamanla alkolizm bir komplikasyon olarak ortaya çıkabilmektedir.Alkolizm görülme oranı %17 bulunmuştur (Breier ve ark.1986, Aronson 1987).

Hipokondriyazis

PB hastalarında, %20 gibi düşük olmayan oranlarda, hipokondriyazis görülebilmektedir. Bedensel duyumlarına yönelik artmış bir dikkat gösterirler ve bedensel değişikliklere aşırı duyarlıdırlar. Bu hastalarda, fiziksel hastalık olduğu inancı ve bedensel uğraşılar, daha sık olarak atakların olduğu dönemle sınırlıdır. (Faravelli ve Paionni 1999).

Kişilik bozukluğu

PB’da kişilik bozukluğu görülme oranı % 40 ile % 65 arasında değişmektedir.(Yaluğ ve diğ.,2003). İlginç biçimde, uygulanan tedavi ister ilaç isterse psikoterapi olsun kişilik özelliklerini -özellikle bağımlı kişilik özelliklerini- de önemli ölçüde düzeltmektedir(Onur ve diğ.2004).

Tedavi ve Başa Çıkma Yolları

İlaç kullanımı ve psikolojik müdahaleler başlıca tedavi yöntemleridir.

İlaç tedavisi: İlaçla tedavide antidepresanlar ve anksiyolitiklerin etkililiği birçok araştırma tarafından desteklenmektedir.

Antidepresanlar, semptomların durdurulmasına yardımcı olmayı hedefler. Nörotransmiterlere etki eder.

Anksiyolitikler, ise kaygı giderici özellikleri ile tercih edilmektedir. Bağımlılık yapma özellikleri ve bilişsel- motor yan etkileri iyi değerlendirilmelidir.

İlaç kullanımı PB tedavisinde belirli düzeyde başarı göstermiş yöntemlerden biridir. Yapılan izleme çalışmaları PB tedavisinde psikolojik müdahalelerin etkisinin kalıcılığını ve ilaç tedavisine olan üstünlüğünü ortaya koymuştur. (Davison & Neale, 2011, p. 143). Bazı çalışma sonuçlarına göre: İlaç kullanımının süresiz olarak devam etmesi gerektiği, ilaçların kesilmesi durumunda belirtilerin yeniden ortaya çıktığı gösterilmiştir.

Psikolojik müdahaleler: Panik atakların sıklığını ve şiddetini azaltmada bilişsel-davranışçı müdahaleler, paniği tetikleyen iç uyarıcılara (Hiperventilasyon, kalp atış hızında artış, baş dönmesi gibi) maruz bırakma ve gevşeme teknikleri birlikte ve etkin bir şekilde kullanılan yöntemlerdir.

Bilişsel-davranışçı müdahaleler ile kişinin korkulan ancak gerçekte tehlikesiz olan durumlara karşı temel algı ve tutumlarının belirlenmesi ve değiştirilmesi amaçlanır. Özellikle agorafobiyi hedef alan bu müdahalelerde kişinin kademeli bir şekilde korkulan duruma maruz bırakılması ve kişinin korkularının gerçeklikle uyuşmadığını duygusal düzeyde öğrenmesi hedeflenir.

Maruz bırakma: Panik atağı tetikleyen iç uyarıcılara maruz bırakmayı içerir. Kişinin terapi odasında “mini” panik ataklar geçirmesi sağlanır. Örneğin kişinin panik atakları hiperventilasyonla tetikleniyorsa hızlı hızlı nefes alması veya başdönmesi ile tetikleniyorsa kendi etrafında dönmesi istenir. Paniğin diğer belirtilerinin hissedilmeye başlanmasıyla kişi bunları güvenilir bir ortamda deneyimlemiş olur ve daha önce öğrenmiş olduğu baş etme yöntemlerini (gevşeme ve nefes egzersizleri gibi) deneyimler. Bu deneyimler sayesinde panik bozukluğu olan kişi iç uyarıcıları kontrol kaybı ve panik olarak değil zararsız ve baş edilebilir olarak algılamaya başlar (Barlow & Durand, 2004, p. 138).

Tedavi sürecinde panik bozukluğun tedavisi ile birlikte aynızamanda hastaların günlük yaşamda karşılaştıkları diğer zorluklar da belirlenmeli ve hayata uyum becerileri artırılmalıdır.

Vaka örneği

  1. Hanım 27 yaşında, 7 yıllık evli ve 2 çocuğu var. Araba kullanırken bayılma korkusu, kalp krizi geçireceğinden endişe duyma, nefes darlığı, dışarıya yalnız çıkmaktan korkma şikayetleri ile başvurmuştur.

Hikayesi:  20 gün önce hamile bir arkadaşı erken başlayan sancıları nedeniyle hastaneye yatırılmış.X Hanım arkadaşını ziyarete gitmiş ve arkadaşının riskli bir ameliyat geçireceğini öğrenmiş.Kayınvalidesi ölüm riski var demiş. O an kendini arkadaşının yerine koymuş ve arkadaşım ölürse çocukları ne yapar gibi düşünceler aklına gelmeye başlamış. Ardından başı dönmüş, vücudu boşalmış, eli ayağı tutmamış ve yere oturmuş. Yanındakiler yüzünü yıkamış ve 5-10 dakika sonra kendine gelmiş. O akşam sürekli eli ayağı titremiş, sık sık fenalaşmış ve acil servise başvurmuş.  Ertesi gün kızının tansiyonunu ölçtürmek için acil servise gitmiş ve ordayken ateş basması, baygınlık, baş dönmesi yaşamış. Acildeki doktor müdahale etmiş ve sonrasında psikiyatriste gitmesini önermiş. O hafta birkaç defa araba kullanırken fenalaştığını hissetmiş ve acile başvurmuş. Arabaya her binişte kaygı yaşıyormuş; ancak bir defa binmekten vazgeçersem sonra bir daha kullanamam diye düşünüp korktuğu halde araba kullanmaktan hiç vazgeçmemiş. Dışarıya kendi başına çıkamadığını, yanında ya çocukları ya da eşinin olması gerektiğini, söylüyor.

Çocukluk yıllarından beri kapalı yerlerden, asansöre binmekten ve karanlıktan korkarmış. Işıklar kesilince her yere mumlar dikip yakarmış. Amcasının küçükken ona asansörde kapalı kaldığını anlattığını hatırlıyor ve sanırım kapalı yerde kalmaktan o nedenle korkuyorum diyor. Hayatında sürekli devam eden iki kaygısı olduğunu ifade ediyor.  5 yaşındaki çocuğunun 1,5 yıldır devam eden böbrek sorunu olduğunu ve onun için endişelendiğini, yıllardır yaşayacakları evle ilgili bir gündemlerinin olduğunu ancak bir türlü sonuçlandıramadıklarını belirtiyor. Çocuklarını yetiştirme konusunda da endişeleri olduğunu ifade ediyor.

Kendini kötü hissettiği durumlarda derin enfes aldığını, camı açtığını, bunu atlatırım diye kendine telkinde bulunduğunu,dua ettiğini ve bunların işe yaradığını söylüyor. Önceden bunarı anlatırken de fenalaşıyordum ama artık fenalaşmıyorum diyor.

En son banyodayken bayılacak gibi olduğunu, kendini zor dışarı attığını, nefesi daraldığını, karnına bir taş oturur gibi hissettiğini, kalp krizi geçireceğim diye korktuğunu söylüyor. O esnada bunlar acaba açlıktan mı  diye düşünüp çikolata yediğini ve sonra bu belirtilerin geçtiğini ifade ediyor.

Yalnız Olmak

yaygın anksiyete bozukluğu nedir

yaygın anksiyete bozukluğu nedir?

 anksiyete korkuya benzeyen bir duygudur. kişi anksiyeteyi sanki kötü bir haber alacakmış, bir felaket olacakmış gibi neden belli olmayan bir sıkıntı, endişe duygusu olarak algılar ve tanımlar.

yaygın anksiyete bozukluğu nedir?

       belli bir nesneye yere organa saplantılı düşünceye ya da zorlantıya odaklanmamış organizmada yaygın ruhsal ve fizyolojik kaygı belirtileri ile kendini gösteren bir bozukluktur.

yaygın kaygı bozukluğu dsm-5 tanı ölçütleri

  • en az 6 aylık bir sürenin çoğu gününde, birtakım olaylar ya da etkinliklerle (işte ya da okulda başarı gösterebilme gibi) ilgi olarak, aşırı bir kaygı ve kuruntu(kaygılı beklenti) vardır.
  • kişi, kuruntularını denetim altına almakta güçlük çeker.
  • bu kaygı ve kuruntuya, aşağıdaki altı belirtiden üçü ya da daha fazlası eşlik eder(çocuklarda yalnızca bir maddenin bulunması yeterlidir.)
  • dinginleşmeme(huzursuzluk) ya da gergin veya sürekli diken üzerinde olma
  • kolay yorulma
  • odaklanmakta güçlük çekme ya da zihnin boşalması
  • kolay kızma
  • kas gerginliği
  • uyku bozukluğu(uykuya dalmakta ya da uykuyu sürdürmekte güçlük çekme ya da dinlendirmeyen, doyurucu olmayan bir uyku uyuma)
  • kaygı, kuruntu ya da bedensel belirtiler, klinik açıdan belirgin bir sıkıntıya ya da toplumsal, işle ilgili alanlarda ya da önemli diğer işlevsellik alanlarında işlevsellikte düşmeye neden olur.
  • bu bozukluk, bir maddenin (örn. kötüye kullanılabilen bir madde, ilaç) ya da başka bir sağlık durumunun (örn. hipertroid) fizyolojiyle ilgili etkilerine bağlanamaz.
  • bu bozukluk, başka bir ruhsal bozuklukla daha iyi açıklanamaz( örn. panik bozukluğunda panik atakları olacağına ilişkin kaygı ya da kuruntu, toplumsal kaygı bozukluğunda bulaşma ya  da  diğer  takıntılar, ayrılma kaygısı bozukluğunda bağlandığı kişilerden ayrılma, örselenme sonrası gerginlik bozukluğunda bedensel yakınmalar, beden algısı bozukluğunda  algılanan görünüm kusurları, hastalık kaygısı bozukluğunda önemli bir hastalığı olma ya da şizofreni ya da sanrılı bozuklukta sanrısal inançların içeriği).

yaygın anksiyete bozukluğu epidemiyoloji

türkiye ruh sağlığı profiline göre, 12 aylık dönem esas alındığında yaygın anksiyete bozukluğu’nun sıklığı %0.7 bulunmuştur. bu bozukluğa sahip hastaların, kliniğe başvuran hastalar arasındaki oranı bu bir yıllık prevalans değerinin ülkemiz için düşük olduğunu düşündürmektedir.

amerikan ulusal akıl sağlığı enstitüsü yaygın anksiyete bozukluğu’nun bir yıllık prevalansını %4 olarak vermektedir. yaygın anksiyete bozukluğu kadınlarda erkeklerden yaklaşık 2 kat daha sık görülür.

erken yirmili yaşlar başlangıç yaşlarıdır. belirtiler genellikle giderek artan bir gidiş izler ve öncesinde bir yaşam olayı saptanır. çoğunlukla gidiş kroniktir ve zaman zaman alevlenmeler gösterir.

 

yaygın anksiyete bozukluğu belirti ve bulgular

  • genel görünüm ve davranış: hastada genel bir huzursuzluk, endişeli yüz, gergin duruş, hareketlerinde tedirginlik, çabuk irkilme, çabuk kızma, sabırsızlık ve bazen yerinde duramama vardır.
  • konuşma ve ilişki kurma: hastanın sesinde heyecanlı bir titreklik, zor konuşma olabilir fakat konuşması düzgündür. ilişkilerinde endişeli, huzursuz, gergindir.
  • duygulanım:

-korkuya benzeyen bir his

-kötü bir şey olacak hissi

-korkunun sebebi nesneni belli değil

  • bilişssel yetiler: temel bir bozukluk yoktur. aşırı sıkıntı sebebiyle dikkat dağılır. bu sebeple geçici unutkanlıklar olabilir. anlama ve öğrenme azalır.
  • bilişsel yetilerde belirgin bozukluk varsa başka hastalıklar düşünülmelidir.

    anxiety service page1 300x200 yaygın anksiyete bozukluğu nedir?

    yaygın anksiyete bozukluğu

  • düşünce süreci ve içeriği: hastanın düşünce içeriğinde belirgin bozukluk olmaz. yakınmalarını büyük bir telaşla ve sabırsızlıkla anlatmak istediğinden düşünce hızlanmış gibi olabilir. düşünce içeriğinde endişeler baskındır.
  • bedensel ve fizyolojik belirtiler: kan basıncının yükselmesi, kalp atım hızının artması, çarpıntı, kaslarda gerginlik, gözbebeklerinde büyüme, ağız kuruması…

 

yaygın anksiyete bozukluğu etiyolojisi

  • yaygın anksiyete bozukluğu’nun etiyolojisi kesin olarak bilinmemektedir.
  • genetiğin etkili (tek yumurta ikizlerinin her ikisinde birden yaygın anksiyete bozukluğu bulunma oranındaki yükseklik bu görüşü destekler niteliktedir)
  • biyolojik kuramlar- aşırı beta adrenerjik sinir sistemi deşarjlarılokus seruleus’un aşırı aktivitesi, gaba-benzodiazepin reseptör kompleksi ile ilgili fonksiyon bozuklukları
  • psikanalitik kuram-anksiyete nevrozunu cinsel enerjinin boşalamaması nedeniyle ortaya çıktığını ve/veya intrapsişik çatışmaların bir işareti/uyarıcısı
  • öğrenme kuramları ise klasik koşullanmanın anksiyetenin oluşumundaki önemi üzerinde durmaktadırlar.
  • bilişsel kuram ise otomatik düşünce kalıplarının, yanlış yorumlamaların bu bozukluğa neden olduğunu söyler.

 

gidiş ve sonlanış

Yaygın anksiyete bozukluğunun gidişini olumsuz etkileyen faktörler

-çökkünlük ek tanısının bulunması

-kişilik boz.  ek tanısının bulunması

-belirtilerin şiddetli olması

-sosyal uyumun zayıf olması

-düşük sed, işsizlik

*yaş ilerledikçe bunaltının yerini somatizasyon bozukluğu belirtilerinin aldığı bildirilmiştir.

[/ fruitful_tab]

yaygın anksiyete bozukluğu ayrıcı tanı

yaygın anksiyete bozukluğunda başka bir ruhsal hastalığın bulunma oranı (ektanı %91.3) olarak bildirilmektedir.

başka bir deyişle yaygın anksiyete bozukluğunun neredeyse tamamı  obsesif-kompulsif bozukluk, çökkünlük, kronik alkolizm, hipokodriyazis ve ilaç bağımlılığı gibi durumlarla birlikte bulunmaktadır.

fobiler: fobik bozuklukta kaygı özel durumlarda ya da nesnelere karşı ortaya çıkar , kişi bu durumdan kaçmaya çalışır( agorafobi, sosyal fobi gibi). bu durumların dışında hastada belirgin kaygı genellikle görülmez. fakat fobik hastaların da sıklıkla çabuk heyecanlanan, ürken kişiler olduğunu göz önünde bulundurmak gerekir. yani hastada yaygın anksiyete ve fobiler ya da panik bozukluğu birlikte bulunabilir.

bedensel hastalıklar:hipertroid, anjina pektoris(göğüs ağrısı) gibi durumlarda da anksiyete belirtileri görülebilir.

toksik etkenler:amfetamin, lsd, antipsikotik, aşırı kahve-çay alınmasına bağlı kaygı belirtileri ve alkol, benzodiazepin gibi bağımlılık yaratan maddeleri bırakma durumunda da kaygı belirtilri ortaya çıkabilir.

panik bozukluk:burada kaygı önceden kestirilemeyen nöbetler halinde gelir ne genellikle gün boyu sürmez. ayrıca bu nöbetlerde şiddetli ölüm korkusu ya da kontrolünü yitirme, delirme korkusu olur. nöbetler arasında ise hastada yaygın anksiyete değil, panik nöbetinin tekrar geleceği korkusu vardır.

şizofreni:başlangıç dönemlerinde ya da depreşme durumlarında zaman zaman panik derecesine varan ağır ve uzun süren anksiyete belirtileri görülebilir. hastada  şizofreniye özgü klinik belirtilerin bulunup bulunmadığına dikkat edilmelidir.

akatizi:birinci kuşak antipsikotik alan hastalarda yan etki olarak iç sıkıntısı, yerinde duramama yani akatizi görülebilir ve bu durum yaygın anksiyete bozukluğu ile çok karıştırılır.

I am text block. Click edit button to change this text. Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. Ut elit tellus, luctus nec ullamcorper mattis, pulvinar dapibus leo.

YAYGIN ANKSİYETE BOZUKLUĞU TEDAVİSİ

yab’nun tedavisinde ilaç tedavisi, davranışçı ve bilişsel psikoterapiler gibi  tedavi yöntemlerinin yararlı olduğu kabul edilmektedir. ancak bu tedavi yöntemlerinin birbirlerine üstünlüğü yeterince araştırılmamıştır. hangi tedavi seçilirse seçilsin, başlangıçta hastayla anlaşmak, eğitim ve güvence vermek yararlıdır.

tedavide hem farmakolojik hem de psikolojik uygulamaların kullanıldığı birleşik modelin kullanılması önerilmektedir

günümüzde yab için amerika birleşik devletleri’nde fda(food and drug administration) tarafından onaylanmış her biri farklı yan etki profili ve etki mekanizmasına sahip üç ilaç bulunmaktadır.

  • benzodiazepinler
  • buspiron
  • venlafaksin

yab’ unda orta şiddette anksiyetesi olan hastalara farmakolojik olmayan tedavi yöntemleri uygulanabilir farmakolojik yaklaşımların yanı sıra psikolojik terapilerin de bilinmesi gereklidir. dinamik psikoterapi, destekleyici psikoterapi ve bilişsel-davranışçı terapi yaklaşımları önemlidir.

yaygın anksiyete bozukluğu psikoterpi tedavisi

  bugünkü bilgilere göre tedavi en azından şunları içermelidir:

-yab hakkında bilgi verme ve tedaviye ilişkin eğitim,

relaksasyon eğitimi ve pratiği,

-bireyin davranış ve duygularına ilişkin beklentileri ve düşünüş biçimini değiştirme,

-kaçınma davranışı gelişmişse anksiyete oluşturan uyaranlarla yüzıeştirme.

  bilişsel psikoterapi: endişeleri daha gerçekçi olarak görmeyi sağlamakta ve bu şekilde daha iyi planlama yapılarak anksiyeteyi kontrol etmenin yollarını göstermektedir.

bu hastalarda anksiyeteyle ilişkili bilişsel şemaların oluşmasından sorumlu bilişsel süreçler şunlardır:

  1. a) dikkatin bağlanması:tehlike ve tehlikeye ilişkin kavramlara dikkatini odaklaştırma.
  2. b) katastrofize etme: olaylar ve tehlikeyle ilgili olabilecek en kötü sonucu düşünüp bunun olabilirliğini artırma.
  3. c) seçici soyutlama: geçmiş ya da bugünkü bir durumla ilgili olarak bir dizi öğeyi yadsıyıp tek bir şeyi ele alarak o şeyle ilgili kısımlar üzerinde yoğunlaşma.
  4. d) ikili düşünme: olayları ya kara kavramlarla tehlikeli ya da ak kavramlarla tehlikesiz olarak değerlendirme.
  5. e) keyfi sonuç çıkarma: yetersiz kanıtlara dayanarak rastgele sonuçlar çıkarma.
  6. f) aşırı genelleştirme
  7. g) kişiselleştirme

-yab ‘nda uygulanan davranışçı-bilişsel psikoterapi ortalama 5-20 seans sürer.

-başlangıçta tedavi süreci ve tedavinin amaçlarına yönelik bilgiler hastaya aktarılır.

-iyi bir hasta-terapist ilişkisi önemlidir.

-anksiyete, düşünce, duygu ve davranışla ilgili ev ödevleri verilip hastadan kayıt tutması istenir.

-başlangıçta anksiyete ve ona bağlı fizyolojik semptomlara ilişkin hastanın düşünceleri ve düşünme özellikleri değerlendirilir.

-davranışçı-bilişsel psikoterapilerde amaç hastanın davranışı, duyguları ve düşünceleri arasında bağlantı kurmasını sağlayarak, düşünce özelliklerini hastaya göstermektir.

çoğu olguda, bu yaklaşımlardan daha kapsamlı girişimler gerekli olmaktadır. ılımlı düzeydeki akut anksiyetede destekleyici ya da içgörü yönelimli psikoterapi ilk tercihtir. hasta yanıt vermiyor ya da daha şiddetli bir akut anksiyete varsa davranışçı bilişsel terapiyle birlikte bz kullanımı uygun olacaktır. yine yetersiz bir yanıt söz konusu ise daha uzun süreli bz ile birlikte buspiron tedavisi denenmelidir

             dinamik psikoterapi: tedavinin temeli çatışmanın çözülmesi olup; işlev bozukluğuna ait ilişkiler, bozukluğuna yönelik savunmalar ele alınır.

            destekleyici psikoterapi: anksiyetenin zedeleyici doğası, çevresel stresin azaltılması ve bozulmaya sebep olan sıkıntılı durumların düzeltilmesi sağlanmaya çalışılır.

Yaygın anksiyete bozukluğu
Yaygın anksiyete bozukluğu

psikoterpi ve ilaç tedavisi  beraber etkili  olduğu bildirilmiştir

Yalnız Olmak

Neden Yalnız Olmak İstiyorsunuz ve Neden bu neden Önemli?

Seçime göre yalnız olsanız bile, yalnız olmanın nedenleri önemlidir.

Yalnız vakit geçirmeyi seven insanlardan mısın? Eğer öyleyse, muhtemelen zaten sizi bunun için damgalayacak bazı insanlar olduğunu biliyorsunuzdur. Yalnız olduğunuzu düşünüyorlar çünkü diğer insanların etrafında endişeli ve insanlarla çok olumlu ilişkilerin yok ve Seni yalnız ve depresyonda olduğunu varsayıyorlar.

Bu, çok uzun zamandır yalnız zaman geçirmenin en önemli hikayesiydi. Son zamanlarda, bilim adamları yalnızlığın değerini giderek daha fazla kabul ediyor ve belgeliyorlar. Yalnız vakit geçirmenin, yaratıcılık , içgörü, kendini geliştirme, gevşeme ve maneviyat için iyi olabileceğine inanıyorlar .

Yalnız Olmak ve Nedenleri

Yalnız zamanın iyi bir deneyim mi yoksa dolu bir deneyim mi olduğunun en önemli belirleyicilerinden biri, yalnız olmayı seçip seçmemenizdir. İstediğin şey bu ise yalnız zaman harcamak, o zaman muhtemelen psikolojik olarak sağlıklı bir deneyim olacaktır. Bunun yerine evde yalnızsanız umutsuz hissediyorsanız gerçekten başka insanlarla birlikte olmak istiyorsanız, bu psikolojik bir probleme işaret edebilir.

Bu ayrım kadar önemli olduğu gibi, bazı araştırmacılar bunun yeterli olmadığına inanmaktadır. Yalnız kalmayı tercih eden insanlar bile, farklı nedenlerden dolayı bunu yapabilirler. Yalnız kalmanın bazı nedenleri psikolojik sağlığın göstergesi olabilirken, diğerleri sorun yaratmada daha muhtemeldir.

Yalnız Olmanın Farklı Sebepleri

Yalnızca zaman geçirmek için olumlu (kendinden motive edici) sebeplerin örnekleri:

  • Sessizliğin tadını çıkarıyorum.
  • Beni gerçekten ilgilendiren faaliyetlerde bulunabilirim.
  • Gizliliğe değer veriyorum.
  • Duygularımla iletişimde kalmamı sağlıyor.
  • Yalnız olmak, maneviyatımla iletişim kurmama yardımcı oluyor.

Yalnız vakit geçirmek için olumsuz (dışsal motivasyona sahip) nedenlerin örnekleri:

  • Başkalarıyla beraberken endişeli hissediyorum.
  • Başkalarıyla birlikteyken kendimi beğenmiş hissetmiyorum.
  • Başkalarının yanında kendim olamam.
  • Başkalarıyla beraberken söylediğim veya yaptığım şeyden pişmanım.

Yalnız olmanın olumsuz nedenlerinin gerçekten acı verici deneyimlerle mi yoksa algılanan yetersizliklerle mi ilişkili ? : acı deneyim ve yetersizlikle ilgili olanlar:

  • Yanlızlık
  • Depresyon
  • Sosyal anksiyete

Olumlu deneyimlerin ölçütleri de dahil edildi. uygulanan anket aşağıdaki nedenleri içeriyordu

  • Kişisel gelişim
  • Kendini kabul etme
  • Diğerleriyle olumlu ilişkiler
  • Kimlik
  • Özerklik
  • Ustalık
  • Amaç .

Olumlu nedenlerden dolayı yalnız olan insanlar, neredeyse tamamen olumlu ya da tarafsız olan bir profile sahipler.

Genel olarak, hem ergenler hem de genç yetişkinler için, olumlu sebeplerden ötürü yalnız zaman harcamak, esasen yalnızlık ile ilgisi yok. Genç yetişkinler için, olumlu sebeplerden ötürü sadece zaman geçirmek, aynı zamanda sosyal kaygı veya depresyon ile ilgisi yoktur

Genç yetişkinler için, olumlu sebeplerden ötürü sadece zaman geçirmek bazı sağlıklı psikolojik deneyimlerle bağlantılı.

Olumsuz nedenlerden dolayı yalnız kalan insanlar daha endişe verici bir profile sahip:

olumsuz nedenlerden dolayı yalnız olanların depresyon yaşama olasılığı daha yüksek. Bu kişiler daha endişeli gibi görünüyorlar

Olumsuz nedenlerden dolayı yalnız kalanların, diğer olumlu deneyimlere sahip olma ihtimalleri düşük. Diğer insanlarla pozitif ilişki kurmaları veya kim olmak istedikleri konusunda net bir fikirleri olma ihtimalleri çok daha düşük.

Yalnız olma durumu bizim tercihimiz mi yoksa kaçış mı bu psikoterapi savunma mekanizmaları incelenerek anlaşılabilir

BİLİNÇDIŞININ ARKETİPLERİ

BİLİNÇDIŞININ ARKETİPLERİ

a).Persona

Toplumun onayını almak amacıyla insanın dış dünyaya karşı taktığı maske olarak ifade edilebilir . Birden fazla olabilir . İnsanın olduğunu sanıp da olmadığı şeydir ya da başkalarının onun olduğunu sandığı şeydir denilebilir.

Bireyler çoğunlukla personalarıyla yaşamda anlam bulmaya çalışıp, bir süre sonra bundan         sıkılarak yaşamlarının anlamsızlaşmasından yakınırlar. Eğer  dışta sergilediği roller ile kişiliği uyuşmazsa kendilerini kısıtlanmış ve rahatsız hissederler.

b) Anima ve Animus

İnsanlar her iki cinsiyet özelliklerine sahiptirler. Erkeğin dişi arketipi animadır. Kadının erkek arketipi animustur. Aşırı erkeksi özellik gösteren erkeklerde anima bilinçdışı kalır ve gelişemez. Aşırı kadınsı özellikler gösteren bayanlarda ise animus bilinçdışında kalır ve gelişmez Bu durumda bilinçdışını zayıf ve etkisiz kılar..Böyle tipler çoğu kez zayıf ve bağımlıdır. Her erkek ve kadın doğuştan sahip olduğu kadın imgesine göre kendine eş seçer. Erkekte anima ilk annede, kızlarda animus ilk babada yansır. Erkek ve kadınlar bu imajlar yolu ile birbirini anlayabilirler. Jung erkekteki bu kolektif kadın imajının bir yandan saf, asil, tanrıçalara benzeyen yönü; diğer yandan hayat kadını, baştan çıkarıcı ve cadı nitelikleri olan  iki yönünün olduğunu ifade ediyor. Bu iki yön kadının aydınlık ve karanlık yönlerini temsil ediyor. Bir erkek kendi kadınsı özünü bastırırsa bu kişide kadının karanlık yönü ortaya çıkıyor.              

Kadında olan erkek imajı kaynağını 3 kökten alır.

-Kolektif erkek imajı

-Erkeklerle yaşadığı deneyimler

-Her kadında erkeksi köken

Erkekteki  anima arketipinin 3 kaynağı var:

-Erkeğe miras kalan kolektif imaj

-Erkeklerin kadınlarla ilgili kişisel yaşam deneyimleri

-Her erkeğin içinde bir kadınsı köken

Animus birçok erkeğin özelliğinin birleştirilmesiyle  oluşturuluyor. Bunun nedeni; kadının hep ikinci sınıf olması, kadına daha çok güçsüz, yetersiz özellikler atfedildiği için güçlü kişilerle özdeşim kurma isteği yatıyor.

c).Gölge

İçimizde engellediğimiz her şeyi yapmak isteyen, olamadığımız, yapamadığımız her şey olan bir varlıktır. Arketiplerin en alt kısmında, en derinde yer alan bölümüdür. Psişenin en karanlık ve derin yönüdür .İlkel, dürtüsel, hayvansı yanımızın ortaya çıkmasıdır. Kişiliği bütünleştirir. Orta yaşlara gelindiğinde ortaya çıkar. Çünkü ancak bu yaşlarda kişilik tam olarak gelişmiş ve bireyselleşmiştir. Bu da ancak insanın kendisine ilişkin her şeyi bilinçlendirmesi ile gerçekleşir. Eğer ego ben arketipinin çağlarına uymaz ve bilinçdışı içeriğin ben’e ulaşmasına izin vermezse kişi kendini tanıyamaz. Kendini tanımadan kendini gerçekleştirme meydana gelemez. Gölge reddedilirse, kişi gölgesini diğer insanlara yansıtır.

d). Self (benlik)

Merkez arketiptir .Diğer arketipleri düzenleyip örgütleyerek kişilik bütünlüğünü sağlar.Diğer bütün sistemler onun etrafında sıralanırlar. Benliğin işlevleri kişiliği geleceğe güdülemektir

Tüm insanlar sonunda entegre olmuş tutarlı, bir benlik yapısı oluşturma eğilimi taşırlar. Bu bütünlük sağlanırsa birey kendini gerçekleştirmiş olur. Benliğin tam anlamıyla gelişebilmesi, belirli bir yaşam aralığını gerektirir. Bu genellikle orta yaş civarındadır. Benliğin gelişimi geleceğe yönelik planlar, amaçlar, benlik gerçekleştirme için hedefleri kapsar. Her kişinin yaşamının temel amacı benliği gerçekleştirmektir. Şimdiye kadar yapamadıklarını yapabilme dürtüsüdür.

Analitik Psikoterapide / Jung Ekolünde Danışma Yöntem ve Teknikler

Analitik Psikoterapide / Jung Ekolünde Danışma Yöntem ve Teknikler

Rüya Analizi: Jung’a göre  rüyalar ne geleneksel Freudcu görüşteki gibi gizli, gerçekleştirilmemiş istekleri gösterir, ne de standart sembollere göre yorumlanabilir. Rüyaların getirdiği perspektif tek taraflı ego uyanımını telafi eder.

Rüya yorumu kişinin daha çok dikkatini vermesi ve bilinçli bir olay kadar ciddiye alınması gerekebilen bazı şeylerin yorumudur. Rüyalar istek ve korkuları yansıtır; kişinin baskıladığı ya da dile getirmesi imkansız olan  duyguları anlatır.

Jung’a göre rüyalar bilinçdışı isteklerin gerçekleştirilmesini sağlayan bir araç olmaktan çok bunların ifadelerini bize fark ettiren, gerçeklerini ortaya koyan bir özelliktir.

Bu sayede dürtülerimiz sergilenebilir. Ona göre rüyalar kişiliğin içindeki zıt kutupları dengeleme gibi bir fonksiyonu da vardı

Analitik bir psikoterapist, rüyanın hastanın bilinçli davranışlarıyla ilgili oynadığı rolü arar. Aynı zamanda bir rüyanın hastanın kendi davranış ve karakterinden ne açığa çıkardığı da araştırılır.

Tekrar eden rüyalar, gölge materyalini içeren rüyalar, terapi ve danışman hakkında görülen rüyalar tedavi için özellikle faydalıdır. Özellikle erken çocukluktan beri tekrar eden rüyalar, sorun bileşkelerini ve baskılanmış travmatik olayları gösterir.

Danışman, danışma ortamı hakkında görülen rüyalar danışanın farkında olamadığı ya da korktuğu transferans hislerine götürür.

Beden Terapisi: Jung aktif vücut hareketleri ve dans sayesinde hastaları cesaretlendirmiştir. Jung büyük bir aynada insanların kendi duruşlarını daha iyi anlayabileceklerini söyler.

Sanat Terapisi: Terapi esnasında insanlar boyayarak ve cisimleri oyarak bilinçdışındaki olayları ifade ederler, bunlar yüzeye gelir. Bu  terapi duygularının farkında olmayanlarda karşılaştıkları zorlukları mantıklarını kullanarak  başa çıkmalarına  yarayan bir terapidir.

Kum Tepsisi Terapisi: Kum tepsisi Jung’un kendi terapisinden esinlenerek oluşturduğu bir terapi çeşididir. Üçgen bir kutu kumla doldurulur. Bu kutu kişinin şekil verebileceği minyatür bir dünya haline getirilir. Kum tepsisinin kullanımı aktif imgelemenin diğer biçimlerine benzer bir şekilde bilinç dışına bir köprü oluşturur.

 Bu süreç boyunca kişinin kendi karakteriyle ilgili geliştiremediği bileşenler çözülebilir.

Transferans Yorumu: Freud’un yaklaşımındaki transferans kavramı ve tekniği Jung tarafından da kullanılmıştır. Fakat Jung danışanın farkındalığın oluşumu için transferans açıklamasının yeterli olmadığını danışmanın danışanla birlikte bir arkadaş gibi içtenlikle acıların paylaşılması gerektiğini belirtmiştir.

Kelime çağrışımı: Yine Freud’un kuramındaki serbest çağrışıma benzemekle birlikte bazı kelimelerin çağrışımları üzerine kurulu bir tekniktir.

Yalnızlık

Takıntılı sevgili olmak / takıntılı sevgili bulmak

Takıntılı Sevgili Olmak / Neden Takıntılı Sevgili Oluruz?

Takıntılı olmak nedir?

Takıntılı olmak, bir partnere olağanın dışında focuslanma durumudur. Yani karşı tarafın reddedişlerine rağmen vazgeçememe durumudur. Bu esnada ilişkiler için kendine koymuş olduğu kurallara uyamamasıdır / uymakta zorluk çekmesidir.Takıntılı sevgili olmak / takıntılı sevgili bulmak

Takıntılı sevgili olmak / takıntılı sevgili bulmak

Neden takıntılı oluruz ?

-Onu gördüm vurulsun

-Tam istediğim birisi olduğunu en başından anladım

– Sadece onu istiyorum

– En başında o peşimden koştu sonra zamanla ben onun peşinde koştum

-Aslında o kadar da istemilecek bir tarafı yok. Ama ben ona baglandım.

Bu cümleler ilişkide bir partnere takıntılı olan kişilere ait bazı ifadeler. Bu ifadleri incelediğimizde iki temel gruba ayırabiliriz: Birincisi en basindan beri hayran olmak zamanla artması, ikincisi daha sonra başlaması ve zamanla artması. Her ikisinde de ortak olan bir bağlanma sorunu olduğunu söyleyebiliriz. Erken çocukluk dönemlerinde yaşadığı bağlanma ve ilişki kurma problemleri daha sonraki dönemlerde insanlarla ilişki ve bağlanma sorunu yaşamaktadır. İlişkilerde kaygılı, iç içe geçme ve bağımlı olma eğilimi göstermektedir.

Bir partnere takıntılı olmanın ikinci bir nedeni onu reddeden partnerin / kişinin daha değerli ve yeterli olduğu şeklindeki duygusudur. Bunun nedeni kişinin temelde değerli hissedememesidir. Kısaca ‘birisi beni reddediyorsa o benden daha iyi, daha kıymetli’ şeklinde ki duygu ve inançtır.

Başka ilişkiler yürütmesine rağmen hala o partneri zihninden atmakta zorlanmaktadır.

Takıntılı olmanın üçüncü nedeni bağımlı olma ve terkedilme edilme korkusudur. Kişi ilişkide kendisi olamamaktadır. Çünkü istediği gibi davranırsa terk edilecek kaygısı yaşamaktadır. Terk edilmemek için kişinin kendisini feda etmesi söz konusudur. İlişkide kendini feda eden bireyler ilişkide aslında gerçek kendiliklerini aktive edemedikleri için partneri tarafından bu sahtelikleri hissedilir ve partneri ilişkiden tatmin olamadığı için ilişkiden uzaklaşır. Yani korktuğu şey korkulanı yaratır.

Ne yapmalıyım

Öncelikle kendi dinamiklerimizi tanımak tüm ilişkilerde bizi ileriye götürecek olan adım olacaktır. Genellikle karşılaştığımız kişiler kendilerini yeterince tanıdıklarını söylüyorlar. Ancak genellikle kendilerine biçtikleri ideal bir kişiliği tarif etmektedirler. Gerçek kendiligimizi tanımak bizi kendimizden beklentilerimizi de daha sağlıklı davranmamızı sağlayacaktır. Kendimizi gerçekçi tanımamız kendimizden beklentilerimizi düzenlediğimiz gibi beklentilerimiz gerçekleşmediğinde yada olası bir reddilmede hayal kırıklığımızıda düzenler. İlişkide takıntılı olmamak veya takıntılı olma durumu döngüsüne girmemenin en önemli noktası ilişkide aşırı fedakar olmamaktır. Yani kendimiz olmaktır. Herhangi bir kaygı ve korku nedeni ile kendimiz olmaktan vazgeçmemektir. İkincisi ise reddilmenin bizim değerliliğimiz ile ilgili ilgisi çok düşük bir ihtimaldir.

Bu durum duygusal düzeyde yaşandığı için uzman bir psikolog veya psikoterapistten destek almanızda fayda var. Bu konu destek alacağınız psikoloğun dinamik terapi gestalt yada şema terapi ile çalışıyor olması sizin için faydalı olabilir.

Jung’a Rüyalar ve Yorumları

Jung’a Rüyalar  ve Yorumları

Bir rüya bilinçli davranışa belirleyici bir öğe olarak yerleştirilmesi gereken bir gerçekliktir ve bu yüzden gerekli ciddiyetle ele alınmalıdır.

     Rüyaların anlaşılmasında;

  • Rüyanın tüm kapsamının belirlenmeli: rüyalar yorumlanırken eğer kapsamları tam olarak belirlenmezse doğru ipuçları elde etmek zor olabilir.
  • Rüyalardaki simgelerin, rüya sahibi için ne anlam ifade ettiği doğru tespit edilmelidir. Burada önemli olan bireyin gördüğü simgelere bireyin yüklediği anlam önemlidir. Çünkü herkesin bir simgeye yüklediği anlam farklılaşabilir. Burada Freud’un rüya yorumlama biçimine aslında bir eleştiri de bulunmaktadır. Örneğin bir puro bazen sadece bir purodur. Diyerek  libido kuramını eleştirmektedir.
  • Bir rüya yerine, bir dizi rüya yorumlanmalıdır. Çünkü bilinçdışının sergilediği konu daha açık duruma gelir. Yinelemeler ile belirli imajlar vurgulanır ve yorumlamadaki yanlışlar bir sonraki yanlışlar bir sonra ki rüya aracılığı ile düzeltilebilir. Bir rüyayı tek başına yorumlamak bazen bizi yanıltabilen bulgulara götürebilir. Onun için bir rüya yerine bir dizi rüya yorumlanmalıdır. Burada ortak yada benzer olan bulgular bizi probleme yakınlaştırmakta daha fazla rol alabilir.

Jung’un rüyaları ele alış biçimi serbest ilişki yönteminden farklıdır. Jung’ a göre serbest ilişki komplekslerin ortaya çıkartılmasında yararlı olur. Fakat rüyalar ile ilgili olan komplekslerin ortaya çıkartılmasında etkili bir yöntem değildir.

Rüyalar nesnel yada öznel bir düzeyde yorumlanabilirler. Nesnel düzeyde rüyanın çevrede olup bitenler ile ilişkisi kurulur. Rüyada görünen insanlar gerçek olarak alınır. Ve onların rüya sahibiyle ilişkileri ve olası etkileri analiz edilir. Öznel düzey de ise rüyadaki figürlerin rüya sahibinin kişiliğin belirli yönlerini temsil ettikleri kabul edilir.

Kolektif rüya ile kişisel rüya arasında kesin bir çizgi koymak zordur. Kişisel rüya; bireysel bilinçdışından türeyen ve rüya sahibinin yaşantısının kişisel yönleri ile ilgili olan rüyadır. Kolektif rüya ise kolektif bilinçdışından arketipleri ortaya koyacak ve rüya sahibi için olduğu kadar başkaları için de önemli olan rüyalardır. Örneğin Hz. Yusuf (as)ın  yorumladığı firavun rüyası  gibi.

                Anlamları bakımından 3 tip düşden söz edilir:

                1- Bilinçli duruma ilişkin düşler (yakın geçmişteki bazı olaylarla ilgili)

                2- Kişisel bilinçdışının doğurduğu düşler

                3-Kollektif bilinçdışının doğurduğu düşler (gelecekten haber verebilir ya da akıl hastalarında görülür) : bu konuda hz. Yusuf (as)ın yorumladığı firavun rüyası  örnek verilebilir. Kralların  rüyası eski insanlar için tanrı tarafından verilen mesaj gibi algılanırdı. Klise hala bu olasılığa yer vermektedir; ama karar mekanizmasını kendi elinde bulundurmak şartı ile.Kolektif rüya için gerekli açıklama üst tarafta yapılmıştır.

Aynı zaman da rüyalar ters yönden de çalışabilir. Örneğin birisini eğer küçük görmeyi huy edinmişsek onu pohpohlayan bir rüya görebiliriz.

Rüyalar bazen gizli istekleride dile getirebilirler. Aç olan birinin kendini mükemmel hazırlanmış bir sofrada yemek yerken görebilir.

Jung’a Psikoterapi

Jung’a Psikoterapi

 Jung’a göre  Nevroz;

Nevroz kendi kendine acı çeken kişinin yaşantısına ve sık sıkta sağlığına karışmış özel bir çeşit ruhsal tedirginliktir. Jung’ a göre nevroz; iki eğilim arasındaki çatışmadan kaynaklanır. Bu iki eğilim biri bilinçle dile getirilir, diğeri bilinçten     ayrılmış, bağımsız fakat bilinçdışı sayılan bir kompleks olarak dile getirilir. Bu kompleks daha önce bilince ait olmuş olabilir yada olmayabilir.

Birey, kendisinin en derinlerindeki doğal yönlerinin farkına vararak doğası ile bütünleşmiş bir benliğe ulaşabilir. Böylelikle kendisinin yaratmadığı bir dünyada huzur içinde yaşayabilir. Bunu başaramayanlar ise nevrozların ve hastalıkların içinde kıvranırlar.

Jung’a göre nevrozun bütünüyle olumsuz bir şey olarak görmez ve eğer anlaşılabilirse yeni gelişme olasılıklarının onun içinde ipuçlarından çıkarılarak sağlanabilir.

İnsanın doğasında cinsellik ve kendini kanıtlamadan daha önemli dürtüler olduğu görüşünü savunur. Ve  yaşamın ikinci yarısında kültürel yada ruhsal dürtülerin ilk ikisinden daha önemli olduğunu düşünür.

Konuşma ve bellek tutuklukları, bellek yitimi, isteri krizleri körlük nedeni açıkça belirlenemeyen hastalıklar(baş ağrıları, ateş v.b)nın kökenin de nevroz vardır. Bundan dolayı günah çıkartma analitik tedavide birincil önem sahiptir.

Tedavinin  Amacı;

  • kişinin kişisel ve kolektif  bilinçdışı materyallerinin farkına varmasına yardımcı olmaktır.
  • Kendi içlerindeki zıt kutupları uzlaştırmalarına yardımcı olmak
  • Benliğin boyutlarını tanımak ve ifadelerine izin vermek
  • Danışmanın amacı danışanın içindeki kullanılamayan olanakların kullanılması, gerçekten onun nasıl bir insan olduğunu saptanması ve bunlara uygun bir biçimde yaşamayı öğrenmesidir.

Tedavinin amacı hastanın içindeki kullanılmayan olanakların araştırılması gerçekten onun nasıl bir insan olduğu saptanması  ve bunlara uygun bir biçimde yaşamayı öğrenmesidir.(ilk madde). Bu yüzden  analizci hastanın gelişmesi gereken yolun ne olduğu üzerine önceden düşünülmüş fikirleri bir yana bırakmalıdır. Ağırlık tedavide değil analizci ve hasta arasındaki ilişkidedir. Çünkü ikisi de yanıtı bilmemekte ve sonucu kestirememektedir.

Danışman – Danışan İlişkisi

  • Danışma süreci iki insan arasındaki ilişkiye dayanır.
  • Danışman danışana kendi görüşlerini kabul için zorlayamaz.
  • Danışan, yaşam yolunu kendi başına bulabilecektir (biz sadece ona yardımcı oluruz)
  • Danışman,danışan gibi ilk önce analizden geçmiş olması gerekir kendi gölgesini tanımış olması gerekir.

Terapist kendi duygu  ve yaşantılarını hatta rüyalarını anlatabilir, şakalaşabilir ve önerilerde bulunabilir. İlişki bağlı olunan kuramdan ziyade her iki kişinin kişilikleriyle belirlenir. Terapist tedaviyi hastaya göre ayarlamalıdır.

Transferans, açıklama ile çözümlenemez. Analizci ile birlikte yaşanılması gereken bir olaydır.

Junga Göre Din VE Bireyleşme

DİN VE BİREYLEŞME

   DİN:

İnsanlardaki, kendi tanımlamasıyla, doğal dinsel işlevdir. İnsanın ruh sağlığı ve kararlılığı içgüdülerin olduğu kadar bu doğal dinsel işlevinde uygun bir biçimde ifade edilmesine bağlıdır.

Kolektif bilinçdışının, arketiplerini incelediğimizde insanın bir dinsel işleve sahip olduğunu ve bu işlevin kendi doğrultusun da insanı cinsellik ve saldırganlık içgüdüleri kadar güçlü bir şekilde etkilediğini saptarız. Arketiplerin bilinçli olarak dile getirilmesi dinin temel bir özelliğidir. Tümüyle akılcı olan hiçbir sistem bunu başaramaz ve bu nedenle dinsel gerçekler hep paradoksal niteliktedirler. Eğer din paradokslardan kaçınmaya çalışırsa yalnızca kendini zayıflatmış olur

İnsan da bir tanrı imajı vardır ve İnsan içindeki bu tanrı imajını yaşamaya ihtiyacı vardır. Eğer bu gerçekleşmezse karakterinde bir çatlak olur. Dıştan uygar olarak görünebilir; Ancak içinde kendisini yöneten ilkel bir tanrı vardır ve kendisi bir barbardır. Dıştaki tanrı imajı ile içerideki imajın uyumu psikolojik kültür eksikliğinden dolayı gelişmemiştir ve bu nedenle tanrı tanımazlığın içine sıkışıp kalmıştır

Peki, gereksinimlerin dinde doyurucu bir karşılığını bulamayanlar için ne gibi  bir çözüm yolu vardır? İşte jung bunu tanımlamak içinde bireyleşmeyi kullandı.

BİREYLEŞME :

Kişiliğin göz ardı edilmiş yönleriyle uzlaşmaya varmak demektir. Bilinç ve bilinçdışından herhangi biri öteki tarafından baskı altına alınır ve yaralanırsa ikisinin bir bütünlük oluşturma olanağı ortadan kalkar.

Bütün olmuş bir insan bir bireydir fakat bireysel değildir. Bireysel olmak sık sık başkasına karşı farklı davranışlar geliştiren yada bencil biçim de davrananlar için kullanılan ego merkezli olmak demektir. Bireyselleşmeyi sağlamış kişi ise kendi özgün kişiliğinin farkında olmasıyla ve bilinçdışını kabullenişi ile tüm canlılarla hatta inorganik madde ve evren ile olan kardeşliğini gerçekleştirmiştir. Hiçbir insan bütün değildir. Bütünün bir bölümüdür. Örneğin bir toprak parçası denize sürüklenirse Avrupa kıtası eksilmiş demektir.

Toplumlumuz  bilimsel bilgi ve teknik beceri üzerine kurulmuştur ve bunu elde etmek için İnsanlar kaçınılmaz olarak tek yönlü gelişmeye zorlanırlar. Bilince bağlı zihinlerini geliştirirler ve sezgici özlerini bastırırlar.

Aynı yolculukta yolculuğa çıkan kişinin  önce kendi “gölge” siyle tanışması bu  ürkütücü veya güçlü yönüyle birlikte yaşamayı öğrenmesi gereklidir. Karşıtlıkların uyuşumu olmazsa bütünleşme  sağlanamaz.

Bu önemli süreçlerin riskleri de vardır. Bu konuda ki en önemli risk  arketiplerin büyüleyici etkisine boyun eğme tehlikesidir

Seks beyninizi nasıl etkiler / Seksin beyin üzerindeki etkisi

Erken Boşalma

Erken Boşalma

Erken boşalma veya daha az rahatsız eden ismiyle denetimsiz boşalma. Boşalmayı kontrol edememe yani bir nevi erkeklerin kabusu. Zannettiğimizden çok daha fazla bir orana sahip. Nerdeyse Türk erkeklerinin %70 e yakını bu sorundan muzdarip. fakat hep hasır altı edilen, hiç gündeme getirilmeyen ve gizli gizli performans artırıcı ilaçlarla telafi edilmeye çalışılan ciddi derecede bir erkek cinsellik problemi. Bu erken boşalma olayına geçmişte yaşanan travmalar veya performans kaygısına yani partneri (eşi) tarafından yetersiz bulunma korkusu sebep olabilir. Bir diğer sayabileceğim sebep ise ağır iş yükü ve strestir. Fakat erken boşalmanın sebebi ne olursa olsun ortaya çıkan sonuç şudur; erkekte cinsel aktivite sırasında beklenenden daha kısa sürede istemsiz bir şekilde orgazm gerçekleşiyorsa burada ciddi bir isteksizlik ve keyifsizlik söz konusudur ve sıkıntı var demektir. Çeşitli psikiyatri veya psikoloji kitaplarında 1 dakikanın altında tabiri kullanılır erken boşalmanın tanımı yapılırken fakat elbette ki kimse bunun kronometreyle takibini yapmamıştır. Yaklaşık olarak kitabi bilgi penis vajinaya yani vulvaya penetre olduktan sonra 1 dakikanın altında ejakülat salınımını gerçekleştiriyorsa burada erken boşalma sorunundan bahsedilebilir şeklindedir. Yine dediğim gibi bunu saatle dakikayla ölçmek çok yersiz. Onun yerine kişide veya partnerinde sıkıntıya sebep olacak şekilde kısa sürede gerçekleşen boşalmalara denetimsiz boşalma tanımını kullanmak daha doğrudur. Medeni cesarete sahip olan ve bu problemi kökten çözmeye niyeti olan ve psikoloğa başvuran erkeklere biz genelde şunu sorarız; erken boşalmadan kastın tam olarak nedir? Çok farklı tanımlamalar alırız hastalardan. Örneğin;” partnerimle birleşme hayal ettiğim andan veya odaya girip elimi elbiselerime attığım andan itibaren kendimi tutamıyorum ve tamamen boşalıyorum.Ardından moralim bozuluyor ve devam edemiyorum. Zaten daha sonra da erekte olmam oldukça güçleşiyor.” şeklinde olabiliyor. Şu şekilde de tarif edilebiliyor bazen; ”Hocam ön sevişme esnasında hiçbir problem yok. Fakat birleşmeye yönelik bir pozisyona geçtiğim andan itibaren kontrol edemiyorum. Büyük bir heyecan hissediyorum. Yükselen o heyecanla birlikte birdenbire boşalıyorum.Bazen de vajinaya temas ettiğim andan itibaren boşalma yaşıyorum.”
Erkekte bu şekilde huzursuz edecek kadar kısa sürede gerçekleşen ejakülat salınımı erken boşalma veya denetimsiz boşalmanın en doğru tanımıdır diyebiliriz. Aynı zamanda partnerini mutlu edebilecek zamandan daha kısa sürede, erkekliğini, sertliğini kontrol edemeyecek şekilde boşalma da bir diğer erken boşalma tanımlarından sayılabilir.
Bazen erkeklerin yaşamları boyunca yani ilk cinsel deneyimden en son ana kadar devam eden bir problem olabilir. Bazen de sonradan ortaya çıkabilmektedir. Fizyolojik denilen erken boşalma sebebi neredeyse yok denecek kadar az. Zaten bir üroloji uzmanına danışıldığında eğer varsa organik bir sebebi çözüme kısa sürede kavuşturuluyor. Diğer cinsel problemlerde olduğu gibi erkeklerde yaşanan erken boşalma sebebi %99 gibi büyük bir oranla psikolojik kökenden kaynaklanıyor. Güvensizlik, performansın yetemeyeceği kaygısı, partneri mutlu edememe endişesi, kıyaslanma düşüncesi, yoğun stres, geçmişteki travmalar bunların hepsi bilinçaltında kişinin heyecanını o kadar yükseltir ki cinsellik söz konusu olduğu zaman yatak odasında belirli gecelerde belirli zamanlarda birlikte olma sinyali alındığı andan itibaren erkek büyük bir kaygı yaşamaya başlar. Onun için büyük bir kaygıya dönüşür. Cinsel haz almak asla aklına gelmez. Acaba yine mi erken boşalacağım düşüncesiyle olayı bir başarısızlığa bağlar. Kendisini zorlayarak cinsel ilişki yaşar veya türlü bahaneler üretir. Zihindeki düşünce adeta bir kaos haline dönüştürülmektedir.
Madem erken boşalmanın sebebine %99 psikolojik dedik. Tedavisinde de psikoterapi ve hipnoterapi yöntemlerinden bahsetmeliyiz. Kişiye göre değişebilmekle birlikte alanında uzman bir psikoterapist-hipnoterapist erkeğe önündeki engelleri ortadan kaldırmayı ve başarılı bir cinsel ilişki yaşamayı öğretir. Varsa kaygılar veya bilinçaltında kötü olaylar onların üzerine gidilme sürecini kontrol eder.Erkeklik gücünü istediği gibi kullanma gücünü erkeğe öğretir. Bu şekilde boşalma sürenizi hem sizin hem de partnerinizin istediği süre limitlerine getirebilirsiniz.