Ergenlik Çağı Ne Zamandır?(psikolog,psikoterapi)

Ergenlik Çağı Ne Zamandır?(psikolog,psikoterapi)

ErgenliÄŸin ne zaman baÅŸlayıp ne zaman sona erdiÄŸi çeÅŸitli görüşlere göre tartışmalı ve deÄŸiÅŸiktir. Kabaca söylenecek olursa, ergenlik buluÄŸ ile baÅŸlar ve gencin eriÅŸkinliÄŸe varmasıyla da biter. Ama, bu gerçekte ne zamandır? 1889’da İngiliz yazarı Thomas da Quincey şöyle diyordu: “Erkeklik ne zaman, hangi testle, hangi iÅŸaretle baÅŸlar? Fiziksel olarak bir ölçüye, yasal olarak bir ölçüye, ahlak açısından bir üçüncü, düşünsel açıdan da bir dördüncü ölçüye göre baÅŸlar, oysa hiç biri de kesin deÄŸildir.” Aslına bakılırsa, bu deyiÅŸte büyük gerçek payı vardır. Çocuk büyüyüp de fiziksel, biyolojik olgunluÄŸa erince 13-14 yaÅŸlarında biyolojik bakımdan eriÅŸkin fonksiyonlarını yapabilecek duruma gelmiÅŸtir. En azında cinsel fonksiyon söz konusu olduÄŸunda bu böyledir. Buna raÄŸmen, bu yaÅŸta hatta daha sonraki yaÅŸlarda bu genç insan bazı toplumsal kurallar ve yasalar açısında eriÅŸkin iÅŸlevlerine yetkili sayılmamaktadır. ÖrneÄŸin; kiÅŸi bazı ülkelerde 18, bazılarında 21 yaşına gelmeden reÅŸit sayılmaz. Bankadan parasını çekemez. Yasal açıdan özerk deÄŸildir. Nerede oturacağına kendisi karar veremez. Yasal iÅŸlemler karşısında bir veli tarafından temsil edilir.

Bugün biyolojik ve psikolojik olarak erinlik çağını 10-12 yaÅŸalar ile 16-18 , hatta bazı hallerde 20 yaÅŸlar arasındaki dönem olarak kabul ediyoruz. Ne var ki, yüzyıl önce Thomas de Quincey’in de dertlendiÄŸi gibi, bu sınırları hala kesin olarak çizemiyoruz. Ergenlik (Adölesans) jenerik adı altında anılan bu çaÄŸ içinde bir arada tanımlana ama bir birinden oldukça ayrıcalıklar gösteren bir kaç gurubu buluyoruz aslında. Bu konudaki geniÅŸ çapta bilimsel yayınlar, konuyu derinlemesine araÅŸtırmaya çalışmakla birlikte daha henüz bu ayırıma tam bir açıklık getirememiÅŸlerdir

Ergenlik çağını psikolojik kendine özgü görevleri, istekleri ve uyum olanakları olan üç belirgin döneme ayırıp, ayrıca her dönemi de kendine öz cins, ırk ve sosyal sınıf ayrıcalıkları bakımından incelemek yararlı olur. Ergenlik evrenindeki bu ayırım yetersizliği aslında bu kavramın yeniliğinden gelmektedir. Ergenliğin kültürel açıdan tanınması endüstri devriminin bir yan ürünüdür. Endüstri devriminden önce artık biyolojik açıdan çocuk olmayan, fakat erişkin rolüne de, özellikle iş ve meslek bakımından, hazır olmayan böyle bir ara sınıf yoktu. Eskiden kişi biyolojik değişimiyle birlikte yavaş yavaş çocuklukta erişkinliğe geçer ve bu her iki dönemde birbiriyle sürer giderdi. Ayrıca, erişkinliğe hazırlıkta yavaş yavaş hatta daha çocukluk yıllarından başlayarak ilerler ve çocuklar ilerde benimseyecekleri erişkin rolleri doğrudan doğruya gözlemleyerek öğrenirlerdi. Bazı ilkel gruplar da bir takım törenler ve sınamalar da bulunup çocukluktan erişkinliğe geçişi belirlerlerdi.
DoÄŸa koÅŸullarına sıkı sıkıya bağımlılık içinde ve insan gücüne dayanan yaÅŸam örneklerinde gencin bedensel gücü, cesaret gösterileri acıya dayanıklılık dereceleri bu büyümeyi saptayan ölçüler olurken, daha sonraları mistik ve dinsel bazı törenler de artık simgesel nitelikte bile olsa, günümüzde bu ilkel törenlerin izlerini taşımaktadırlar. ÖrneÄŸin; Hıristiyanlık’ taki konfirmasyon ya da Museviler’deki barmitzva törenleri kiÅŸinin çocukluktan çıkıp o toplumun eriÅŸkinler grubuna katılmasının eriÅŸkinliÄŸin sorumluluklarına hazır olmasının baÅŸlangıcını belirten simgesel davranışlardır. Ne var ki, günümüzün endüstrileÅŸmiÅŸ toplumlarında bu törenler asıl anlamlarını çoktan yitirmiÅŸ simgeler olarak kalmakta ve ergenin oluÅŸumu içinde bulunduÄŸu toplum koÅŸullarına göre süregitmektedir. Toprakla uÄŸraÅŸan ve geniÅŸ aile geleneÄŸinin hala egemen olduÄŸu kırsal kesim toplumlarında ergenlik baÅŸlı başına psikolojik ya da sosyal bir olay olmazken, endüstrileÅŸmiÅŸ tüketici, kentsel kesim toplumlarında ergenlik çağı sorunları önemli boyutlara ulaÅŸmış olarak belirmektedir.

Ortalama insan yaÅŸamının hemen hemen 1/10’unu kapsayan bir dönem olan ergenlik çağı kiÅŸinin yaÅŸamının önemli deÄŸiÅŸikliklerini içeren bir çaÄŸdır. ErgenliÄŸin baÅŸlangıcında kiÅŸinin biyolojik durumunda, sonunda ise, psiko-sosyal durumunda bir deÄŸiÅŸiklik bulunmaktadır. Böylece bu dönemin baÅŸlangıcı da, sonu da birer kiÅŸisel kriz demektir. Dolayısıyla, bugün artık oldukça uzun bir süre içinde kabul edilen ergenliÄŸi “erken”, “orta” ve “geç dönem”ler olarak ayırt etmek olasıdır (Koptagel-İlal, 1991).

şişli psikolog,istanbul psikolog, mecidiyeköy psikolok,çocuk psikoterapist ,psikolog, osmanbey psikolog

Uzman Klinik Psikolog HaÅŸim BELTEN

PSİKOHELP

şişli Şubemiz: Fulya Mah. Ortaklar Cad. Mevlüt Pehlivan Sok. Şıpka Apt.  No:4  Daire:11  mecidiyeköy / İstanbul

ERGENLİK ÇAĞI(psikolog gözü ile)

ERGENLİK ÇAĞI (psikolog gözü ile)

Gerek ergenlik gerekse psikolojik  gençlik dönemleri insan yaÅŸamının en güzel, en mutlu ve en güçlü dönemleri olurken, aynı zamanda birer kriz ya da bunalım dönemleridir. Aslında her deÄŸiÅŸim bir durumdan ötekine psikolog geçiÅŸ ile eski alışkanlıklardan sıyrılıp yeni koÅŸullara uyma zorunluluÄŸunu getirdiÄŸinden, kendine göre bir zorluk taşımakta, dolayısıyla bir kriz ya da bunalım dönemi olarak adlandırılabilmektedir. Buna göre, gençlikten orta yaÅŸa, orta yaÅŸtan yaÅŸlılığa, öğrencilikten iÅŸ yaÅŸamına, iÅŸ yaÅŸamından emekliliÄŸe, bekarlıktan evliliÄŸe ve yine evlilikten bekarlığa yahut dulluÄŸa geçiÅŸlerin her biride kendine göre birer kriz ve bunalım dönemleridir. Ancak, gerek biyolojik, gerekse sosyal bakımdan en önemli bir deÄŸiÅŸiklik sayılan ergenlik ve gençlik dönemleri bunların arasında daha bir belirginlik taşır. İşte belki de bu yüzden yıllar boyunca ergenlik ve ilk gençlik dönemleri halk arasında oldukça ÅŸatafatlı sözlerle belirlenmiÅŸ “buhran çağı”, “delikanlılık”, “ateÅŸli gençlik”, “kabına sığmazlık” gibi deyimler hep bu dönemi anlatmada kullanılmıştır. Dikkat edilirse, bu kullanım bir yandan özenme ve hasret, bir yandan da kıskançlık taşımaktadır. Fransız’ların bir deyiÅŸi olan “gençlik bile bilseydi, ihtiyarlık yapabilseydi” sözünde, ihtiyarlığın bilgisizliÄŸi vurgulanmakta ve bu gibi deyimlerin hep daha yaÅŸlı kuÅŸaklar tarafından yaratıldığı da göz önüne alındığında, yaÅŸlıların sanki umutsuzluklarının acısını gençliÄŸin deneyimsizliÄŸini vurgulayarak kendilerini daha üstün görmek yoluyla çıkardıkları düşünülebilir (Koptagel-İlal, 1991).

şişli psikolog,istanbul psikolog, mecidiyeköy psikolok,çocuk psikoterapist ,psikolog, osmanbey psikolog, çocuk

Uzman Klinik Psikolog HaÅŸim BELTEN

PSİKOHELP

şişli Şubemiz: Fulya Mah. Ortaklar Cad. Mevlüt Pehlivan Sok. Şıpka Apt.  No:4  Daire:11  mecidiyeköy / İstanbul

hipnoz

ERGENLİK DÖNEMİ (psikolog,psikoterapi)

ERGENLİK DÖNEMİ(psikolog,psikoterapi)

 

‘Ergen’ sözcüğü Batı literatüründeki ‘adolescent’ karşılığı olarak kullanılmıştır. Latince’de büyümek, olgunlaşmak anlamında kullanılan ‘adolescere’ fiilinin kökünden gelmekte olan bu sözcük, yapısı gereği bir durumu değil, bir süreci belirtmektedir; günümüzde, bireyde gözlenebilen hızlı ve sürekli bir gelişme evresi olarak da tanımlanabilmektedir.

Ergenlik dönemi, biyolojik, psikolojik, zihinsel ve sosyal açıdan bir gelişme ve olgunlaşmanın yer aldığı çocukluktan erişkinliğe geçiş dönemidir.

Başka bir tanıma göre ergenlik çağı, kişinin benzerliğine arama, geleceğe dönük kararlar verme ve seçimler yapma dönemidir.

Ergenin gelişim ve olgunluğu genellikle devam edegelen bir süreçtir. Her bir evre kendinden önce gelene dayanmaktadır.

Ortalama olarak kızların erkeklere oranla iki yıl kadar önce olgunlaşmaları nedeniyle, gençlik dönemindeki yaş sınırlarında, cinsler arasında belirgin bir farklılık görülür. Aynı zamanda gençlik, çocukluktan yetişkinliğe uzanan bütün ve tek bir çağ olmakla birlikte, kendi içinde de, kesin sınırlarla ayrılmayan ancak bazı özelliklerle belirlenen evrelere sahiptir. Bunlar;

  • BaÅŸlangıç dönemi (kızlarda 13-15, erkeklerde 15-17),
  • Orta dönem (kızlarda 15-18,erkeklerde 17-19),
  • Son dönemdir (kızlarda 18-20, erkeklerde 19-21).

Başlangıç dönemi, erinlik (buluğ) dönemi olarak da adlandırılabilir. Erinlik dönemi, cinsel organların olgunlaştıkları sırada oldukça kısa süren fizyolojik değişiklikler evresi olarak görülür. Bu evre kızlarda altı ayı biraz aşarken, erkeklerde iki yıl, hatta daha fazla sürebilir. Erinlik döneminde birey, kendi bedeninde olagelen değişikliklerin farkındadır. Kendisi için yeni olan bir takım duygular içindedir.

 

BEDENSEL GELİŞİM

 

Ergenlik, biyolojik değişmeyle başlar ve bedensel, zihinsel ve ruhsal gelişmeyle son bulur. Ergenliğin başlangıcının en belirgin habercisi boy uzamasıdır. Erkekler doğumda kızlara oranla biraz daha uzundurlar. Kızlar ergenlik dönemine daha erken girdikleri için birkaç yıl bu avantajı kaybederler. Ancak ergenliğin orta ve son dönemlerine doğru yeniden kazandığı bu avantajı yaşam boyu sürdürür.

Ağırlık ve boy gelişimleri karşılaştırıldığında, ağırlık artışı, boy uzamasına paralel bir gelişim izler. Ağırlık artışı, kas ve kemiklerin büyümesiyle gerçekleşir. Erinlik dönemindeki iskelet yapısında 350 kemik vardır. Erişkinlikte ise bu kemik sayısı 206 ya düşer. Kemikleşme olgusu ergenlik yılları boyunca olgunlaşmaya kadar sürer. Yapılan çalışmalar kemikleşme derecesinin beslenmeyle yakından ilgili olduğunu göstermiştir.

Beden şekli ve oranlarındaki önemli değişiklikler, ergenlik dönemindeki fiziksel büyümenin karakteristiğidir.

15 yaşındaki ergen, bazı gelişim faktörlerini tanıyabilmekte ve bunların insanlararası ilişkilerdeki etkisini bilmektedir. Örneğin kısa ya da çok uzun boylu olmak, çok şişman ya da çok zayıf olmak, ergenin grup içindeki statüsünü ve arkadaş ilişkilerini etkileyen önemli bir faktör olabilir.

 

BİLİŞSEL GELİŞİM

 

11 yaşından sonra mantıksal düşünme yetişkinler düzeyine erişir. Görüş alışverişi ve tartışma çocuğun yaşamında önemli bir yer almaya başlar. Toplumun gelenek ve göreneklerine, kurallarına karşı tutumu değişir.Psikolog bunların değişmez olduklarını düşünen çocuğun tersine, genç bunların yetişkinler tarafından kararlaştırıldıklarını ve değişik gruplara göre farklılıklar gösterebileceklerini kavrar.

Bu devrede, kontrol konusunun, özellikle aile ilişkilerini belirgin biçimde etkilediği görülmektedir. Bu devrede, kontrol, hem gençler hem de ana babalar açısından bir sorun olabilmektedir. Gençler özellikle kendileri ile ilgili konularda kontrolü ele geçirmeyi istemekte, ele geçirebildiklerinde de, nasıl kullanacakları konusunda güçlük çekebilmektedirler. Ana babalar ise kontrolü çocuklarına hangi alanlarda, hangi yaşlarda ve ne oranda bırakmaları gerektiği soruları ile başa çıkmaya çalışmaktadırlar.

Ana ve babaların, ergenlikte hem çocukları için önem kazanan konulara, hem de onların kendilerine ters düşen davranışlarının, biliÅŸsel geliÅŸmeleri ve benlik arayışlarından kaynaklandığını bilmeleri, çocukları ile iliÅŸkilerini olumlu yönde etkileyebilir. ÖrneÄŸin, sık sık yeni heveslere kapılıp vazgeçmenin, çocuÄŸun sorumsuzluÄŸundan deÄŸil, içinde bulunduÄŸu dönemin kimlik arayışından kaynaklanabileceÄŸini bilmek, ana babaların çocuklarına bakış açılarını ve dolaylı olarak davranışlarını etkileyebilir. Bazı ‘ileri’ görüşlü ana babalar, gencin özgür olma isteÄŸini kabul edip üzerinde hiç kontrol kullanmayabilirler. Bu türden davranışlar çocuk tarafından ilgisizlik ve reddetme olarak algılanıp olumsuz sonuçlara (okuldan kaçma,kavga,içine kapanma…) yol açabilir. Ana babalar gencin bu dönemde kendilerinden duygusal destek beklediÄŸini, ana baba iliÅŸkisinin arkadaÅŸlık iliÅŸkisinden özel ve farklı bir yeri olduÄŸunu unutmamalıdır. Özellikle erkek çocuklar için babanın destek ve dostluÄŸu çok önemlidir.

Ergenlikte gençler bağımsızlıklarını bulmaya çalışır, ancak bunu yaparken ailenin desteğine gereksinim duyarlar.

 

DUYGUSAL GELİŞİM

 

Ergenin duygusal dünyasında bazı çelişkiler dikkatimizi çeker. Yalnızlıktan duyulan hazzın yanı sıra, bir gruba katılma özlemi, yetişkini hor görme ama ona dayanma, endişe ve umutsuzluğa karşın geleceğe coşkuyla yöneliş, bu evrenin belirgin çelişkili duyguları arasında sayılabilir.

Ergenin duygusal tepkilerini etkileyen başlıca faktörler sağlık durumu, zeka düzeyi, cinsiyet, okul başarısı ve sosyal kabul düzeyidir. Özellikle sağlık koşuluyla duygusal tepkiler arasında önemli bir ilişki vardır. Kötü sağlık koşulları bünyeyi aşırı duygusal kılabilir.

Bu dönemde duygular ergenin tüm yaşamında etkili olurlar. Küçük bir kırıklık ergenin yakın çevresindeki ilişkilerini doğrudan etkiler. Duyguların şiddetlenmesi sonucu, gerginliğin doğurduğu belirli alışkanlıklar görülür. Bu alışkanlıklardan en yaygın olanı, iyi uyum sağlayamayanlarda görülen tırnak yeme alışkanlığıdır. Gerginlik azaldıkça ve genç dış görünüşüne önem vermeye başladıkça, tırnak yemede de belirgin bir azalma görülür.

Ergenlik Döneminde En Sık Rastlanan Heyecan Biçimleri

KORKU: Ergenler için özellikle bilinmeyen şeyler korkunun doğmasına temel nedendir. Ergenin ilgilendiği faaliyetlerin sonucunu kestirememesi de korkuya neden olabilir.

ENDİŞE: Gerçek nedenden çok, hayali nedenlerden oluşan korku tipleridir. Korkulan durumun zihinsel düzeyde prova edilerek yinelenmesi, endişenin en büyük karakteristiğidir.

Cinsel olgunlukla birlikte, endişelerin de farklılık gösterdiği dikkatimizi çeker. Orta ve lise öğrencileri özellikle çeşitli okul sorunları hakkında endişe duyarlar. Dış görünüş ve arkadaşları arasında popüler olmama, endişe yaratan diğer konulardır.

ÖFKE: Ergenlik döneminde öfkeye neden olan uyarımlar genellikle sosyal kaynaklıdır. Ergeni öfkelendiren konular şunlardır:

  • Alay edildiÄŸinde, gülünç düşürüldüğünde
  • Tenkit edildiÄŸinde, azarlandığında
  • Haksız yere cezalandırıldığında
  • İnsanlar ona hükmetmeye baÅŸladığında
  • İşleri ters gittiÄŸinde
  • Özel eÅŸyaları, kardeÅŸleri ya da ana babası tarafından habersizce alındığında gençler öfkelenir.

SEVGİ: Ergenlikte sevgi, hoş ilişkiler kurabilen, kendini seven ve güven veren kişilere yönelmiştir. Aile üyeleriyle olan bağı azalmış ve arkadaşlarıyla olan bağı artmıştır. Ergenin sevdiği kişi adedi azdır. Bu nedenle sevgisi çok kuvvetlidir. Karşı cinse delicesine aşık olma, kısa süre sonra bu duyguyu yitirme sıkça görülen olaylardır.

Ergenliğin Tutum Ve Davranışlar Üzerindeki Genel Etkileri

 

1.Yalnızlık İsteği: Bu dönemde genç küsme ve ani kırgınlıklar nedeniyle, arkadaşlarından ayrılma isteği duyabilir. Evdeki işlere karşı isteksiz davranır. Odasına kapanır kimseyi görmek istemez. Duygu ve düşünceleriyle başbaşa kalmak ister. Bazı gençler, büyüyen ve değişen bedeniyle kendini kabul edemediği, beğenmediği bu nedenle üzüldüğü için de yalnızlığı seçerler.

2.Çalışma İsteksizliği:  bu dönemde genç okuluna ve derslerine karşı isteksiz davranır. Notlarında düşme olur. Bunun sebebi gençteki bedensel büyümenin enerjisini tüketmesidir. Bu genci tembelliğe sevkeder. Bazı gençler, kendilerine yeterince güven duymadıkları için başarılı olabileceklerine inanmazlar ve gereği gibi ders çalışmazlar. Genel olarak bu yaşlardaki gençlerin ilgisini ders çalışmaktan çok başka şeyler çektiğinden de ders çalışmaya karşı isteksiz olurlar.

3.Disipline Karşı Direniş: Yetişkinlerle olan çatışma 13 yaşlarında en üst noktaya gelmektedir. Yasakları saçma, kendine tanınan hakları yetersiz bulur. Uyarıldığında ‘bana karışamazsınız ben çocuk değilim’ diyerek birden tepki gösterir. Ailedeki baskıdan çekinerek karşı gelemediği zaman küskün ve somurtkan bir tutuma girer. Yaş ilerledikçe bu zıtlık azalır, olgunluk ve hoşgörü artar.

4.Çekingenlik: Kendine güven eksikliğinden, hata yapma kaygısından ileri gelir. Kendinden ve yeteneklerinden emin olmayan genç başkalarınca beğenilmeme kaygısıyla aslında yapabileceği bir çok işten ve insanlardan uzak durabilir. Bu durum gencin girişimciliğini ve bir çok alandaki başarısını olumsuz yönde etkiler.

5.Fazla Hayal Kurma: Zamanlarının önemli bir kısmını hayal kurma alır. Özellikle ders çalışırken hayal kurma isteği güçlü bir biçimde ortaya çıkar ve zaman kaybına neden olur. Kişilik arayışı içinde olan genç, gerçek dünyada ulaşamadığı isteklerine ve üstünlük arzusuna hayaller vasıtasıyla ulaşıp mutlu olmaya çalışır.

6.Duygululuğun Artması: Karamsarlık, ufacık bir nedenle ağlamalar, alınganlık artan duygululuğun sonucu olmaktadır. Erkekler kızlara göre sinirlidirler. Kendilerinde olan huy değişikliği yetişkinlerce yüzüne söylendiğinde bu ergeni kimse tarafından sevilmiyor inancına götürür.

 

SOSYAL GELİŞİM

 

Ergen, toplumda saygınlık kazanmaya ve statü sahibi olmaya gereksinme duyar. Toplumsal uyum geniş ölçüde bu gereksinimin karşılanmasına bağlıdır. Toplumsal uyum zamanla kazanılmaktadır. Bu evrede birey kendi cinsinden oluşturduğu grup içinde faaliyetlerini düzenlemeye çalışır. Bu dönemde TOPLUMSAL GRUPLAŞMALAR etkinlik kazanır:

_Klikler: İlgi ve yetenekleri benzeşen 3-4samimi arkadaştan oluşurlar. Bu kliklerde duygusal bağlılık fazladır. Telefonda uzun uzun görüşme yapılır, sinemaya, tiyatroya, spor müsabakalarına beraberce gidilir. Klik kurallarına kesinlikle uyulur. Kurallar aile ile çatışsa bile yine de uygulanır.

_Kümeler: En geniş ergen gruplarıdır. Önceleri aynı cinsten üyelerden oluşurken, daha sonraları her iki cins de aynı kümede yer alabilir. Küme içerisinde eş arkadaşlıklardan olabilir. Kümeleri oluşturan üyeler aynı toplumsal gruptan gelmeyebilirler. Bundan dolayı üyeler arasında samimiyet sınırlıdır.

_Örgütlü Gruplar: Ergenleri bir araya getirebilmek için okullar, bazı dini ve resmi kuruluşlar genç grupları örgütlerler. Bu son yıllarda görülen bir durumdur.

_Çeteler: Okula uyum sağlayamayan ve okulda arkadaş edinemeyen kız ve erkek ergenlerin kurduğu topluluklardır. Klik ve kümelere girmeyen bu gençler zamanlarını cadde ve sokaklarda boş dolaşarak geçirir ve genellikle aynı cinsten bazen her iki cinsten üyelerin bir araya gelmesiyle çeteler kurarlar.

Hepsi değilse bile çoğu topluma karşı davranışlar içindedir. Kendilerini kabul etmeyen toplumlardan öc alırcasına davranır ve bazen suç olacak eylemlere girişirler. Bu çetelerin başkanları kin ve hınç doludur. Çetesini, duygularının tatmini için kışkırtıp yöneltir.

 

Özdeşleşme

 

Bu dönemde ergen, çevresinde ‘onun gibi  olmak’ istediği kişileri arar. Bu aileden, sevgi ve anlayış gördüğü bir kimseden, arkadaşlarından biri olabileceği gibi ünlü bir pop müzik sanatçısı da olabilir. Ergen, kim olduğunu, neye değer vereceğini, kime bağlanıp inanacağını, amacını bulmaya çalışır.

Ergen, içinde bulunduğu grubun idealleri ve sosyal standartlarıyla kendi davranışını değerlendirme durumundadır. Özdeşleşmenin oluştuğu ortamın toplumsal, ekonomik, kültürel özellikleri bir yandan kişiliği oluştururken, öte yandan kişilikle toplum arasındaki tüm ilişkilerin temeli olan özerklik ve sorumluluk kavramlarını biçimlendirir.

 

Kimlik Arayışı

 

Ergenlik döneminin en önemli sorunu kimlik arayışıdır. Bu dönende ergen, yavaş yavaş bir yaşam felsefesi, bir dünya görüşü ve inançlar geliştirmek durumundadır. Kişinin kimliğini açık seçik bulması, başkalarına ne denli bağımlı olursa olsun, kendini diğerlerinden ayrı bir varlık olarak algılamasına, ‘ben varım’ demesine bağlıdır.

Toplumda kadınla erkek için belirlenmiş ideallere, ilkelere ters düşmek ve bu duruma çevrenin hoşgörüsüz tutumu, ergenin üstünde olumsuz etki yapabilir. Burada üzerinde durulması gereken nokta şudur: ergenin kendi vücudunu algılaması, kendini nasıl gördüğüne bağlıdır.  Örneğin, güzel bir genç kız, ailede sevilmeyen bir akrabaya benzetildiği ve yıllarca ‘tıpkı onun gibisin’ dendiği için kendini itici sanabilir.

 

Yabancılaşma

 

Bazı ergenler, baskıları uzlaştırma yolunda mücadele edecekleri yerde, bunlara yenik düşerek yabancılaşma durumuna girerler. Toplumları içinde fiziksel olarak yaşayan, ama psikolojik açıdan toplumdan kopmuş olan bu bireyler, bir kimlik sahibi olmak ve toplumda özel bir yer kabul etmek istemezler. Bu gençlerin çoğu kimlik bunalımına ya da kimlik dağılmasına uğrarlar. Mesleki bir seçim yapamazlar, belli bir cinsel rolü üstlenemezler.

Yabancılaşma bir tek tutum ve davranışa bağlı olamaz. Bir çok tutum ve davranış bir araya gelince kişinin sevilmemesine ve grup dışına atılmasına neden teşkil ederler. Bunlar şöyle sıralanabilir:

-Gösterişcilk

-Kabadayılık,kabalık

-Diğerlerine zıt gitmek

-Hep yanlış anlaşılma hissi içinde olmak ya da hep şikayette bulunmak

-Kin gütmek ya da hasetlik

-Çekimserlik

-Devamlı bahane bulmak gibi savunma mekanizmalarını kullanmak

-Diğerleri üzerinde hakimiyet kurmaya çalışmak

-İnatçı, asık suratlı olmak

 

Ergenin Aile İçi İlişki Ve Sorunları

 

Olgunlaşmakta olan ergenin aile içinde gördüklerinin kişilik yapısını biçimlendirmede çok büyük etkisi vardır.

Ergenlik döneminde anne baba kontrolüne karşı gelişen tepkiye koşut olarak, otorite desteğine olan gereksinim, duygusal gerginliğe neden olur. Başka bir deyişle, ergen isyankar bir tavır alışının yanında, anne ve babasının desteğine gereksinme duyar. Bu, ergenin iç çatışmasını artıran bir nedendir.

Ergene karşı yetişkinin baskı ve yasaklara dayanan disiplin anlayışı, olumlu ve yapıcı olması gereken bu evreyi çatışmalarla dolu, olumsuz bir döneme dönüştürebilir.

Zor yoluyla veya sevgi esirgeyerek denetlemek, gençleri ana babaların isteklerine uygun davranışlara yöneltmek için kısa vadede geçerli gibi görünebilir. Ne var ki, bu tip denetim, onların ana baba ile özdeşleşmesini sağlamaz. Denetici kişinin yokluğunda, gençler kendi istekleri doğrultusunda davranacaklardır.

Anne ve babanın ergene güven vermesi ve aralarındaki diyaloğu en iyi biçimde sürdürmesi gerekir.

Aile içinde erişkinlerin tutumları, ergenin haklarıyla sorumlulukları arasındaki dengeyi kurabilecek türden olmalıdır. Aile içinde ergene yöneltilen farklı tutumlar, ergenin dengesizlik ve kararsızlığını arttırır. Örneğin, bir gün:’sen daha çocuksun, bunu bilmezsin.’ diyen bir yetişkinin bir başka gün: ‘kocaman adam oldun, hala bilemiyorsun.’ şeklindeki suçlaması, ergeni dengesizliğe iten bir nedendir.

Anne babanın duygusal sorunları bulunan kişiler olmaları, evlilik ilişkilerinde başarılı olamamaları, ergenin aile içinde sürekli kavga ve çekişmeye tanık olması şeklindeki kötü ev koşulları, genci bir karmaşaya, iç çatışmaya ya da suçlu davranışa itebilir.

Aşırı koruma, bir çocuğu diğerinden ayırarak sevme yanlış anne baba davranışlarıdır.

Aşırı baskı ve aile içi gerginlik, ergeni evden ve okuldan kaçmaya iten davranış ve uyum bozukluklarına neden olan etkenler arasında sayılabilir.

Ergenlik çağını bilinçli karşılayan anne babalar önemli yanlışlar yapmaktan sakınabilirler. Gencin tepkileri ve çelişkili davranışları karşısında soğukkanlı olabilirlerse onları daha iyi anlayıp hoşgörülü davranabilirler.

 

Kuşaklar Arası Çatışma Ve İsyan

 

İki kuşağın farklı biçimde sosyalleşmesi, kuşaklar arasında düşünce, inanç ve eylem bakımından farklılık yaratmaktadır. Böylelikle, anne babaların özümlediği sosyal ve kültürel biçimler, çocukların öğrendikleriyle az da olsa farklılık göstermektedir. Yine yaş ilerledikçe sosyalleşmenin azalması kuşaklar arası boşluğu arttıran bir başka nedendir. Çatışmaya neden olan bir diğer etken, çocuklarının yeni statülerine ana babanın uyumda güçlüğe uğramalarıdır. Anne babanın sosyalleştirme kurumu niteliğindeki rehber rollerinden, çocuklarını kısmen kendileriyle eşit statüde görmek şeklindeki rol değişimi bu zorluğu yaratmaktadır.

Eğitimsel farklılaşmalar, iki kuşağın anlaşmazlıklarını arttırmaktadır. Bu farklılaşma, ya düşük düzeydeki sosyo-ekonomik çevreden gelen çocukların yüksek öğrenim görerek babalarını aşmaları ya da iki kuşağın izledikleri öğretim programlarının birbirinden farklı olmasından kaynaklanmaktadır. Bu da farklı beklenti, değer ve davranışların kazanılmasına neden olmaktadır.

Ülkemizde gerçekleştirilen araştırmalara göre, gençlerin anlaşmazlık gerekçelerini, baba ve geleneksel aile otoritesine bağımlı olmak istememeleri oluşturmaktadır.

Anne baba bu dönemin psikolojisinden habersiz olarak, egemen olma eğilimi göstermekte, ailede eğitimin yalnızca büyüklerin nüfuzuna dayandığı gözlenmekte, ergenin arkadaş grubuyla anne babasının ayrı fikir ve görüşlere sahip oldukları anlaşılmaktadır.

Gençler ailelerinin tutuculuğundan, özgürlüklerini kısıtlamalarından, çocuk yerine konulmaktan, anlayış ve hoşgörüden uzak olmalarından ve kendilerine söz hakkı tanınmamasından yakınmışlardır. Yine gençlerin başlıca sorunları arasında, anne babalarının yeterli düzeyde öğrenim görmemeleri, karşı cinsten arkadaş istememeleri ve bugünkü yaşamın gereklerine ayak uyduramamaları gelmektedir.

Kuşaklar arası çatışma ve boşlukların ciddi bir durum almaması için gerek devlete, gerekse ergen ve yetişkinlere ayrı ayrı sorumluluklar düşmektedir. Bu sorumluluklar şöyle sıralanabilir:

-Toplumda ekonomik, toplumsal ve kültürel kalkınmanın gerçekleştirilmesi

-Yetişkinlerin ergenlere karşı olan tutum ve davranışlarını düzenlemeleri

Bu amaçla:

-Ergen hiçbir zaman başkalarının önünde eleştirilmemeli, davranışları başkalarınınkiyle karşılaştırılmamalıdır.

-Ergen karşısında yetişkin her zaman tarafsız ve güçlü olmaya çalışmalı, ergenin haklarıyla sorumlulukları arasındaki dengeyi kolaylıkla kurabilmelidir.

-Anne babanın fikirlerine saygı duyma, gencin ne derece göreviyse, onların fikirlerinde tam bir anlaşmaya ulaşmış olmalarını beklemek de hakkıdır.

-Ergen, kültürüne özgü toplumsal değerleri kendi arkadaş grubu içinde yaşayarak öğreneceğinden, anne ve babalar, kendileriyle olan bağların zayıflayacağı endişesiyle arkadaş ilişkilerini engellememelidirler.

-Yetişkinlerin ergenlerle olan eğitim farklılıklarının giderilmesi; bu amaçla yaygın eğitim ve konferanslar yoluyla yetişkinlerin ergenlik dönemi özellikleri, sorunları ve çeşitli konularda bilgi edinmelerinin sağlanması

-Kuşaklar arası diyaloğunun gerçekleştirilmesi, karşılıklı sevgi ve saygı yaklaşımıyla kuşaklar arasındaki diyalog kopukluğunu ortadan kaldırarak iletişimin sağlanması

-Kuşak çatışmasının bir anlamda değer çatışması olması nedeniyle, her iki kuşağın sahip çıkacağı ortak değerlerin yaratılmasına olanak hazırlanması gerekmektedir.

Kısaca, kuşaklar arası çatışmaları ortadan kaldırmak için, yetişkinlerle ergenler arasında dengeli ve düzenli bir iletişim kurarak diyaloğu gerçekleştirmek ve ortak değerler oluşturmak en akılcı çözüm olmaktadır.

 

Gençlerde Davranış Bozuklukları

 

Ruhsal hayatlardaki olumsuzlukların sonuçlarını davranışlarda görmek mümkündür. Her davranış bozukluğu mutlaka bir sebebe dayanmaktadır. Ruh sağlıkları olumsuz olarak etkilenmiş olan gençlerde çeşitli tepkiler görülür. Bu tepkiler genel olarak iki grupta toplanabilir:

-İçe Yönelmiş Uyumsuz Davranışlar

-Dışa Yönelmiş Uyumsuz Davranışlar

 

-İçe Yönelmiş Uyumsuz Davranışlar: Bu tür davranış gösteren gençler, genellikle çok mutsuz, korkutulmuş, sindirilmiş, suçluluk duygusu içinde bir takım baskılara maruz kalmış ve kendilerine güven duygularını yitirmiş, çevrelerindeki insanlarla ve dış dünya ile iletişimleri kopmuştur.

Kimi gençlerde çok fazla çekingenlik, aşağılık duygusu gibi davranışlar görmekteyiz. Kendine güveni az olan gençler için olumlu yanlarının gösterilmesi güven kazanmasında etkili olacaktır. Anne baba ve öğretmenlerin bir çoğu içe kapanık davranışları pek önemsemezler. Sessiz, sakin, uslu ve terbiyeli çocukları model çocuk olarak nitelendirirler. Bu çocukları gerçek duygu ve düşüncelerini göstermeyen çocuklar olarak nitelendirmeliyiz. Bu gençlerin üzerinde daha fazla durmak gerekir. İçe kapanık kişilerdeki başlıca davranışlar; tırnak yeme, tikler, unutkanlık, hayal kurma, anne babaya aşırı bağımlılık, aşırı alınganlık, olmadığı halde sık sık rahatsızlanma gibi davranışları sayabiliriz.

-Dışa Yönelmiş Uyumsuz Davranışlar:

Yalan

Bir ergen sık sık yalana başvuruyorsa ana babasının beklentilerini karşılamakta güçlük çekiyor ya da ceza korkusuyla yalana sığınıyordur.

Gençlere, isteklerini, sıkıntılarını ve endişelerini rahatça dinlemeye ve çözüm yollarını bulmaya hazır olduğunuzu hissettirirseniz, sizinle rahatlıkla konuşurlar ise duygularını gizlemek için yalana başvurmazlar.

Hırsızlık

Psikolojik ve ekonomik doyumsuzluk sonucu ortaya çıkan olumsuz bir davranıştır. Hırsızlık yapan bir çocuğun söylemek istediği bir şey olduğu muhakkaktır. Özel yaşantısından kaynaklanan bir sorun olabilir, bir şeyi eksiktir veya bir şeyin değiştirilmesi gerekiyordur.

Gençler, grup arkadaşlarıyla ‘sırf eğlence olsun’ diye hırsızlık yapabilirler. Genç o anda hayır yapmam diyememiş olabilir.

Çalmaların karşısında anne babaların soğukkanlı davranmaları gerekmektedir. Ağır suçlamalar, evden atmalar, acımasız dayaklar sorunu kötüye götürmekten başka bir işe yaramaz. Hatta dayak yiyen çocuk cezasını çektiğini ve ödeştiğini düşünerek yeni bir çalmaya yönelebilir.

Çocukların ilk çalmalarında anne babaların olduğu gibi okul yöneticilerinin de duyarlı ve bağışlayıcı davranmaları gerekir. İlk çalmaların ağır biçimde cezalandırılmaları çalmaların sürüp gitmesine neden olur.

Saldırganlık

Saldırgan çocuk, ruhsal sorunları nedeniyle yaşıtları ve çevresiyle uyumlu ilişkiler kuramamaktadır. Saldırgan çocuk, temelde güvensiz çocuktur. Çevreden iyi bir davranış beklemediği için ilk tepkisi saldırmak olur. Kendi görmediği hoşgörüyü başkasına gösteremez.

Saldırgan çocuk, doyumsuz ve sevilmediğine inanan çocuktur. Kabadayılık gösterileriyle kendini güçlü olduğuna inandırmaya çalışmaktadır. Anne babanın tutarsız eğitimi çocuğun saldırgan olmasına etkendir.

Saldırgan çocuk, ailedeki dengesizliğe ve olumsuz çevre koşullarına bağlı olarak suça yatkınlık kazanır. Sevgi yetersizliğine, katı cezalar ve sürekli anlayışsızlık da eklenince suça itilme imkanı artar.

Önlem ve Koruma

Huzursuz bir aile ortamı ergenin, evden ve okuldan kaçmasına sebep olacaktır. Anne baba hiç olmazsa gencin yanında tartışmaktan kaçınmalıdır.

Davranış bozukluğu çocuktaki yetersizlik, önemsizlik ve değer duygusu eksikliğinden kaynaklanmaktadır. Bu nedenle öğretmen, anne baba ona değer verdiğini, önemsediğini fırsatlar oluşturarak gence hissettirmelidir.

Gencin kapasitesinin ve gücünün üstünde başarı beklememeli, elde ettiği sonuçlar olumsuz bile olsa tenkit edilmemeli, yavaş yavaş onu incitmeden daha iyi sonuç elde etmesine yardımcı olunmalıdır.

Genci daha iyi anlayabilmek için arkadaşlarını tanımak gerekir. Gencin arkadaşlarıyla da gençle nasıl iletişim kuruluyorsa öyle iletişim kurulmalı, gence nasıl önem ve değer veriliyorsa arkadaşlarına da aynı şekilde önem verilmelidir.

 

İNTİHAR

Ergenlik yılları diğer hayat dönemlerine oranla intiharın en çok olduğu dönemdir.

Nedenleri: İntiharın en belirgin nedenlerinin başında çocukluktaki sevgi yoksunluğu gelmektedir. Anne babanın ölmesi, ayrılması, aileden ayrılma, karşı cins tarafından reddedilme, grup içinde aşağılanma, onuru ile oynanması ergeni derin bir üzüntüye düşürebilir. Üzüntünün aşırı olması, bireyi çaresizlik içinde bırakması, ergeni ölüme bu acı verici duygulardan kaçmanın bir yolu olarak bakmaya itebilir. Ölümün sıkıntılardan kurtulmanın tek yolu olarak görülmesi ergenlerin intihar etme riskini arttıran çok önemli bir etkendir.

Belirtileri: İntihar öncesinde intihara eğilimi olan bireyler bazı işaretler gösterirler. En belirgin ipucu bireyin canına kastetmeyi düşündüğünü ifade etmesidir. Bir şekilde hayattan bezdiğini intihar etmeyi düşündüğünü ifade eden birey kesinlikle ciddiye alınmalıdır. Daha önce intihara teşebbüs etmiş bir insan da açık bir şekilde intihar riski taşımaktadır.

Ölüm hakkında konuşmalar, ümitsizlik içinde olma, geleceğe yönelik isteklerden ve değer verdiği şeylerden vazgeçme, aile ve arkadaşlarından uzaklaşma, sürekli endişeli ve gergin olma, davranışlarda ani değişiklikler, alkol ve uyuşturucu gibi alışkanlıkları edinme, uykularda bozukluk, kendini değersiz bulma, sürekli bezgin ve mutsuz olmanın yanında hayatı yaşamaya değer bulmama gibi belirtiler intihar eğilimi taşıyanlarda gözlenmektedir.

Alkol ve uyuşturucu kullanma ile bireyler geçici bir güven duygusuna kapılabilirler ancak alkol ve uyuşturucu etkisi ile toplumsal baskılar daha az hissedilir ve gerçek eğilim ve duygular daha kolay ortaya serilir. Bu bakımdan alkol ve uyuşturucu hem intihar eğilimleri açığa çıkarması bakımından tehlikelidir hem de sorunlu olanlar için bir sığınma aracı olarak kullanıldığından sorunlarla baş etme yollarının öğrenilmesini zorlaştırır.

İntihar eden gençler arasında anne ve babası ayrılmış olanların oranının yüksek olduğu, yakın çevrelerinde intihar vakası ile karşılaştıkları ifade edilmektedir.

Önleme: ergenlik intiharlarının önlenmesinde ilk yapılması gereken anne babanın, öğretmenlerin ve ergenlerin eğitilmeleridir. Anne babalara ve öğretmenlere intihar eğilimi olan ergenlerin nasıl tanınacağını ve onlara nasıl yardım edileceğini öğretmek önem taşır. Ergenin intihar ile ilgili düşüncesi aile içinde çeşitli tepkilere neden olabilir. Panikleme, üzülme, kendini suçlama, durumu inkar etme, görmezlikten gelme ve önemsememe gibi. Bu durumda anne babaya durumun ciddiyeti anlatılmalıdır.

Anne baba ve öğretmenler için en önemli başlangıç bu eğilimi taşıyan gençlerle konuşmaktır. Bu konuşmanın onları değerlendirme, yargılama ve benzeri tavırlar taşımadan yapılması, destekleyici, onunla yakın ve sıcak ilişki kurmaya yönelik olması ilk şarttır. Ergen, onu anladığımızı, değer verdiğimizi ve destek olacağımızı hissetmelidir. İntihara teşebbüs edenlerin önemli bir kısmı derdini anlatacak kimse bulamamaktan yakınmıştır. Dertlerini ifade eden ergen kısmi bir rahatlama duyar.

İkinci yol ergenin sorunlarını çözme konusunda geliştirdiği başetme biçimlerini gözlemek ve ona bu konuda yeni stratejiler öğretmektir. Bireyler çocukluklarından beri çevresindeki insanların benzer durumlarda kullandıkları çözüm yollarını taklit eder. Sorunun ağırlığı altında ezilmek, onun çözümsüz olduğunu ve kendisine hiç kimsenin yardım edemeyeceğini düşünmek intiharı düşünenlerin sorunlarına yaklaşımlarında genellikle gözlenen tavır alışlardır. Buna karşılık sorunların önemli bir kısmının zamana ve içinde bulunulan şartların değiştirilmesi ile sorunlara yaklaşımlarının da değişeceğini kabul etmek daha olumlu bir yaklaşımdır. Sorunların üstesinden gelme ile ilgili olumlu bakış açıları öğretme ile kazandırılabilir. Sorunları ve çözümleri konusunda kendisinden daha deneyimli bireylerin değerlendirmeleri bireyin içgörü geliştirmesine yardım eder.

Üçüncü olarak intihar eğilimi olan bireye kaygı ve gerilimi ile başedebilmesi için gevşeme tekniklerini ve kendine güvenini desteklemek için güvenli davranış tekniklerini öğretmek önerilebilir.

 

 

 

 

 

 

 

KAYNAKLAR

 

-Çocuk Psikolojisi, Haluk Yavuzer

-Ergenlik Dönemi, Bekir Onur

-Genç Kız Psikolojisi Ve Cinselliği, Tuncel Altınköprü

-İnsan İlişkileri, Nuran Hortaçsu

 

şişli psikolog,istanbul psikolog, mecidiyeköy psikolok,çocuk psikoterapist ,psikolog, osmanbey psikolog

Uzman Klinik Psikolog HaÅŸim BELTEN

PSİKOHELP

şişli Şubemiz: Fulya Mah. Ortaklar Cad. Mevlüt Pehlivan Sok. Şıpka Apt.  No:4  Daire:11  mecidiyeköy / İstanbul

danışmanlık

Nasıl Daha İyi Kararlar Verebilirsin?(Psikolog önerisi)

Nasıl Daha İyi Kararlar Verebilirsin?(Psikolog önerisi)

Kararlarınızı nasıl veriyorsunuz? Başkalarına erteleyerek? Bilinçli bir şekilde artı ve eksilerini listelemek? Bir maliyet / fayda analizi yapmak?

BaÅŸkalarına veya bilinçli tartışmaya ertelemek basit bir karar için iyi olabilir – hangi filmde veya nerede akÅŸam yemeÄŸine gideceÄŸini. Ancak araÅŸtırmalar, daha karmaşık kararlar için, sezgilere güvenerek daha iyi olduÄŸumuzu gösterdi . Ap Dijksterhuis ve meslektaÅŸları, Hollanda’daki araÅŸtırmada karmaşık kararlar için, örneÄŸin bilinçsiz düşünce süreçlerimiz üzerine çekilen, doÄŸru daireyi, doÄŸru arabayı veya doÄŸru iÅŸi seçerken, aslında daha iyi sonuçlar ürettiÄŸini buldu (Dijksterhuis & Nordren, 2006 ). AraÅŸtırmacılar bunu “dikkatsiz düşünülmesi” hipotezi olarak adlandırdılar (Dijksterhuis ve diÄŸerleri, 2006).

Fakat sağlam kararlar üretmek için, sezgilerimiz basitçe tahmin etmekten başka bir şey değildir. Dijksterhuis ve meslektaşları, bilinçli olarak farkında olmayabileceğimiz, bilinçsizce erişebildiğimiz, uzun vadeli anılarımızda depolanan geçmiş bilgi ve tecrübelere dayanan bilinçli sezgileri tanımlıyorlardı . Bilinçli düşüncenin yüzeyinin altında, beyinlerimiz o zaman ilişkili dernekleri birbirine bağlar ve içgörü flaşıyla ortaya çıkan sezgisel sonuçlar çıkarır.

Sezgisel bilgeliÄŸimize çizmek , doÄŸru akıl çerçevesinde olmamızı gerektiriyor. Berlin’deki son araÅŸtırma, endiÅŸelendiÄŸimiz zaman kötü kararlar aldığımızı göstermiÅŸtir. Kaygı , sezgisel iÅŸlevimizi bozarak beynin karmaşık bilinçaltı iliÅŸkisel sürecini kısa devre yapar (Remmers & Zander, 2018).

Önemli bir karar vermeniz gereken bir dahaki sefere durumunuzu gözden geçirmek için zaman ayırın, sonra mola verin, yürüyüşe çıkın, dinlenin, bilinçli zihninizi işgal etmek için bir şeyler yapın ve beyninizin ilişkisel güçlerinin çalışmasına izin vererek sezgisel üretin İhtiyacınız olan fikirler.

psikolog, istanbul psikolog, psikoterapist, çocuk terapisti, çocuk, aile terapisti, şişli, beşiktaş, meidiyeköy, osmanbey

Grisanzio ve ark., 2018

Yapay Zeka Psikiyatrik Tanı Geliştirebilir mi?(psikolog)

Yapay Zeka Psikiyatrik Tanı Geliştirebilir mi?(psikolog)

Bu yapay zekanın ortağımız olacağına inanıyoruz . Kötüye kullanırsak, bu bir risk olacaktır. Doğru kullanırsak, ortağımız olabilir.

                         – Masayoshi Son

Ne yazık ki, birçok insan için mevcut psikiyatrik ve psikolojik yaklaşımlar yeterli netlik veya rahatlama saÄŸlamamaktadır. Genellikle daha iyi karakterize edilen birçok “geleneksel” fiziksel “hastalığın aksine (yine de pek çoÄŸu anlayışa meydan okumaya meydan okuyor olsa da ), psikiyatrik hastalık, beyindeki muazzam karmaşıklık nedeniyle tıpta meydan okumalar getiriyor ve zihin, tarihsel olarak deÄŸerlendirme ve tedavi araçları geliÅŸtirmede güçlük çekiyor. Göreceli olarak yakın zamana kadar tanısal kategoriler klinik gözlem ve semptomların ve tedavi yanıtlarının istatistiksel analizine dayanarak kusurlu bir bilim kazandıracaktı. Bu durum yine de önemli ölçüde geçerli olmakla birlikte, 21. yüzyılın baÅŸlangıcında, deÄŸerlendirme ve hesaplama analizindeki geliÅŸmelerin bir sonucu olarak gelecekteki iyileÅŸtirme için umut veren daha güçlü araçların geliÅŸimini görmeye baÅŸladık. SaÄŸlıklı yaÅŸam ve hastalıkta beyin iÅŸlevini daha iyi anlayarak ve psikoloji ve akılla biyolojik baÄŸlantılar kurarak, beden zihni, fiziksel zihinsel bölünme köprülü olmaktan yavaÅŸlıyor.

Son teknoloji.

Mevcut psikolog psikiyatrik tanıdaki sınırlamalardan birisi, birçok koÅŸulun çakışmasıdır. Kaygı, duygudurum bozuklukları, korku , konsantrasyon ve bellek ile güçlük , enerji seviyesi deÄŸiÅŸiklikleri ve çeÅŸitli diÄŸer belirtiler birçok tanıda paylaşılıyor. Hastaların en az% 50’sinde birden fazla psikiyatrik tanı alınıyor; bazen tanı koymama ve bazen fiili birlikte görülen durumların bir sonucu olarak ortaya çıkıyor.

Birden fazla saÄŸlayıcıyı ziyaret edenler farklı ÅŸekillerde teÅŸhis edilerek karışıklığa, güvenin azalmasına ve iyileÅŸme planlamasının karmaşık hale gelmesine neden olabilir. EndiÅŸe ve depresyonun dünya çapında en çok verim kaybı ve yüke neden olduÄŸu göz önüne alındığında, daha doÄŸru zihinsel saÄŸlık modelleri geliÅŸtirmek zorunludur (örneÄŸin, Dünya SaÄŸlık Örgütü) ve mevcut tedaviler genellikle hastaların sadece% 30’u için çok etkilidir. Geçerli biyolojik testlerin geliÅŸtirilmesi (“biyolojik belirteçler”) için ve daha etkili tedaviler ve tedavi planlarıyla tanı baÄŸlamak için daha doÄŸru teÅŸhis yaklaşımlarına açıkça ihtiyaç duyulmaktadır. Günümüzde mevcut teÅŸhis terminolojisi bugüne kadarki en iyi çabayı temsil etmekle birlikte, psikolojik saÄŸlık konusunda daha iyi bir anlayış elde etmek için yeni yöntemler mevcuttur.

Klinik verilere özgü tutarlı kalıpları aramak için matematiksel araçlar kullanarak psikiyatrik tanıya yaklaÅŸmak, insan önyargılarına (istatistiksel analizlere raÄŸmen) hataya maruz kalan klasik tanı yaklaşımlarına kıyasla avantaj ve daha fazla lehine tanıdık kategorilere tutulma riski vaat etmektedir DoÄŸru yaklaşımlar, İnsanlar deÄŸiÅŸime direnme eÄŸilimindedir ve yeni olan her zaman daha iyi olmasa da, düşünceli yeni yaklaşımlara açık olmak saÄŸlık bakımını ileri götürür. Makine öğrenme, muazzam veri kümelerine bakmak ve diÄŸer tekniklerden kaçan verilerdeki faydalı kalıpları keÅŸfetmek için güçlü bir araçtır. AI-tipi yaklaşımlar kullanarak araÅŸtırmacılar, semptomların, “teÅŸhis kategorileri” ni kesip nasıl “transdiagnostik” perspektifler geliÅŸtirdiklerinin tutarlılıklarını görmek için hesaplama gücünden yararlanabilirler. Bu bir dereceye kadar ergenlerle yapılmış olsa da , yetiÅŸkin psikopatolojisine makine öğrenimi uygulanmamaktadır.

Yetişkin psikiyatrisine yönelik bir transdiyagnostik yaklaşıma doğru.

Grisanzio ve meslektaşları (2018) yetişkinlerde farklı bozuklukların transdiagnostik özelliklerini tanımlamaya başlamak için, majör depresif bozukluk, TSSB ve panik bozukluğu olan 248 ve psikiyatrik tanı almayan 249 kişi olmak üzere 497 yetişkin ile çeşitli demografik geçmişe sahiplerdi . Çalışmak için bu üç tanıyı seçtiler, çünkü ortak noktalardı ve katılımcılar genellikle DEHB , yaygın anksiyete bozukluğu , obsesif kompulsif bozukluk, distimya ve mevsimsel duygulanım bozukluğu gibi ek tanılar almıştı . Madde kullanım bozukluğu, beyin hasarı ve test prosedürlerini etkileyebilecek diğer koşulları olan katılımcıları dışladılar.

Katılımcıları, Hamilton Depresyon Derecelendirme Ölçeği, DSM-IV için Yapısal Klinik Görüşme ve diğerleri gibi kabul edilmiş tanı araçlarını kullanarak değerlendirmişlerdir; Anksiyete, stres , benlik saygısı , umutsuzluk ve sayısız diğer semptomları ölçen psikiyatrik semptomların Depresyon, Kaygı ve Stres Ölçeği kullanan öz bildirim ölçeği; bilişsel fonksiyonu değerlendirmek için bir nevrokognitif pil (IntegNeuro) ; Temel beyin aktivitesini değerlendirmek için EEG (elektroensefalografi); ve Tarama için Kısa Risk- Esneklik İndeksini kullanarak günlük işlevsel kapasite .

Veriler öncelikle “ana bileÅŸen analizi” ile ana klinik ölçütlerdeki eÄŸilimleri belirlemek için analiz edilmiÅŸ ve ardından insan girdisi gerektirmeyen ancak veri içerisinde bulunan önemli kümeleri bağımsız olarak tanımlayan bir makine-öğrenme yaklaşımı kullanılarak “denetimsiz” bir analiz yapılmıştır. Son olarak, 497 katılımcının ana grubunun test edilmesine ek olarak, sonuçların geçerliliÄŸini doÄŸrulamak için “bağımsız doÄŸrulama örneÄŸi” saÄŸlamak amacıyla, 381 eriÅŸkinten tamamen farklı bir grup üzerinde aynı önlemleri tekrarladılar. Bulguları, hem birincil test konuları hem de bağımsız doÄŸrulama grubu için geçerliliÄŸini korudu ve saÄŸlam uygulanabilirlik gösterdi.

Temel analizde (“ana bileÅŸen analizi”, klinik verilerin çoÄŸunluÄŸunun (yüzde 71,2) sorumlu olduÄŸunu bulmuÅŸlardır: anhedoni, endiÅŸe uyanış ve gerginlik Bu 3 faktör, üç temel tanı kategorisinde klinik semptomları temsil eder ve kontrolsüz makine-öğrenme analizi, normatif hava durumu (saÄŸlıklı kontrol grubu), gerginlik, endiÅŸeli uyarılma, genel endiÅŸe, anhedonia ve melankoli olmak üzere 6 bağımsız küme ortaya çıkarmıştır: İşte makine öğrenme süreci grafiksel olarak benzemektedir:

Grisanzio ve ark., 2018
Kümelerin türevini gösteren aÄŸaç diyagramı (“dendrogram”).
Grisanzio ve diÄŸerleri, 2018
Birincil faktörlerden makine türemiş kümeler.

Bu kümelerin her biri, farklı klinik tabloları, nörobilişsel belirteçleri, EEG aktivitesini ve fonksiyonel durumunu birleştiren eşsiz parmak iziyle istatistiksel olarak farklı semptom gruplarını temsil eder. Farklı klinik özelliklere sahip olmanın yanı sıra, 6 küme, özellikle farklıydı:

  • EndiÅŸeli uyarılma: Zayıf günlük iÅŸleyiÅŸi, en büyük biliÅŸsel zorluk, özellikle de biliÅŸsel kontrolü bozulmuÅŸ.
  • Genel kaygı: Parietal kortekste beta-bant geniÅŸliÄŸinde (genellikle daha yüksek beyin aktivitesi ile iliÅŸkili olarak) daha yüksek EEG yanıtları ve bozulmamış günlük fonksiyon.
  • Melankoli: Özellikle sosyal olarak en zayıf günlük fonksiyon.
  • Anhedonia: frontal kortekste daha yüksek beta aktivitesi.
  • Gerilim: Yüksek stres seviyelerine raÄŸmen panolardaki ortalama performans.

Bu 6 küme transdiagnostik olarak konvansiyonel psikiyatrik tanılarla nasıl ilişkilidir? Bu şekil, şu anda kullandığımız teşhislerle kümelerin çakıştığı yerleri göstermektedir:

Grisanzio ve diÄŸerleri, 2018
Kaynak: Grisanzio ve diÄŸerleri, 2018

Psikiyatrik bakımın daha parlak bir geleceği var mı?  

Bu araştırma, yaygın psikiyatrik koşulların altta yatan semptomları veri odaklı bir perspektiften anlamak için yararlı olmakla birlikte, bu erken transdiagnostik çalışmanın yetişkinler üzerindeki etkileri, klinik uygulamada daha da arınmaya kapı açmaktadır. Mevcut tanı kategorileri bulanıktır, birbirleriyle çakışmaktadır ve belirli bir birey için neler olup bittiğinin en iyi resmini tam olarak yakalayamayabilir. Mevcut bulguları daha da doğrulamak ve genişletmek için devam eden araştırmalarla, tedavi planlaması için daha iyi olması gereken zihinsel sağlık değerlendirmesinde daha doğru bir yol gösterebiliriz.

Gelecekteki çalışmalar, ek tanı kategorilerini ve daha ayrıntılı bilgi edinmek için fonksiyonel beyin görüntüleme ve daha doğru teşhis için araçlar gibi değerlendirme araçlarını içerecektir . Hastalık mekanizmaları ve değerlendirme ve tedaviyle ilgili daha geniş bir anlayış ile birleşince , diğerlerinin yanısıra, farmakogenomik test, TMS, yeni ilaçlar ve üçüncü kuşak psikoterapikler gibi daha iyi araçlar görmeye başladık . Sonunda, psikiyatrik hastalıklardan mustarip olan kişilere, değerlendirme, tedavi ve özellikle gelecek nesiller için, önleme açısından rahatlama sağlamak için biyolojik temelli bir sistem geliştirmeyi umuyoruz.

şişli psikolog,istanbul psikolog, mecidiyeköy psikolok,çocuk psikoterapist ,psikolog, osmanbey psikolog

Uzman Klinik Psikolog HaÅŸim BELTEN

PSİKOHELP

şişli Şubemiz: Fulya Mah. Ortaklar Cad. Mevlüt Pehlivan Sok. Şıpka Apt.  No:4  Daire:11  mecidiyeköy / İstanbul

Narsisist veya Psikopat ile Nasıl Anlaşırsınız?(psikolog gözü ile)

Narsisist veya Psikopat ile Nasıl Anlaşırsınız?(psikolog gözü ile)

Sosyal medyada sıkça sorulan soru şudur: Narsisti psikopattan ayıran nedir ? Bu, konuştuğunuz kişiye bağlı olarak farklı görüşlere sahip olan derin bir sorundur.

Narsisistler, tecrübelerime göre, başkalarını devalüasyon pahasına aşırı değer biçme temel özelliklerine dikkat çekiyorlar. Kendilerini özel, ayrıcalıklı, haklı ve kusurlardan yoksun olarak düşünüyorlar-başka bir deyişle, başkalarına hiçbir şeyden vazgeçmeden bol bol huzur veriyorlar. Onların zihninde, onlar her zaman haklıdır ve kurallar onlar için gerçekten geçerli değildir. Hataları kabul etme ve sorumluluk alma becerisine sahip değildirler. İşler yürürse, onlara teşekkür ederim. İşler başarısız olursa, başkalarının suçudur.

En önemlisi, narsisistler ( Tehlikeli KiÅŸiliklerde tanımlanan kriterleri karşılayan ve Rodale 2014’te toplananlar gibi ), baÅŸkalarını eÅŸit olarak görmeye baÅŸlayamazlar. Böylece, baÅŸkalarını yere indiriyorlar (iÅŸ arkadaÅŸları, astları, aile üyeleri), isteklerini eziyor, eleÅŸtiriyor veya onlara kayıtsız ÅŸartsız, küçümüyor ya da hor görüyorlar. EÄŸer meydan okudular, öfke ile deÄŸil öfke ile tepki göstereceklerdir . Stuart C. Yudofsky, ” Ölümcül Hatalarda : KiÅŸilik ve Karakter BozukluÄŸu Olan İnsanlarla Zarar Verici İliÅŸkilerde Gezinmek” adlı kitabın yazarlarına göre , gerçek empati veya anlayıştan yoksun oldukları gibi, her bakımdan kendilerini mükemmel olarak görüyorlar. , “Ağır karakter kusurlu.

İşte narsisistlerin kendilerini nasıl gördükleri hakkında bir hatırlatma. Bu özellikler, küstahlıkları ve haughtiness nefes kesen gibi görünebilir – ama o nergisist tanımlayan özellikleri ÅŸunlardır:

1. Ben kendimi seviyorum ve senin de yaptığını biliyorum; Aslında herkes yapar-bunu yapmayan birini hayal edemiyorum.

2. Özür dilemene gerek yok. Bununla birlikte, ne yaparsam yapayım ne de söylersem de beni anlamalı, kabul etmeli ve hoşgörüyorsun.

3. Bu dünyada az sayıda eÅŸim var ve bugüne kadar bir tanesine rastlamadım. Ben en iyisiyim (yönetici, iÅŸadamı, sevgilisi, öğrenci vs …).

4. Çoğu insan ölmez. Beni yönetmek zorunda kalmazsam, başkaları da pis kılacaktı.

5. Kurallara ve yükümlülüklere sahip olduğunuz için teşekkür ederim, ancak bunlar çoğunlukla sizin için geçerlidir, çünkü onlara uyma vakti veya eğilimi yoktur. Ayrıca, kurallar ortalama bir kişi içindir ve ben ortalamanın çok üzerindeyim.

6. Umarım ben olduÄŸum her ÅŸeyi ve sizin için elde ettiÄŸim her ÅŸeyi takdir edersiniz – çünkü harika ve kusursuzum.

7. Eşit olabilmeyi isterdim, fakat biz olmayacağız ve olmayacak. Odadaki en zeki kişiyim ve okulda, işyerinde, ebeveyn olarak ne kadar iyi yaptığımı unapologik bir frekansla hatırlatacağım ve minnettar olmalısınız.

8. Kibirli ve maÄŸrur görünebilirim ve bu benim için sorun olmaz – sadece sizin gibi görünmek istemiyorum.

9. Ben ne yaparsam yapayım, herzaman bana sadık kalmanızı rica ederim; Ancak, sana herhangi bir şekilde sadık kalmamı bekleme.

10. Sizi eleÅŸtireceÄŸim ve senden bunu kabul etmenizi bekliyorum, ancak beni özellikle de kamuoyunda eleÅŸtiriyorsanız, öfke ile yanınızdan geleceÄŸim. Bir ÅŸey daha var: Asla unutmayacağım ya da affedemeyeceÄŸim ve sana bir ÅŸekilde geri ödeyeceÄŸim-çünkü ben bir “yara toplayıcıyım”.

11. Elde ettiğim şeyle ve söyleyeceklerimle ilgilenmenizi bekliyorum. Öte yandan, sizinle veya elde ettiğiniz şeyle hiç ilgilenmiyorum, bu nedenle hayatınız hakkında çok fazla merak veya ilgi beklemeyin. Sadece umurumda değil

12. Ben manipüle edici değilim; Başkalarını ne kadar rahatsız etse de, onları nasıl hissettirdiğine bakılmaksızın, yoluma devam etmeyi seviyorum. Aslında diğerlerinin zayıflar için duygular nasıl hissettiği umurumda değil.

13. Yaptığımız en küçük şey için bile her zaman şükran bekliyorum . Senin için, istediğim gibi yapmanı bekliyorum.

14. Sadece en iyi insanlarla ilişkiye giriyorum ve açıkçası, arkadaşlarınızın çoğu ölçmüyor.

15. Dediğim ve itaat ettiğiniz şeyi yaparsanız, işler daha iyi olur.

Tahmin edebileceğiniz gibi, narsisist, biriyle yaşamak, çalışmak veya bir kişi tarafından yönetilirse almak için oldukça hap vardır. Ama sözümü tutma. Bir narsisatçı tarafından mağdur edilen herkesle konuşun. Aşağılama ve ilgisizlik konusunda lisansüstü düzeyde bir ders .

BaÅŸka Bir İsimle Psikopat – Yırtıcıyı

Åžimdi psikopatıza geliyoruz. Robert Hare (psikopatlarda dünyadaki en iyi uzman), kriminologlar ve zihinsel saÄŸlık uzmanları arasında çok az bir anlaÅŸma olduÄŸu için tanımlar ve terimlerin biraz zorlaÅŸtığı yer burasıdır . DSM-V (Zihinsel Bozuklukların TeÅŸhis ve İstatistiksel El Kitabı, 5. gözden geçirme) ve Dünya SaÄŸlık Örgütü’nün ICD-10 (Uluslararası Hastalık İstatistik Sınıflaması-10’uncı basımı) kendilerini eÄŸitmek isteyen ortalama bir kiÅŸi için, Açıkçası hiçbir alışkanlık, baÅŸkalarına fiziksel, zihinsel, duygusal, psikolojik veya mali açıdan piÅŸmanlık duymadan yaÅŸamak suretiyle yaÅŸayan bu bireyleri anlama yol haritası deÄŸildir.

Ben yazarken neden budur Tehlikeli KiÅŸilikler Toni Sciarra Poynter, ben dönem avcı kullanmak yerine seçerek terimi psikopat imtina etmiÅŸtir. Ortalama bir kiÅŸi için, bu terimin, sosyopat , psikopat, alışkanlıkla suçlu ya da anti-sosyal kiÅŸilik gibi az anlaÅŸmaya varılan terimlerin hepsinden daha kolay anlaşıldığını hissettim . Hedef, kamuoyunu güvence altına almaksa ve bu kesinlikle benimse – insanların anlayabileceÄŸi ve kullanabileceÄŸi bir terim için çok daha iyidir.

Otuz beş yıldan fazla toplumsal yağmursuzluk kurbanlarıyla konuşurken ve çeşitli kitaplar için araştırma yaparken, mağdurların boğazına bıçak tutan veya hayatlarını tasarruf eden kişinin bir psikopat veya bir psikopat olup olmadığı umurumda bile değildi. bir sociopath. Dikkat ettikleri tek şey, bu kişilerin neye benzediğini tanımak, böylece onlardan uzak durabilmeleri veya onlarla etkili bir şekilde baş edebilmeleri.

Ne yazık ki, yırtıcılar her zaman bizimle, bir biçimde ya da baÅŸka bir yerde olmuÅŸtur ve birçok ÅŸey çaÄŸrılmıştır. İncil’de “kötülük” ile uÄŸraÅŸan altı yüzü aÅŸkın kayıt var. GeçmiÅŸte ya da ÅŸimdiki zaman, insanlar kötülükten ya da kötülük yapmış birinden bahsederken, genel olarak onun hakkında konuÅŸtıkları toplumsal yırtıcılıktır. BaÅŸkalarını vicdan azınlığına maruz bırakmak Cain’i, bugünkü herhangi bir üniversitede çekilen seri tecavüzcüsü gibi, Genesis kitabında tanımlıyor.

Toplumsal yırtıcılar başkalarından yararlanarak yaşarlar. Toplumun her düzeyinden her çeşit, şekil ve formda gelirler. Bazıları sokaklarda kanunsuzca yaşıyor, insanlara saldırıyor ya da daha kötü. Başkalarının, kargaşayı işledikleri saygın işler vardır. Kendilerini kurallar ya da yasalar tarafından engellenmemiş olarak görüyorlar. Ahlak ve ahlak, onlara sadece kelimelerdir. Başkaları için çok az veya hiç ilgi duymuyorlar ve bir kez daha sömürülebilir zayıf yönleri veya doğru fırsatı bulma fırsatından yararlanacaklardır. Ne kadar güvenli olursanız olun, sosyal yırtıcılar zayıf düşer ve bulunduğunuz her güvenlik mekanizması etrafında dolaşırlar. İçgüdüsel olma veya topluma zarar verme konusundaki özgürlükleri yetersizdirler ve oldukça insan haklarını ihlal ediyorlar.

Yırtıcıların ortak noktası, baÅŸkalarının kutsallığı için büyük bir ihmaldir. Onlara göre, en önemli öncelik, daha yüksek bir sosyal standarda göre yaÅŸamak deÄŸil, yakalanmamaktır. Bu dünyadaki Ted Bundys, Bernard Madoffs ve Jerry Sanduskys alçak gönüllülükten etkilenmezler. İnsan hayatları kendi seçtikleri yoldan kurtulacak ÅŸeylerdir ve yaptıklarıyla ilgili hiçbir piÅŸmanlıkları yoktur. Evet, kötüdürler, fakat daha spesifik olarak yırtıcıdırlar ve bu nedenle, yararlanacak bir insana ihtiyaçları vardır. Makul, çekingen, aldatmacacı, yalancı, ahlaka aykırı, soÄŸuk, yozlaÅŸmış, kötülüğü bozan, alçak gönülsüz, çirkin, kötülük ve gülünç – bunlar öyle. BaÅŸkalarını kullanmanın yaÅŸamındaki en deÄŸerli hedefi narsisistten farklıdır.

Yırtıcılara konuşurken yüzyılın çeyreği boyunca, sahip olduğum gibi, bir şeyler öğrenir. İşte onlardan kendileri, yaşamı ve mağdurları hakkında nasıl hissettiklerini anlatan bazı ürkütücü gözler. Tetikleyici bir uyarıya ihtiyacınız varsa, bu ortaçağda büyük bir trebuchet tetik uyarısıdır.

Yırtıcı Nasıl Düşünür?

  1. İnsan hakları hakkında daha az ilgilenebilirim – haklarıma ne oldu? Önce benimle ilgilenmeliyim.
  2. Yasalar ve kurallar kırılmak içindir – her zaman bir kısayol vardır – kuralların etrafında daima bir yol vardır.
  3. ÇoÄŸu kiÅŸi kandırır – geleceÄŸini görmeliydiler. Kendilerini savunamıyorlarsa ona yardım edemem.
  4. Kadınlar, olduÄŸu gibi davranılmayı hak ediyor – nasıl giyinip bizi yönlendirdiklerini görün. Bize yaptıklarını bilmediklerini mi düşünüyorsun?
  5. Hile? Herkes yapıyor; Herkes kendi içindesiniz. Ben bankadan ziyade hile değilim.
  6. Peki yalan söylersem ne zarar veririm? Herkes yalan söyler. Her neyse, yapmam gerekiyordu.
  7. Kanunlar ve kurallar kırılmış demektir – yine de aptal kurallardır. Hüner yakalanmamaktır.
  8. Birisi acı çekiyorsa benim için endiÅŸelenmeyin – onlar orada olmamalıydı – onların kötü ÅŸansıydı. Kazalar her zaman oluyor, bu farklı deÄŸildi.
  9. Neden yaptığımı bilmiyorum. Sadece yapmaktan hoşlanıyordum.
  10. Herkes gibi duygular hissetmiyorum. Sadece yapmam. Anlamıyorum. Ben her gün aynı şeyi hissediyorum.
  11. Evet, rap raporumuz var. Tüm hayatım boyunca hapisteydim ve hapse girmiÅŸtim -ama bu benim kimim deÄŸil – polisler hep beni üzerime çekiyor.
  12. Hayatını için yalvardı ama o anda hiçbir ÅŸey ifade etmiyordu – onun üzerinde kontrolüm vardı ve iyi hissettim.
  13. O hayır demeye devam etti, ama duramadım. Durmak istemedim.
  14. Benimle tartışmaya devam etti, ben de ona yumruk attım ve bu onun şikayetini durdurdu. Problem ne? Diye sordu. Beni itmekten daha iyi biliyordu.
  15. Tüm yatırımlar risklidir – bir ÅŸekilde onlar da açgözlülük için suçlanıyorlar. Onların benimle yatırım yapmalarını saÄŸlayan açgözlülüğü.

Derin bir nefes al. Bu kişilerin ne kadar kayıtsız ve kayıtsız olduğunu not ettiniz mi? Robert Hare, Vicdan Olmayan Kitabında çok iyi bir yere dikkat çektiği gibi, aslında hiçbir vicdana sahip değiller . Onlar istedikleri gibi yapıyorlar ve yaptıkları her şeyi mantıklı hale getiriyorlar. Çoğu durumda değişmezler ve terapiye iyi yanıt vermezler . Sana ya da yılanın geçmekte olan bir kemirgen için sahip olduğu kadar çok endişe duyduğuna göre tuttuğun ya da değer verdiğin bir şey var.

Gelen Tehlikeli Kişilikleri , biz yırtıcı gelen narsist ayırt iki yüz * özgü özellikleri üzerinde numaralandırılmış ve gerçekten bu iki kişilik türlerini ayırt etmek istiyorsanız o yakından incelenmelidir. Bununla birlikte, karakterin kusurlu insanlarına baktığım şeylerden biri şudur: Bunlar sonra ne var? Tanıma ve övgü istiyor musunuz? Yoksa senden bir şey isterler mi? Öyleyse ne olmuş?

Bir başka ayırıcı ise, narsisistler şeyleri halka açma eğilimi gösterir; halka duyurma ve tanıma önem verirler ve kibirli, övücü bir kitleyi severler. Bunun aksine, sosyal yırtıcı, çoğunlukla gizli çalışmayı ve izolasyonu tercih etmektedir. Sizi yalıtmak için gösterilen çaba, TEHLİKE diyen kırmızı bir bayrak olmalıdır!

Bu bireyler sizi ailenizden ve arkadaşlarınızdan ayırmak ya da sizi kamusal görüşten uzaklaştırmak istiyor. Tecrit edilerek yaptıkları işi yapabilirler. Zihninizi veya duygularınızı (bir kült gibi) kontrol etmeye çalışabilirler veya daha kötüsü, sizi vücudunuzu kontrol edebilecekleri bir yerde veya durumda istiyorlar. Böylece, park edilmiş vanlar arasında sizi köşeye sıkıştırabilir, sizi arabaya sokmaya çalışabilir ya da otel odasına ya da bir eve yolunuzdan çıkabilir; nerede olursa olsun, sizinle yalnız yola çıkabilirler. Alternatif olarak, conman / swindler paranızı kimseye söylemeden onlarla birlikte yatırım yapmanızı isteyebilir; başkalarından görüşlerini istemekten sizi alıkoyuyorlar; Zamanın bir faktör olduğu acil durumlar yaratır ya da ne yaptığınızı düşünmemek veya bir telefon görüşmesi yapmak için başka bir mazeret oluştururlar.

Bu arada, bir insanın hem habis narsisist hem de sosyal avcı olamayacağına dair hiçbir ÅŸey yoktur. Tarih, harekete geçtiklerinde saf sefalet getiren bu kiÅŸilerle doludur. Yeni baÅŸlayanlar için, Jonestown’un Jim Jones’una Guyana’daki ve Charles Manson’daki bir bakalım. Ama bu farklı bir gündür.

Tahmin edebileceÄŸiniz gibi, narsist ile keÅŸfedilmeyi gerektiren sözde psikopat arasında pek çok farklılık var – bu benim bakış açımdan kısa bir görüşme. Çok ilginizi çekiyorsa, ikisi arasındaki farkları incelemenize yardımcı olabilecek birçok kitap var.

YaÅŸamınızdaki bir noktada, ya bir narsisist ya da bir sosyal yırtıcı ile birlikte çalışacağınız, birlikte çalışacağınız, çalışacağınız ya da yöneteceÄŸiniz konusunda sizi uyaracağım. Bu bireyleri, davranışlarının sonucu olarak ne oldukları konusunda hızlı tanımlarsanız, maÄŸdur edilmemenizi önleme ÅŸansınız o kadar yüksek olur. Son olarak, yıllar boyu yüzlerce maÄŸdurla konuÅŸtuktan sonra, burada tekrarlamayı gerektiriyor ve bu, “İşkence görmek ya da maÄŸdur olmak için hiç bir sosyal yükümlülüğün yok”. Güvenli kalın.

 

şişli psikolog,istanbul psikolog, mecidiyeköy psikolok,çocuk psikoterapist ,psikolog, osmanbey psikolog

 

PSİKOHELP

şişli Şubemiz: Fulya Mah. Ortaklar Cad. Mevlüt Pehlivan Sok. Şıpka Apt.  No:4  Daire:11  mecidiyeköy / İstanbul

Hak Sahibi İnsanlar Neden Başkalarının İzlediği Kuralları Göz ardı edecekler?(psikolog anlayışı ile)

Hak Sahibi İnsanlar Neden Başkalarının İzlediği Kuralları Göz ardı ederler?(psikolog anlayışı ile)

 

Åžimdi bu ilginç – özellikle günümüz kültürünün içinde: Yeni bir araÅŸtırma, kendilerini özel ya da baÅŸkalarının olmadığı bir biçimde gören bazı insanların sıradan talimatları ya da her zamanki “ÅŸeylerin emrini” dikkate almadığını, diÄŸerlerinin çoÄŸu kabul ve takip edecektir. Bu konuyu araÅŸtıran araÅŸtırmacılar, alttaki sebebin dünyanın nasıl onlar için çalışması gerektiÄŸine iliÅŸkin narsistik bir bakış açısı olduÄŸunu bulmuÅŸlardır  .

Özünde, Cornell ve Harvard Tıp Fakültesi’nden yapılan bu ortak inceleme , yetki sahibi olma konusunda daha fazla kiÅŸinin, talimatları daha az yetkili olmayan insanlara göre daha az zorladığını buldu. Çünkü talimatları onlara “haksız” dayatma olarak görüyorlardı. BaÅŸkalarının kurallarına “teslim” etmek yerine bir ÅŸeyler kaybedeceklerdir.

Bu, bu insanlarla yaptığınız kiÅŸisel deneyimlerinizden ya da siyasi kültürünü gözlemleyerek sonuçlandırabileceÄŸiniz ÅŸeylerden tanıdık geliyorsa, bu ÅŸaşırtıcı deÄŸildir. Kısa bir süre önce John McCain’in Senato’da yaptığı konuÅŸmada, meslektaÅŸlarını “normal sipariÅŸ” e uymaya çağırmak çok dikkat gösterdi, ancak nihayetinde bunu yapmadılar. Hepsi “adalet” tanımına göre hareket etmek için katıldı.

Bu çalışmada, Emily Zitek ve Alexander Jordan özetinde , daha önceki araÅŸtırmalarda “insanlara – teknik açıdan daha yüksek bir yetki alanı olan – kiÅŸilere” sahip oldukları tercih ve kaynakları hak ettiÄŸine inanma ihtimalinin yüksek olduÄŸunu belirtti. Ayrıca sosyal açıdan kabul edilebilir veya yararlı olan ÅŸeylerden daha az endiÅŸe duyuyorlar.

Yeni çalışmanın amacı, bunun nedenlerini araÅŸtırmaktı. Zitek ve Ürdün ilk olarak bir kelime araması sırasında talimatları izlemekten kaçınma ihtimali yüksek olanları tespit etti. “Yetkili kiÅŸilik ” ölçütlerine göre yüksek puan alan kiÅŸilerin talimatları yerine getirme olasılığının düşük olduÄŸunu belirledikten sonra, hak sahibi bireylerin neden bencillik, kontrol veya ceza talimatlarını görmezden geldiÄŸini anlamaya çalışmak için bir dizi senaryo hazırladılar . Ancak bunların hiçbiri sonuçlarını etkilemedi. Hak sahibi insanlar hâlâ talimatlara uymazlar. AraÅŸtırmacılara, bireylerin talimatları izlemesi için yetki verilmesinin çok zor olduÄŸunu ÅŸaşırdı.

Ancak şaşırtıcı olmamalı: Psikoterapiden ve genel psikolojik gözlemden biliyoruz ki , özellikle de davranışlarında bir yetki hissi ile işaretlenmiş, narsisistik bir kişilik özelliklerini gösteren insanlar genellikle böyle davranırlar.

Ancak araÅŸtırmacılar bunu beklemiyordu. Zitek , “İnsanlara insanlara kesinlikle cezalandırılacağını söylediÄŸimizde herkesin talimatları izleyeceÄŸini düşündük, ancak hak sahibi kiÅŸiler hala talimatları daha az kiÅŸiden daha az alıyorlardı ” dedi.

Deneyler algılanan “adalet” meselesine dönüştüğünde, kaynaÄŸa daha fazla varmışlardı: Yazarlar yazıyor: “Hak sahibi insanlar haksız yere kabul etmektense kendilerini kaybetmek istemeleri nedeniyle talimatları izlememiÅŸlerdi” yazıyordu.

Zitek, “talimatları takip etme hakkına sahip insanları bulmaya ihtiyaç duyan (herkes için) bir meydan okuma, onları daha adil veya meÅŸru kılmak için talimatları nasıl çerçeveleyeceÄŸini düşünmektir” diye belirtiyor.

Ancak bununla iyi ÅŸanslar – yoksa, “adalet” kavramını, hak sahibi kiÅŸinin kendisine “adil” olarak tanımladığı her ÅŸeyi kabul etmedikçe tanımladığı sürece.

şişli psikolog,istanbul psikolog, mecidiyeköy psikolok,çocuk psikoterapist ,psikolog, osmanbey psikolog

PSİKOHELP

şişli Şubemiz: Fulya Mah. Ortaklar Cad. Mevlüt Pehlivan Sok. Şıpka Apt.  No:4  Daire:11  mecidiyeköy / İstanbul

Penman İzinli Kullanıldı

Empati, En Tehlikeli ve Şımarık Duygularımız mı?(psikolog ne diyor?)

Empati, En Tehlikeli ve Şımarık Duygularımız mı?(psikolog ne diyor?)

 

Merhamet, gerçek anlamını kaybederek hızla kullanıldığı bir kelime haline geldi. Birçok kiÅŸi (ve kuruluÅŸlar), ‘merhameti’, yoksulluÄŸun ortadan kaldırılmasına ve çevrenin korunmasına destek verdikleri ÅŸekilde , yani çok fazla ÅŸey yapmak zorunda kalmadıkları sürece lehte olduklarını belirtmektedir.

Penman İzinli Kullanıldı

İlk bakışta, bu biraz dehÅŸet vericidir … Ancak gerçek yürekten duyulan ÅŸefkat içten özeldir ve kolaylıkla karıştırılır. Merhamet, insan doÄŸasına öylesine gömülmüştür ki, az insan bunu yaÅŸayamaz. İnsanların düşüncesizce, adaletsizce veya haksız davrandığını gördüğümüzde öfkelendiÄŸimiz gerçeÄŸi, insanlığın özünde merhametli doÄŸasına bir vasiyetname. Cinsiyetçilik, ırkçılık ve eÅŸitsizlikten dolayı öfkeliyiz, çünkü merhametli yaratıkları önemsiyoruz. EÄŸer olmasaydık, o zaman sadece öfkeli olmazdık, onlarla ilgili umursamazdık. BaÅŸkaları için hissettiÄŸimiz ÅŸefkatten savaÅŸ bile ederiz, bunun yanlış olduÄŸunu düşünüyoruz. Merhamet insandır. Ve garip görünse de, bizim için de iyi.

Chapel Hill’de North Carolina Üniversitesi’nden Dr. Barbara Fredrickson ve insanlık duygusu konusunda dünyanın önde gelen araÅŸtırmacılarından biri, ÅŸefkat gibi olumlu duyguların geliÅŸtirilmesinin , yaÅŸamdaki baÅŸarıyı ve genel mutluluÄŸu aÅŸamalı olarak arttıran dört temel kaynağı oluÅŸturmaya yardımcı olduÄŸunu söylüyor . Öncelikle, psikolog mevcut anı dikkatle düşünme becerisi gibi biliÅŸsel kaynaklar oluÅŸturmaya yardımcı olur . Bu da, konsantrasyonu , yaratıcılığı ve odaklanmayı geliÅŸtirir. İkincisi, yaÅŸam boyunca bir ustalık hissi verme becerisi gibi psikolojik kaynaklar yaratmaya yardımcı olur. Bu, anksiyete, stres, depresyondan korunmaya yardımcı olabilir ve sıkışmış veya tükenmiÅŸ olma duyguları. Üçüncüsü, duygusal destek verme ve alma gibi sosyal kaynakları oluÅŸturur. Bu, aile baÄŸları ve arkadaÅŸlıklar kurmak ve sürdürmek için yardımcı olur. Ve dördüncü olarak, bağışıklık sistemini artırarak fiziksel kaynaklar oluÅŸturmaya yardımcı olur, böylece yaÅŸamınız daha saÄŸlıklı ve daha enerjik hale gelir. Bu dört kaynağı geliÅŸtirmek, yaÅŸamın zorluklarını daha etkin bir ÅŸekilde karşılamanıza ve fırsatlarından yararlanmak için size yardımcı olacaktır.

Kısacası Dr. Dr Barbara Fredrickson: ‘İnsanlar olumlu duygulara kalpleri açtığında, kendi büyümelerini onları daha iyi hale getiren ÅŸekillerde tohumlar.’

Dikkat , böyle olumlu duyguları arttırmanın oldukça etkili bir yoludur. Bunu birçok seviyede aynı anda yapar, ancak öncelikle insanların önceden bastırılmış duygularıyla yeniden baÄŸlantı kurmalarına yardımcı olarak çalışır (ayrıca şefkatle doÄŸrudan ilgilenen ‘Sevecenlik’ meditasyonu gibi özel uygulamalar da vardır ). Aynı zamanda, insanların duygularının yoÄŸunlaÅŸmasıyla aşırı duygusallaÅŸmalarını sona erdirmek için duygularının birçok farklı ‘lezzetini’ ayırıp anlamalarını saÄŸlar.

Buna iyi bir örnek, insanların ÅŸefkat ve empati kurma biçimlerini yanlış anlama (ve hissetme) yoludur . Empati, baÅŸka bir kiÅŸinin zihninin ve duygularının paylaşımını saÄŸlarken, ÅŸefkat aktif bir ÅŸekilde baÅŸkalarının acılarını hafifletmeye çalışır. Burada önemli fark yatıyor: ÅŸefkat aktifken empati pasiftir. Empati, bazı açılardan, merhamet için gerekli öncüdür. Bir baÅŸkasının sıkıntısını hafifletmek için motive edici bir güç saÄŸlar. Fakat etik açıdan tarafsız olduÄŸu için aynı zamanda ‘olumsuz’ ya da zorlayıcı bir duygu olabilir.

İnsanlar sıklıkla merhameti empati ile karıştırmaktadır. Oldukça acımasız bir benzetme, farkı vurgular: Bir iÅŸkenceci başınıza bir silah koyar. Empatik bir iÅŸkenceci silahı çocuÄŸunuzun başına koyacaktır. Merhametli biri silahı indirir … Aynı durum. Aynı aletler. Yalnızca çiÄŸ duygusal verilerin yorumlanması farklıdır.

Dolayısıyla empati tek başına oldukça tehlikeli olabilir (ve kuşkusuz az kendine saygılıdır). Aklıma göre, empati, hafif bir eğlencelik veya hatta röntgencilik taşıyor . İronik olarak çoğu zaman niyetlerin en iyisine sahip olan haber medyası tarafından canlandırılıyor. Yirmi Birinci Yüzyılda Empati, aynı zamanda zihinsel sağlık ve refah için çok zararlı olabilir . Hepimiz savaşın parçaladığı dünyanın görüntülerinden rahatsız edici görüntülerle boğulduk. Yetenekli gazeteciler, fotoğrafçılar ve yayıncılar, en çok rahatsız olan hikayeleri ve imgeleri almak için yarışıyorlar. Empati daha sonra onların ruhumuza girmesini ve zihinsel refahımızı olumsuz yönde etkiliyor olmasını sağlar.

Karanlık siyasi ve ekonomik güçler aynı zamanda doÄŸal empati anlayışımızı bizi uzun vadede etkilenemeyeceÄŸimiz arızalanabilir savaÅŸlara sürüklemek için kullanabilirler. Bir ÅŸey kötülüğünü atlatırlarsa, genç erkekleri ve kadınları öldürmeye gönderir diktatörlük ve barış getirmek. İnsanlar ‘bir ÅŸey yapılması’ gerektiÄŸine inanan kiÅŸilere yönlendirildikleri için onları uçurmaya gönderdikleri baÅŸka bir ÅŸey daha var. Oldukça basit bir ÅŸekilde, son 20-30 yılda yapılan birçok Batı müdahaleleri, sadece silah endüstrisini zenginleÅŸtirmek, “bir ÅŸeyler yapmak” arzumuzu tatmin etmek ve heyecan verici görüntüler içeren haber kanalları saÄŸlamak için hizmet etmiÅŸtir. Peki ne bitti? İç savaşın gidiÅŸatını etkileyebilir miyiz? Daha merhametli bir yaklaşım, korkunç ÅŸeylerin gerçekleÅŸebileceÄŸini ve onları kesinlikle kontrol etmediÄŸimizi kabul etmek olacaktır. Bu senaryolarda, en iyi uygulama ÅŸekli tıbbın ilkesini benimsemektir. Yani: ‘Önce, zarar vermeyin’. Ve bu hiç bir ÅŸey yapmamak anlamına gelebilir.

Olumlu duyguların büyümesini aktif biçimde geliÅŸtirerek empatiyi merhamet yerine koyma eÄŸilimine karşı koyabiliriz. Yakın tarihli çalışmalar, bunu Metta (veya Sevecenlik) olarak bilinen belirli bir meditasyon türü kullanarak yapmanın mümkün olduÄŸunu göstermiÅŸtir. Görkemli bir çalışmada, Dr. Fredrickson ve North Carolina Üniversitesi’ndeki meslektaÅŸları, bu meditasyon uygulamasının, merak, eÄŸlence, umut, sevinç, huÅŸu ve sevgi kadar çeÅŸitlilik gösteren duyguların zevkini ve yoÄŸunluÄŸunu arttırdığını keÅŸfetti.[i] Buna karşılık, bu olumlu duygular, mutlu ve yaratıcı bir yaÅŸam için gerekli dört temel kiÅŸisel kaynağı, yani; biliÅŸsel, psikolojik, sosyal ve fiziksel. Bu, meditasyonu yapanların hayatta artan bir amaçla kendilerini buldukları, daha fazla arkadaÅŸları olduÄŸu, daha mutlu ve daha saÄŸlıklı olduklarını ve sonuç olarak hayatlarından memnun oldukları anlamına geliyordu. Ve zamanla, bu duygular geliÅŸmiÅŸ yaratıcılık, düşüncenin açıklığı, biliÅŸsel esneklik ve merhamete yol açar. Bu çok da erdemli bir daire; mutluluk baÅŸarıya götürür – ve daha büyük bir mutluluk için baÅŸarı kazanır. Bunlar sadece kendileri için hoÅŸ geldiniz sonuçları deÄŸildir. Son zamanlarda yapılan çalışmalar, bu tür pozitif ruh hallerinin doÄŸrudan farklı düşünmeyi geliÅŸtirdiÄŸini keÅŸfetti; bu da yaratıcılığın altında yatan düşünce tipidir. [Ii]

Belki de, topluca düşünmeyi ve daha yaratıcı davranmayı öğrenebilirsek, dünyanın sorunlarıyla daha etkin bir şekilde uğraşabiliriz. Onlarla empati kurma riskinden ziyade, istihbarat ve merhamet ile baş etmeyi öğrenebiliriz .

 

şişli psikolog,istanbul psikolog, mecidiyeköy psikolok,çocuk psikoterapist ,psikolog, osmanbey psikolog

PSİKOHELP

şişli Şubemiz: Fulya Mah. Ortaklar Cad. Mevlüt Pehlivan Sok. Şıpka Apt.  No:4  Daire:11  mecidiyeköy / İstanbul

Yüksek Profilli İnsanlardan Özür Dileme! Neden Özür Edilir?(psikolog ne diyor)

Yüksek Profilli İnsanlardan Özür Dileme! Neden Özür Edilir?(psikolog ne diyor)

 

Neredeyse her gün bununla ilgili örnekleri görüyoruz: Yüksek profilli bir kiÅŸi kabul edilmiÅŸ bir davranış standartını ihlal ediyor ya da yasayı açık yasa dışılaÅŸtırmaya itiyor. Daha sonra, maruz kaldıklarında veya yakalandıklarında, o hızlı ve bolca özür diler. ÇoÄŸu gözle görülür politikacılar, eÄŸlenceciler, ÅŸirket yöneticileri ya da baÅŸkalarıdır. Kötü davranışlarından dolayı “üzüntü” ifade etmeye ya da piÅŸmanlığa kapılmamak için çabucak davrandılar. Ve “daha iyi insanlar” olmayı taahhüt ederler , kimseden af dilemeyin vb.

Çoğu durumda, kimse gerçekten onlara inanmaz. Ancak, çoğunun yetiştirdikleri kamusal imaja ya da aldıkları siyasi duruşlara göre münafıklar olduğu çok görünüyor mu? Elbette, bunun sebebi budur. Ancak bazı yeni araştırma ek sağlayan bir anlayış  ihlallerde için özür bazı insanlar genellikle pişmanlık kendi ifadelerinde samimiyetsiz görünmesini neden. Ve bulgular muhtemelen hep birlikte hissettiğiniz ile örtüşüyor.

İsrail, ABD ve Hollanda’dan yapılan bu uluslararası araÅŸtırma, özür dileyen kiÅŸilerin toplumsal statüsünün ne kadar büyük olursa o kadar alçak gönüllü ve otantik olarak algılanacağını bulmuÅŸtur. Yazarlardan Arık Cheshin’den birine göre ve bu özette “Yüksek statü sahibi kiÅŸiler duygularını daha etkin bir ÅŸekilde kontrol edebilen ve stratejik olarak kullanabilecekleri bir kiÅŸi olarak algılanıyor ve buna göre daha az samimi olarak algılanıyor” diyor. Ne kadar çok üst düzeydeyse, duyguları o kadar az otantik olarak algılanır. ”

Deneysel Psikoloji Dergisinde yayınlanan psikolog çalışmalarında, yüzlerce katılımcıyı içeren bir dizi deneyden oluÅŸuyor ve burada ayrıntılı olarak açıklanıyor . Sonuçta, araÅŸtırmacıya, bir suç iÅŸlemiÅŸ ve daha sonra özür dileyen kiÅŸiler hakkında bilgi verildi. Bazıları CEO ve diÄŸerleri ise alt düzey çalışanlar olarak tanımlandı. Bulgular, CEO’ları gösterilen duyguların, alt düzey çalışanlara göre daha az samimi olarak algılandıkları yönündeydi.

Çalışmanın verileri, birisi duyguları stratejik, kendi kendine hizmet eden yollarla kullanabildiÄŸinden, daha güçlü ve daha üst düzey bir kiÅŸinin algılanışını gösterdi. Cheshin’e göre , “Bu varsayım, CEO’nun kaybedeceÄŸi çok ÅŸey var ve buna göre empati kurmak için duygularını kullanmaya daha güçlü bir motivasyona sahip. Buna göre, katılımcılar onları daha az samimi olarak nitelendirdiler. ”

Cheshin, “Bu meseleyi iÅŸ dünyası baÄŸlamında inceledik, ancak sonuçlarını kesinlikle siyaset gibi diÄŸer alanlara uygulayabiliriz . Politikacı ne kadar kıdemliyse, stratejik olarak duyguları kullandıklarını … bir ÅŸeyler elde etmeye çalıştıklarını varsayabiliriz ve bunları aynı durumda daha az samimi olarak algılıyoruz “.

Kötülükleri affetme isteÄŸi söz konusu olduÄŸunda, araÅŸtırmanın bir baÅŸka kısmı, özür dilercesine, daha az samimi olarak algıladıkları CEO’ların da affedilme konusunda daha az hak gördüğünü bulmuÅŸlardır. Bununla birlikte, katılımcılar daha alt düzeydeki çalışanın ihlallerini daha fazla affetme eÄŸilimindeydiler.

Kesinlikle düşünce için yiyecek. Özellikle bir dahaki sefere bir daha özür dilediğini duyduğunuzda, inanılmaz derecede inanmıyorsunuz!

şişli psikolog,istanbul psikolog, mecidiyeköy psikolok,çocuk psikoterapist ,psikolog, osmanbey psikolog,çocuk

PSİKOHELP

şişli Şubemiz: Fulya Mah. Ortaklar Cad. Mevlüt Pehlivan Sok. Şıpka Apt.  No:4  Daire:11  mecidiyeköy / İstanbul

KuanshuDesigns

Bağışlamada, Sevgiye ve Cesarete İhtiyacınız Var mı?(psikolog gözünden)

Bağışlamada, Sevgiye ve Cesarete İhtiyacınız Var mı?(psikolog gözünden)

 

Bağışlama , hem sevgi hem de cesaret içeren dengeli bir eylemdir . Bu dengeleme eylemi, dengesini kaybedebilir, bağışlayıcıyı kafa karıştırıcı olarak, bağışlama sürecini durdurabilir ve erdemin kendisine karşı gereksiz eleştirilere neden olabilir. Bunu  psikolog olarak dört nokta ile göstereceğim

İlk olarak, insanlar affedince onlara iyi davranmayana bir tür iyilik sunarlar. Buna sabır, şefkat, saygı ve hatta sevgi dahildir. Bağışın en yüksek şekli, sevincini, rahatsız olana yardım etmeye istekli olma, kişinin kendisini en iyi hale getirmesine yardımcı olma anlamında sevgiyi içerir. Bu tür aşk başkalarına hizmet eder.

KuanshuDesigns

İkincisi, insanlar bu tür bir sevgiyi düşündükçe, affını bir seçenek olarak reddetme neticesi ile anlam ve amacını bozabilirler. İşte bir örnek: Tecavüze uÄŸrayan, affedici bir ilgiyi ifade eden, öfke içinde tepki gösteren bir kadın affın tanımı geldiÄŸinde. “Ben o adama bayılacak deÄŸilim!” Onun kesin ifadesi oldu. BaÅŸka birini sevmenin bağışlamanın en yüksek biçimi olduÄŸu ancak bağışlayıcılar bazen orada bulunamayacaklarına ya da gitmeyeceÄŸi açıklandığı zaman, sakinleÅŸti ve dinledi. Şefkat veya sabrın ifade edilmesi, affedenin ÅŸu an sunabileceÄŸi ÅŸeydir ve bu tamamen meÅŸrudur. Bunu uygulamak için herhangi bir erdemin en yüksek zirvelere ulaÅŸmasına gerek yoktur. Bir kiÅŸi yorgun ya da sinirli olduÄŸunda baÅŸkaları ile mükemmel adil deÄŸilse, bu kiÅŸinin adaletsizliÄŸi olan bir dejenere olduÄŸu anlamına gelmez. Bağışlama ile aynı ÅŸey. Yine de, affedilen, yani baÅŸkalarını seven bu en yüksek ödeneÄŸin bir anlamda tutulması gerekir, çünkü gelecekte faydalı olmaktadır. ÖrneÄŸin, 18 yaşındaki oÄŸlunuzun deÄŸerli mülkünü çaldığını, tutuklandıklarını,fısıldayan komÅŸularından utanç duyuyorum. Bu ÅŸartlar altında af dileneÄŸini sevmek istemez misin? ÇocuÄŸunuza hizmet sevgisi sunmak istemez misiniz? Bağışlama denkleminin bir parçası olarak sevgi var olmalı.

KuanshuDesigns

Üçüncü olarak, bağışlayıcı bir kiÅŸiyi bağışlarken, kiÅŸinin “geçmiÅŸ dönemler bırakmasına izin ver”, “bırakın gidelim” e baÄŸlı bir eÄŸilime direne ihtiyacı vardır. Bağışlayan kiÅŸinin, merhamet teklifinin merhametini adalete ulaÅŸmanın zorlu düşüncesi ile dengelemesi gerekir. Haksız muamele nesnesi varsa affetmek, bağışlama yolculuÄŸunun bitmesi anlamına gelmez. Birinin haklarına veya adalet arayışına ayak uydurmanın affına eÅŸlik etmesi gerekir. Bu adalet arayışı, bağışlamanın bir parçası deÄŸildir, ancak ona eÅŸlik etmelidir. Affedilme ve adalet dengesinin olması gerekir ve cesaretin kullanılması bu ikisinin dengede tutulmasına yardımcı olabilir, böylece “verme” gerçekleÅŸmez. Cesaret, affediciyi adaletin sona ermesi gerektiÄŸini öğrenmeye yönlendirir. Cesaret, doÄŸruyu düzeltmek için harekete doÄŸru ilerliyor.

Dördüncüsü, cesaretin sürece hâkim olmasına özen göstermemeliyiz. Merhamet affedicilikten çekinmeyen cesaret, aşırıya kaçan bir adalete yönelebilir. Hücumdan çekilen öfke, bir “Shakespeare oyununda ünlü” etin denemesine neden olabilir. Cesaret kendi başına sıkarsa, sıkıntı ve hatta zulüm karşısında ayakta durmaya ve güçlü bir ÅŸekilde ayakta durmaya yardımcı olabilir, ancak kendi başına bırakırsa, pervasızca olabilir. Bağışlama , kötü davranan birine ölçülen yanıtı bilerek, bilgelikle durmamıza yardımcı olur .

Bağışlama, sevgi ve cesaret: birbirlerine ihtiyaç duyan bir takımdır , böylece bağışlayıcılar doğru çıkabilir.

şişli psikolog,istanbul psikolog, mecidiyeköy psikolok,çocuk psikoterapist ,psikolog, osmanbey psikolog

PSİKOHELP

şişli Şubemiz: Fulya Mah. Ortaklar Cad. Mevlüt Pehlivan Sok. Şıpka Apt.  No:4  Daire:11  mecidiyeköy / İstanbul